Pazartesi, Ağustos 24, 2015

Maraton, Dağcılık ve Tatil

Derler ki kimseye söyleyemeyecek olsalar hiç kimse maraton koşmazmış, zirvelere çıkmazmış. Katılıyorum büyük oranda. İnsanüstü bir efor sarf etmek ve her aşamasının acı, korku vs olduğu bu işlerde başkalarına böbürlenme imkanının itici bir güç olduğunu yadsımak mümkün değil.

Her ne kadar bu işler gibi yaparken kötü olmasa da "feysbuk tatilcileri" dediğim kişiler de benzer bir motivasyona sahipler. Hatta pew researchle yaptığım ortak analizler sonrası tatilcilerin yüzde 99'ı, yazlıkçıların %50'si tatili bir deneyim olarak yaşamaktansa başka insanlara nispet yapma, para kazandığını gösterme, mutluymuş gibi davranma imkanı olarak görüyor. Hak vermiyor değilim. Ama bu biraz porno sektöründe çalışanlara karşı beslediğim duygular gibi. Elbette istedikleri işi yapabilirler, haklarıdır ama sevdiğim insanların bu işi yapmasını istemem.

Geçenlerde bir arkadaşım anlattı. İşyerinde bi kadın tatil dönüşü bir kaç arkadaşına tatilde yaptıklarını anlatıyormuş. "Şöyle gezdim, şöyle eğlendim, harikaydı vs vs" Her şirkette olduğu gibi bir düdük makarnası sonradan kulak misafiri olduğu bu konuşmaya dahil olmuş:

- Pardon, nereye gittin tatilde?
- Kumburgaza, hihihi.
- S.ktir lan, Kumburgaz'ın nesini anlatıyorsun!

Adamı küfür ettiği için ayıplıyorum ama çuk diye yerine oturduğunu düşünüyorum. Bu postu okumayı burada bırakabilirsiniz.

Tabi Kumburgaz'dan kaçış kolay. Ama bazen kaçış imkanı da kalmıyor. Misal Tümay geçenlerde Bali'ye gidip paraları saçmış. Döndüğünde seve seve (istersen sevme) dinlemek durumunda kalıyor insan. Respect.

Benim nemrutluğum mu onu merak ediyorum. Yani gerçekten birbirlerinin hiç de enteresan olmayan tatillerini büyük bir zevkle dinleyen var mı?  Yaptığın şey denize girmek, güneşlenmek, ne bulursan yemek, inanılmaz manzaralara, harika yapılara götünü dönüp fotoğraf çektirmek, aranın bok gibi olduğu sevgilinle 32 diş pozlar vermek. Hepsi güzel, hepsi kabulüm (götünü dönmeden önce biraz incelediğini umuyorum) ama nedir yani, bir deneyim yaşadın onu mu paylaşıyorsun üstümüze mi işiyorsun anlamoorum.

Perşembe, Ağustos 20, 2015

Yeni Başlayanlar İçin Evi Olan Ev Arkadaşı Arayışı

Aramayın. Net. (20 Ağustos 2015 tarihi de "Net." kullandığım ilk gün. O gün bugün arkadaşlar)

(Salty bir post olacağı için ve dün bir arkadaşımın başını olayların sadece yarısını anlatarak şişirdiğim kendimden soğutmayı başardığım için size anlatmayacağım. İnsanlıktan soğuyor insan -sanki zaten bunun için yeteri kadar sebep yokmuş gibi) Ama mutlu bir post olarak şöyle devam edebilirdi mesela: Evi Olan Ev Arkadaşı Arayan Kişiyle Sadist Yaklaşımlar. Size tavsiyem bu. Çok eğlenceli. Hatta uydurma bir kaç ilan bile açılabilir - just for the thrill of it. Hmm, I'll let you ponder over that one boyz.

Neyse ki arkadaşlar, para var huzur var. Söylemiş mi idim?

