Salı, Kasım 27, 2012

Saç Malanır I

Uzun zamandır ne sesi çıkan ne soluğu duyulan ismi lazım olmayan arkadaşım İ. kendisini tekrardan hatırlatma isteğiyle yanmış, tutuşmuş ve kavrularak eski haline yani şerefsiz Levent'in senelerce içine oturtmuş olduğu kavruk halini tekrardan fark ederek, kısaca bilinçlenerek sahnelere geri dönmek için harekete geçer. Bunun için yapabilecekleri sınırlıdır. Kendisi doğumundan itibaren uzun cümleleri usta bir şekilde kısalarla devam ettirme gücüyle doğduğu için en iyi bildiği işi yapmak için kollarını sıvar. Cervantes'le başlayan en güzel yazın türü nasıl serüvenlerle koca bir yüz yılı devirdiyse arkadaşım İ. de on yıllarını hep aydınlanmalar, bilinçlenmeler ve pişmanlıklar modern dans üçlüsüyle geçirmiştir. Ancak felsefeyle ilgilenen kişilerin ve bütün yalnız ev hanımlarının bildiği gibi hayatımız sona ermeden onu değerlendirmemiz mümkün değildir. Zira sonu iyi olan her şey iyidir bir oyun ismidir sadece. Bütün hayatlar ölümle bittiği için hayatımıza pek de iyi diyemeyiz ama bu da mantıksal olarak hatalı bir çıkarım olur. "p ise q, q değil o zaman p değil" patlar anlayacağınız.

Nick Cave & The Bad Seeds - Push The Sky Away (Trailer)

Cumartesi, Kasım 24, 2012

SYEGBÇ

#1 McDonald's'ta yemek yedikten sonra tepsisini kaldırmayıp istihdam yarattığını düşünen çocuk, üzgünüm ama salak yemin ederim gerizekalısın.

#2 Beyaz xenon farlarını uzun yakıp önündeki aracın şoförünü kör eden gösteriş budalası zengin mal, üzgünüm ama salak yemin ederim gerizekalısın.

#3 Çocuğuna salak yemin ederim gerizekalı diyen anne, üzgünüm ama sensin salak yemin ederim gerizekalı.

Çarşamba, Kasım 21, 2012

Cesare Pavese

Cesare Pavese kadınların hiçbirinin erkeklerle parası için evlenmediğini, bir milyonerle evlenmeden önce mutlaka ona aşık olacak kadar zeki olduklarını söylemiş. Ayrıca paradan iğrenmek için çok paranız olması gerektiğini de demiş. Bence iyi demiş.

Pazartesi, Kasım 19, 2012

Think Again

Coursera.org 'da Think Again: How to Reason and Argue dersi haftaya başlayacak. Ben alıyorum. (Merve sana söylüyorum) Intro için buyrun.

Mesaj

Yıllar önce burada ismini vermeyeceğim bir arkadaşımız gittiği bir fuarda (otoşov olabilir) bir kızla tanışmıştı. Bizimki kızı beğenmişti. Telefonunu da almıştı. "Acaba?" diyorduk. Belki olurdu bir şeyler. Bir kaç defa sms attı kıza. Kızdan cevap bekliyordu. Ne kadar süre geçtiğini hatırlamıyorum. Olayı Ferit'e anlatırken "Yaa kıza mesaj attım ama hala bir mesaj atmadı" demişti arkadaşımız. Ferit ise ona "sence bu bir mesaj değil mi?" deyince önce arkadaşımız sonra biz aydınlanmıştık.

O gün bugün ne zaman bir "mesaj" atsam herhangi birine herhangi bir şekilde ve o kişiden herhangi bir yanıt almasam aklıma bu gelir. Bu sayede mesajın ulaştığından emin olursanız hiçbir şekilde yanıt almamak mümkün değil.

Pazar, Kasım 11, 2012

5 Yıl Sonra

2007'de mezun olmuştum. 5 yıllık bir aradan sonra yüksek lisansa başladım bu yıl. Bahsetmedim sanırım şimdiye kadar tam emin değilim. Okan Üniversitesi'nde uzaktan işletme bölümüne kaydoldum. Ales'i 85'in üzerinde olanlara yüzde elli indirim yapıyorlarmış. (Ales 85 ne yaaa demek istiyorum, şaka mı?) Aslında Çukurova'ya kayıt yapacaktım ama Okan'ın programı daha iyi gibi geldi. Ayrıca geriye kalan yüzde ellinin yarısını da şu an çalıştığım şirket karşıladığından ötürü düşeş oldu.

Bu haftasonu vizeler vardı. Ben elbette çok kötü bir öğrenci olduğum için (dersleri iyi takip etmeyen, dinlerken not almayan, sınav öncesi pek çalışmayan) tek güvendiğim şey programa kayıt olan kişilerin yeterince parlak olmayabileceğinden ötürü hocaların kolay soracak olmasıydı. Bence de öyle oldu. Vize sınavları sistemden olduğu için kendi sonuçlarımı öğrendim. Yönetim organizasyon 88, Finansal muhasebe 92, Pazarlama yönetimi 70 ve az önce biten İstatistiksel analiz 80 geldi. Ortalama ne bilmiyorum ama bence ben ortalama yapmışımdır. Not çok önemli değil zaten, özellikle mba'de. Önemli olan orada öğrenilenleri iş hayatında kullanmak. Ek olarak, eğitimin masraflı olduğunu düşünüyorsanız bi de cehaletin masrafını düşünün derim Mr. Dan Ariely'den alıntılayarak.

