Cuma, Kasım 29, 2013

2013 Kitapları

2013 yılı kitaplar açısından rezalet geçen bir yıl. O kadar az kitap okudum ki iki elin parmaklarının sayısını geçmiyor. Sırasıyla;

Predictably Irrational - Dan Ariely
The Upside of Irrationality - Dan Ariely
Eve Dönmenin Yolları - Alejandro Zambra
Kaiken - Jean Christophe Grangé
Fang Ailesi - Kevin Wilson
Jose Saramago - Körlük
Jose Saramago - Görmek
Naomi Klein - No Logo
Naomi Klein - The Shock Doctrine

Şu okulu bitireyim, şubat - haziran arası en az 10 kitap :)

Salı, Kasım 19, 2013

44 Günbatımı

Onlarca kez kitabı almış, yüzlerce kez okumuş bir Küçük Prens aşığı olarak günbatımlarını ayrıca çok severim. Çok çok üzgün olduğum zamanlar özellikle. Küçük Prens de çok çok üzgün olduğu bir gün güneşin batışını 44 defa seyretmiş. Astroit B-612 küçük olduğu için sandelyesini birazcık geriye itmesi güneşin batışını tekrardan izlemesine olanak sağlamış.

Yukarıda resmini koyduğum gibi ingilizce versiyonunda "forty-four" yani 44 yazıyor. Oysa Project Gutenberg'deki orijinal metinde "-Un jour, j'ai vu le soleil se coucher quarante-trois fois!" yani 43 günbatımı diye geçiyor.

Nedir bunun sebebi diye merak ediyorsanız açıklayayım: Saint-Exupery, Küçük Prens'i 43 yaşındayken yazıyor. Bir yıl sonrasında ise işgal altındaki Fransa için savaşırken ölüyor. Saint-Exupery öldükten üç hafta sonra Paris'teki Alman garnizonu teslim olarak Fransa özgür kalıyor.

Kitabın çevirmeni Katherine Woods, 44 yaşında ölen Saint-Exupery'nin anısına 43 günbatımını 44'e çıkarıyor. Büyük ihtimalle şu an kitaplığınızda duran baskıda da 44 günbatımı göreceksiniz. Küçük Prens'le ilgili olan her şey gibi bu da çok güzel ve duygulu.

Cumartesi, Kasım 16, 2013

Kendini Kandırma

İnsanoğlunun en büyük başarılarından biri, biribiriyle çatışan birden fazla düşünceyi bir arada tutabilmesidir. Bu sayede şarap içen müslümanlar, Çin'de "köle"lerin yaptığı iPhone'ları kullanan vicdan sahibi özgürlükçüler ve U2 dinleyen zevk sahibi müzikseverlerle karşılabiliyoruz. (son örnek tam bir uç nokta oldu gerçi)
İşin güzel tarafı zıt veya birbirini dışlayan düşünceleri taşıyan kişiler bunun pek farkında olmayabiliyorlar çoğu zaman. Fark edildiği zaman ise evrenin düzen düzeltici fonksiyonları devreye girerek bir temellendirme yaparak yardımcı olabiliyorlar.

Herhalde hayatın yaşanması çok zor bir deneyim olmasından kaynaklı böyle bir mekanizma var. Her insanın öleceği kesinken sanki ölmeyecekmişiz gibi yaşamamız bir gösterge. Her gün bu düşünceyle yaşamak mümkün olmazdı. Değil kendi ömrüm, Evrenin 15-20 milyar yıl sonra yok olma olasılığı bile yaşamaya engel olabilir.

Kendini kandırma George Costanza'nın "It's not a lie, if you believe it." bilgeliğiyle alakalı. İnsan kendisine yalan söylemek yerine kurgusal olarak başka bir gerçeklik uyduruyor ve ona inanıyor. Ortaçağ'da biri dünyanın düz olduğunu söylediğinde ona yalancı demek saçma olurdu zaten.

Elbette bu kadar etrafında dolandıktan sonra geçen haftalarda Emre ve Burcu'nun haftasonu ziyaretinde konuşmalarımız sonucunda kendi kendime uydurduğum bir kaç şeyi fark ettim. Sonucunda sevgililerimle yaşadığım problemlerde her boku onlara atsam da aslında itiraf etmeliyim ki çoğu sorunun kaynağı benim bağlanma sorunlarım ve hiç olmadıklarını düşünmem. Bakalım yaşam bundan sonra nasıl devam edecek.

Salı, Kasım 12, 2013

Diyalog

Geçenlerde 7-8 yaşlarında bir kızla babasının diyaloguna kulak misafiri oldum.

- Kızım senin amcan uçağa binmekten korktuğu için Amerika'ya gemiyle gidecek. Öyle salak bir adam işte o.
- Sensin salak!

İçimin yağları.

Çarşamba, Kasım 06, 2013

Aile İlişkilerimde Wikipedia'nın Yeri ve Önemi

İddia etmeyi çok seven bir aile olduğumuz ve yanlış biliyor olma ihtimalimizi sıklıkla düşünmediğimiz için aile içi saçma salak tartışmalarımız çok olurdu. Hala da olur. Tabi uzun mesafeden pek olmuyor ama ne zaman İstanbul'a gitsem pek sevgili ortanca abimle pek bi tartışırız.

Tartışılan konular da öyle derin konular da değil. O kadar basit şeyleri yanlış biliyor ve iddia ediyor ki mecburen müdahale ediyorum.

Birazdan vereceğim örnekle durumu karikatürize ettiğimi düşünebilirsiniz ancak yanılıyorsunuz. Olduğu gibi aktarıyorum.

