Salı, Haziran 14, 2011

28

Eşşek kadar adam oldum. Bundan sonra doğumgünü filan kutlamam.

Pazar, Haziran 12, 2011

Cave, Bargeld ve Harvey



Wim Wenders'in Dünyanın Sonuna Kadar (Alm. Bis ans Ende der Welt) filminin müziklerini ortaokuldayken Radyo 3'te bir programda dinlemiştim. O zaman tanımasam da I'll love you till the end of world şarkısnın ismine çaylak bir romantik olarak hasta olmuştum. Yukarıdaki video da Nick Cave ve en has iki Bad Seed'in bu şarkı üstünde çalışırken çekilmiş görüntüleri var. Şarkıyı dinlemek isterseniz de buyrun aşağıda:

Salı, Haziran 07, 2011

Mr. Leonard Cohen

It says: for Evren all the best Leonard Cohen

Dear Mr Cohen,

My brother, my sister and I are honoured to have your autograph.

Best Regards
Evren.


Lift me like an olive branch and be my homeward dove

Cuma, Haziran 03, 2011

Every Cloud

Every cloud has a silver lining.

Silver lining demisken. Metehan sen buradayken Fluxx oynamadik bak.

Perşembe, Haziran 02, 2011

Blog Okumayı Seviyoruz

Deryik bir post yazmış blog elemeleri diye. İsterseniz önce bir ona bakın, sonra geri gelmesi kolay çünkü 15 defa link vermiş bana. (Bütün oklar beni gösteriyor) Neredeyse tamamına canı gönülden katılmakla birlikte benim bir kaç ekleyeceğim şey var. Deryik'i ve kendimi tanımıyor olsam ulan ruthless fuck'lara bak derdim. Ne sanıyorlar kendilerini vs. Neyse ki uzun zamandır kendimizi ve birbirimizi tanıyoruz ve gönül rahatlığıyla çok iyi insanlar olduğumuzu söyleyebilirim. Bizi çok sevenler dışında kimseye kötülüğümüz olduğunu da sanmıyorum. O yüzden kim ki bu götler demeyin.

Deryik'in yazdıklarına baktığınızda dikkat edilmesi gereken noktalardan biri "blog"u ciddiye aldığımız. Bunun temelini de önce okumaya sonra da yazmaya olan saygımız oluşturuyor. Hepimiz biliyoruz ki çok az insan okuyor. İnternette daha çok bir resimlerine bakma ya da ne olmuş, ne yazmış, ne demiş hali var. Ne anlatmış o kişi diye pek umursayan yok.

Ekşisözlükle başlayan internette yazı yazma maceramın en önemli sebebi anlatmak istediğim şeyleri arkadaş çevresinde pek paylaşma imkanımızın olmamasıydı. Elbette benden daha zeki ve bilgili arkadaşlarım vardı, paylaşamama sebebi bu değildi, birlikte olduğumuz zamanlarda bütün üniversite öğrencileri gibi daha eğlenceli şeyler yapma isteği baskın çıkıyordu.

Sözlüğün formatı biraz zorlayıcı oluyordu, o yüzden bloglar daha iyi geldi ve uzun zamandır hayatımın bir parçasını oluşuturuyor. Her ne kadar burada hayatımın herhalde sadece yüzde 5'lik kısmı görünse de yüzde 5 büyük bir kısım.

Bunlar önbilgiler.

Etrafınıza baktığınızda okuyan insan az. Gerçekten az. Yazı yazan insan sayısı ise doğal olarak çok daha az. O yüzden blog okuyan kişi sayısı da az (resimlere bakanları demiyorum), blog yazan kişi sayısı çok daha az (resim yükleyenleri demiyorum). Yeni bir blog da kolay yetişmiyor çünkü tumblr ve twitter olayı bitirmiş, 140 karakter ve bir reblog tuşuna alışmışlar için oturayım yazı yazayım çok zor geliyor. Yeni bir blog görünce doğal olarak seviniyoruz.

Ama işte yeni bloglarda görmek istediklerimiz var. Mesela sayılarla kafayı bozmuş olmasınlar. Follow me follow you olmasın. Önceden link verme-isteme vardı. Mail atıp "ben sana link verdim ama seninkini hala göremedim" diye pek kendini bilmeyen bloggerlar vardı. Neyse ki bitti artık.

10 Adımda blogunuzu nasıl okutursunuz yazılarındaki stratejileri uygulamasınlar mesela. Yorum almanın en kolay yolu başka bloglara yorum bırakmaktır doğru ama sadece yorum bırakmak için yazmayın lütfen. 1 tane yazın tamam, hani "bakın ben buradayım" deme amaçlı olarak ama fazlası zarar.

Yüzlerce binlerce kim olduğunu dahi bilmediğiniz ve işin en güzeli hiç umurunuzda olmayan takipçileriniz olacağına bir avuç "aaa ne yazmış acaba bu sefer" diyen okuycunuz olsun.

İster blogunuzu kişisel kusma alanınıza dönüştürün, isterseniz sevdiğiniz şeyleri paylaşın ya da bilemiyorum işte ne diye yazıyorsanız (mutlaka bir sebebi vardır) yazın ama bir fark oluşturmaya çabalamak lazım bence. Farkı olan, imzası, tarzı olan blogları seviyoruz. Böyle bloglar da var. Bir kısmına bu sayfadaki linklerden ulaşabilirsiniz. Onların link verdiklerine de kefilim. Tabi bu kadar değil, rss'den okunulan bloglar da var.

Sonra mesela o bunu demiş bu şunu demiş blogları var. İyi güzel tabi. Peki, SEN ne diyorsun? Ben onu merak ediyorum. Ondan bahsedin lütfen.

Son olarak sanki deryik kötü polis ben iyi polismişim gibi oldu. Yanıltmasın. İkimiz de iyi insanlarız.

Çarşamba, Haziran 01, 2011