Geçen ay Mick için, bu ay sonu anbb için İstanbul'a gideceğim, aralık sonunda da finaller için. Bir yerimde duramadım.

Perşembe, Kasım 08, 2012

Pazar, Kasım 04, 2012

Kel Olma Korkusu

- Sende peladofobi var bunu biliyor musun?
- Peladofobi ne ki?
- Kel olma korkusu işte.
- Peladofobi keladofobi olması gerekmez mi? Yani mantıken... En azından benim için.
- Puhahahhaha
- Puahahahahah

Cumartesi, Kasım 03, 2012

Of all the gin joints...


Bundan tam üç ay önce İstanbul'a gittiğim zaman Barış'ın yıllardır çıkmayı bekleyen, seneler önce bir kısmını da okuduğumuz kitabını aldım. İlk sorduğum kitapçıda kalmamıştı, biraz daha yürüdüm ve Rob 389'a gittim. Orada vardı. Buluşmama daha 2 saat vardı. Starbucks'a gittim, oturup kitabı okumaya başladım. 30-40 sayfa okuduktan sonra "bütün kahveciler arasından benimkine" geldi. Kim mi? Satırlarını okuduğum kitabı yazarı. Sevgili Barış Abi.

Uzun zamandır görmemiştim kendisini. Pek görüşmesek de hep bir gönül birliği içinde olduğumuzu düşünmüşümdür hep. O ve Koray. Benim üç abim var biyolojik. Ancak bana gerçekten abilik yapmış olan bir abim ve o ikisi var aslında.

Çok sevindim bu tesadüfe ve konuşmaya başladık. Barış'la konuşmamızda benim pek de hoşuma gitmeyen bir çok yorum yaptı hayatımla ilgili. Doğru ya da yanlış bilemiyorum, büyük ihtimalle doğru. Hoşuma gitmediği için pek incelemedim. Hatta çoğunu hatırlamıyorum bile. Herkes bilmelidir ki insan kendi hayatını mutlaka incelemeli, onun tahlilini yapmalıdır. Bununla birlikte gereğinden fazla tahlil, insanı yaşamaktan alıkoyar. Barış'ın dediklerinde beni yaralayan kısım düşüncelerine çok değer verdiğim birisinin nasıl bu kadar hoyratça konuşabildiğiydi. Sonuç olarak başkaları tarafından söylendiği zaman hiç umrumda olmayacak sözler onun ağzından çıktığı zaman beni incitmişti. Bunu ona söyleyemedim o gün.

Sanırım ertesi gündü. Özge'yle buluştuk. Barış'la konuşmamızdan bahsettim ve ona "Acaba ben de onun gibi hiç farkında olmadan bu şekilde beni sevenleri kırıyor muyum?" diye sordum. Özge ufak bir sessizliğin ardından sanki bu soruyu bekliyormuş ya da ben sormasaydım da "Sen de öylesin ki" diyecekmiş gibi baktı. Çok anlam veremedim. Konuşmamızı cebime koydum. Hayatıma devam ettim.

Bundan bir ay önce üniversitedeyken sevgili olduğum bir kadınla konuştuk. Freshman zamanları Boğaziçi'nde. Sıkıntılı olaylar, hatta büyük olaylar olmuştu. Sonra herkes yoluna devam etti. Onun sevgilileri oldu, benim oldu. Daha sonra arkadaş da olduk. Beni ziyarete gelmişti askerdeyken, birbirimize sevgilileri anlatıp dertleşirdik. En azından ben öyle olduğunu sanıyordum. Benim uzun intiharımın başladığı zaman bir şekilde ona kızıp çok kötü bir arkadaş olduğu gerekçesiyle onu hayatımda istemediğimi söylemiştim. İki yıl sonra onu nette görünce selam verdim ve karşılığında ağız dolusu laf yedim. Meğer ben ne kötü biriymişim de haberim yokmuş. Elbette konuşmalarımız özel olduğu için burada anlatacak değilim ancak benim bundan seneler önce ona söylediğim bir sözden bahsetti. "Get a life." demişim ona. Evet, bundan 8-9 sene önce ona herhalde bir tartışma anında böyle bir şey demişim. Benim hatırlamadığım bir ayrıntı. Biri bana "Get a life" dese gülerim çünkü bu kadar gerizekalı bir söz çok nadir bulunur. Bu lafı söyleyen kesinlikle gerizekalıdır -istisna kabul etmez. Ancak bir şekilde bu söz söylenmiş ve işin kötü tarafı bunu ben söylemişim ve daha da kötü tarafı bu sözden ve söyleyen kişiden etkilenecek birisine söylenmiş. O kişi benim salak olduğumu düşünmek yerine hatayı kendinde aramış maalesef.

Barış bana "Get a life" demedi elbette, kendisi çok zeki bir insandır.