Annemin getirdiği çayı uzun süre içmemiş olan abim çayın altına bakarak "Zaten karıştırmamışlar şekeri baksana" deyince önce şaka yapıyor sanmıştım. Halbuki herkesin malumu sıvıların çözünürlük katsayıları sıcaklıkla artar. Çay soğuyunca içerisinde çözünmüş şekerin bir kısmının tekrar katılaşarak çökmesi mümkündür. Ben tabi bunu abime anlattığımda, ek olarak da zaten çözünmenin bir fiziksel reaksiyon olduğu, şekerin kimyasal yapısının değişmediğini bu yüzden şekerin tekrardan katılaşmasının çok da şaşırtıcı olduğunu da ekledim.

Bana verdiği yanıt: "Evren sen küçükken çok zeki bir çocuktun şimdi tam gerizekalı olmuşsun."

Her ne kadar yaptığım açıklamayı beğenmeyeceğini baştan düşünmüş olsam da insan yine de Türkiye'deki en iyi Kimya bölümünden mezun olmuş bu kardeşinin sözüne itimat edeceğini ummam, en azından belki içinde bir şüphe oluşur diye düşünmem benim ne kadar naif olduğumu ya ülkedeki eğitim sistemine hiçbir güveni olmadığını bir kez daha göstermiş oldu.

Aradan yıllar geçti hala çözünmenin tersinir bir reaksiyon olduğunu bilmiyordur büyük ihtimalle.

Durumu açıkladığımı düşünerek aklıma gelen bir kaç örneği paylaşayım:

Londra olimpiyatlarında yarışan tekvandocu Servet Tazegül kadınmış. (bu iddiayı yaptığında ikimiz de Servet'i tatemide tekvando yaparken görüyoruz)
Son Havabükücü filminde Aang'i oynayan oyuncu kızmış.
Dünya Kupası tarihinde hiçbir zaman son şampiyon bir sonraki turnuvaya eleme gruplarına girmeden katılmamış.

Yalnız artık sayemde eskisi gibi tartışmıyoruz. Bir şeyi iddia ettiğinde Wikipedia sağolsun konuyu ayrıntılı bir şekilde öğrenip iddia edilecek şeyi ortadan çat diye kaldırıveriyor ve çok daha mutlu oluyorum. Düzelt, düzelt nereye kadar, insan yıpranıyor.

Salı, Kasım 05, 2013

Bundan Bir Süre Önce

Bir süre önce sonuçları çok üzücü bir sosyal deney okumuştum. Bilmiyorum tabi bu benim kırılgan yapımdan mı kaynaklanıyor, ama eminim geçmişinde kötü şeyler yaşamış herkes (yani kısaca 'herkes') bence deneyi ve bulguları okuyunca üzülecektir. Öyle ki okuyalı uzun zaman olmasına rağmen anca şimdi bunu yazıyorum. Okuduğum makalenin adı vs bilgilerini bulamadım, çok isterseniz arayabilirsiniz elbette.

Deney şöyle oluyor: Denek bir bilgisayar karşısına oturtuluyor ve ona ortada 10 dolar olduğu ve bilgisayarın karşısındaki diğer deneğin bu 10 dolardan kendisine bir kısmını alıp geri kalanını da ona vereceği söyleniyor. Yani karşıdaki adam kendine 6 dolar alırsa deneğe 4 dolar verilecek. Eğer 10 dolar alırsa deneğe hiç para verilmeyecek. Yalnız deneğin yapılan bölüştürmeyi veto etme hakkı var. Eğer adil olmadığını düşündüğü bir bölüşüm olursa mesela 9 doları kendisine ayırıp ona 1 dolar verirse bunu veto edebilir. Ama veto edilince iki deneğe de hiç para verilmeyecek.

Aslında karşıda başka bir denek yok. Asistanlardan biri otomatik olarak hep 7'ye 3 dolar şeklinde bölüşüm yapıyor. Eğer denek üç doları beğenirse üç dolar kazanıyor, beğenmezse hiç kazanmıyor ama en azından karşısındakine 7 dolar kaybettirmiş oluyor kendi açısında.

Deneyde ölçülmek istenen o anki ruh halimizin (mutlu ya sinirli) kararlarımızda ne kadar etkili olduğu. Deneye girmeden önce şimdi hatırlamadığım bir şekilde "priming" denen bir şey yapıyorlar. Mesela sizi bekleme odasında çok bekleterek sinirlenmenizi ya da başka bir şekilde sevinmenizi sağlıyorlar)

Deney sonucunda görülüyor ki pozitif priming yapılan denekler 7-3 dağılımı daha çok kabul ediyorlar. Negatif olarak şartlandırılmış denekler ise anlaşmayı pek kabul etmiyorlar.

Bunun üzücü bir tarafı ya da kötü bir tarafı yok. Çok olası, hiç de şaşırtıcı olmayan bir sonuç. Yalnız deneyin zekice kısmı bir kaç ay sonra denekleri tekrar çağırıp bu sefer teklifin diğer tarafında olmalarını sağlayınca oluyor.

Denekler bu sefer kendileri 10 dolardan bir miktarını alacaklar, kalanı paylaşacaklar. İşte üzücü olan kısım geliyor. Bir önceki deneyde 7-3 teklifi kabul etmemiş denekler daha adil bir bölüşüm önerirken (6-4 ya da 5-5 gibi) 7-3'lük teklifi kabul edenler nasolsa karşılarındaki kabul edecek diye 7-3 ve 8-2 gibi teklifler sunuyor.

Şimdi siz düşünün.