Add caption

Pazar, Ağustos 16, 2015

A chess prodigy explains how his mind works

Ya bence tamamı akılalmaz ama 4:05'teki satrançla ilgili olarak hayatımda gördüğüm en etkileyici şey.

Cumartesi, Ağustos 15, 2015

Astroid ve İç Rahatlığı

Nasyonel Coğrafya'nın yaptığı bir simülasyon var. 500 kilometre çapında B612'nin milyor katı büyüklüğünde bir astroid Dünya'ya çarparsa olacakları gösteriyor. Videoyu izlememenizi tavsiye ediyorum. Sonumuz felaket.


O büyüklükte bir astroid çarpınca çarpma noktasından uzakta olup hemen ölmeyeceklerimiz için herhalde yörüngemizden sapar, uzay mekiğinin attığı safra gibi uzayda dolaşır ve ölüme gideriz diye korkuyordum ki bütün dünyanın alev topuna döneceği ve hızlı bir şekilde öleceğimizi öğrenince içim rahatladı. Zaten öyle bir astroid çarpacak olsa aylar öncesinden haberimiz olacak, yeteri kadar acı çekeceğiz beklenen son için. Böyle durumlarda en iyisi yüzüğümüzde zehir taşımak, hayatı olabildiğince hazza yönelik yaşamak ve zamanı geldiğinde kovulmak yerine istifa etmek olabilir. Ya da bir dakika, sanki bunları şimdi de yapabiliriz.

Dağlara, çöllere okyanuslara, göğe baktıkça çok büyük görünen dünyamız neyse ki çok küçük. Küçüğü geçtim Evren'deki madde miktarı yoğunluğu neredeyse sıfır. O yüzden böyle senaryolar mümkün ama pek olası değil. Ama gene de biraz perspekdif iyi gelir bünyeye. Zehri alır.

Salı, Ağustos 11, 2015

Kitaplar

Kindle'dan sonra basılı kitap almayı bıraktım. Basılı kitap güzel hoş ama bana getirisi doğaya götürüsünden fazla olduğu için ayrılmam gerektiğini düşünüyorum. Bu yüzden elimdeki bütün kitapları (neredeyse) başkalarının faydalanması için dağıtmaya karar verdim. İstanbul'daki kitaplarımın hepsini Maltepe'de yeni açılan Özgecan Aslan kütüphanesine bağışlamıştık bir kaç ay önce, geçen ay buradaki kitaplarımdan 50-60'ını Deli Dalgalar isimli, hapishanedeki hükümlülere kitap gönderen bir organizasyona verdim. Bugün de kalan İngilizce ve bir kaç Almanca kitabı Burak'a gönderdim (Burak burayı okuyorsan bu hafta için sana ulaşması lazım :o) Her zaman yanımda taşıdığım 10 kitapla ise vedalaşamadım maalesef. Onları da bu ay sonu taşınacağım Ankara'ya götüreceğim. Daha önce söylemedim değil mi? Evet, Evren'e gönderdiğim bütün "Hayatta Ankara'ya gitmem" sinyalleri yerine ulaştı. Neyse, it's a new life, it's a new day.

Not: Cizre'ye sözlük aracılığıyla gönderdiğim kitaplardan sonra sadece bir kere kitap bağışlamıştım. O da Aptullah Kuran kütüphanesine verdiğim "Har"dı. Herhalde duruyordur hala. Senelerce gurur duyduğum tek hareketim olmuştu zamanında.

Cuma, Ağustos 07, 2015

İskenderiye Dörtlüsü

Bunu hiç güzel bir şekilde söyleyebileceğimi sanmıyorum. Halbuki bende yarattıklarıyla, açığa çıkardıklarıyla, kafamda düşünüp de kendime hiç söylemediklerimi bana anlatmasıyla, kendi dünyasının içine çekmesiyle (ya da yutması da diyebilirim) İskenderiye Dörtlüsü'nü oluşturan Justine, Balthazar, Mountolive ve Clea okuduğum en harika kitaplar arasında ilk sıralara yerleştiler. Fevkaladeler.