Salı, Mayıs 31, 2011

Sevgiliye Sorulmayacak Sorular

#45
Sevgilim, bu bizim şarkımız olsun mu?

Beraber olmaya başlamanızdan önce yayınlanmış bir şarkı için bu soruyu sormayın. Benden size tavsiye. Ya şarkı  onunla başkasının şarkısıysa? Bence gerek yok. Eğer yeni kuşaklar ikinizin olacak bir şarkı çıkaramıyorsa, en azından daha önce hiç dinlemediği bir şarkı seçerek güvenli sularda yüzmeye devam edin.

Pazar, Mayıs 29, 2011

Bond

Burayı eskiden beri okuyanlar nasıl bir Bond, James Bond hastası olduğumu biliyorlardır. O yüzden özet geçiyorum. 22 adet Bond filmini indirdim iki üç hafta önce. 60 gigabayt civarında. Kalitelisinden indiriyoruz. Her şeyin iyisine layık bir insanım ne de olsa. Neyse, uzun lafın kısası, hepsini önceden izledim ama bu sefer en baştan sırayla izleyelim. Benim favorim elbette 21 numaralı Bond filmi ve 6. Bond. Bu arada Bond 23'ün eli kulağındaymış. 2012'de, bilemedin 2013, en fazla 2014, taş çatlasa 2015, olmadı 2016'da izleyeceğiz. Tabi o zamana kadar yaşarsak.

1F

Geçen ay Fethiye'ye gittim. Daha doğrusu anlatacağım olay gitmeden öncesinde oldu. Uçak saatimi karıştırdığım için yaklaşık 5 saat öncesinden havalimanındaydım ve sıkıntıdan patlıyordum. Sonra bari dedim check-in yapayım da en azından güzel bir yerde (güzel yer de ne demekse uçakta, en fazla acil çıkış önü veya pencere kenarı işte) otururum dedim. Kullanmasını bilmediğim check-in makinelerinde cebelleşip beceremeyince havayolu çalışanlarından biri yardım geldi. Benim yaptığım işlemlerin aynısını bir de o denedi. Uçuş numarası mıdır nedir onu bilmediğim içim isim-soyisim girerek yapmaya çalışmıştım. Tabi yardımsever çalışan en baştan kendisi denemek istedi. Uçuş zamazingonuzu biliyor musunuz dedi, hayır dedim. Sonrasında ise "peki adınızı biliyor musunuz?" dedi. She really did that. Aşırı gerizekalı olmadığı için özür diledi en azından. Neyse, sonuç olarak check in yapamadım çünkü daha açılmamış vs. Ancak benim vahşi cazibeme dayanamadığı için bankoya gittik, benim için uçuşu açtırdı ve bana en güzel yeri ayarlayacağını söyledi. Ben de herhalde kokpite oturacağım ya da neyse artık. Ama öyle bir şey olmadı tabi. Bana 1F numaralı koltuğu verdi. Ona gülümsedim, teşekkür ettim. Arkamı döndüm, suratımdaki gülümsemeyi sildim ve 4 saat daha ne yapabilirim diye canımı sıkmaya başladım.

Uçağa bindikten sonra (arada bir kaç blog postluk kısım var ama başka zamana artık) ise sürpriiiizzzz. Uçakta  biri benim koltuğuma oturmuş. Amcaya dedim ki "sizin ki 1F mi?" Amca dedi ki "hayır 2F". Ben de içimden "ulan madem 2F niye en baştaki sıraya oturuyorsun". "2F mi" dedim dışımdan. Amca dedi "evet". "E kalksana o zaman" dedim içinden. Amca bana yanındaki boş koltuğu gösterip "seninki 2E olmasın" dedi. Ben de ona uçuş kartımı gösterdim. Amca bana koltukta yazan 2F yazısını gösterdi. Amca maçı kazandı. Ben hostun yanına gittim. "Nedir sorun" dedi. Dedim "benim koltuk numaram 1F" Dedi "bu uçakta 1F yok ki". Ben de ona "evet deneyim sonucu öğrenmiş oldum" dedim. Özür diledi. 3C mi ne öyle bir yere 60 kiloluk bir göt gibi oturdum, kaldım.

Alkışlar pegasus.

Cuma, Mayıs 27, 2011


Sometimes I go about in pity for myself, and all the while, a great wind carries me across the sky*. - Ojibwe Saying

*Bazen kendime acıyacak gibi olurum ve böyle zamanlarda güçlü bir rüzgar beni gökyüzüne doğru taşır.

Salı, Mayıs 24, 2011

All The Cocksuckers In Deadwood

Kemal Sunal'ın her eşşolueşşek deyişinde nasıl gülüyorsam Albert Swearangen da ne zaman cocksucker dese gülerdim Deadwood'u izlerken. Biri Deadwood'un birinci sezonundaki eşşolueşşekleri toplamış. Ben de güldüm. İşte böyle biriyim, bunlara gülüyorum. 10. bölümde hele Mr. Wu ile cocksuckerlaştıkları kısmı ayrıca bir seviyorum.

Pazartesi, Mayıs 23, 2011

Beş Yüz Days Of Summers



Kişisel veya hatta özel dediğimiz deneyimlerin bırakın daha önce başkaları tarafından yaşanmış olmasını şu an milyonlarca kişi tarafından yaşanıyor ve milyonlarca kişi tarafından yaşanacak olması onların değerini azaltmıyor ya da artırmıyor.

Cuma, Mayıs 20, 2011

For The Love You Bring

On sene önce bu zamanlar dünyanın en gerizekalı sınavlarından biri olan ÖSS'ye hazırlanıyordum. Rapor neyin aldığımız için bu zamanlar okula gitmiyorduk. Her sabah Alper'lere gidiyordum. Orada birlikte çalışıyorduk. Arada terk edilmiş köşklere gidiyorduk sigara içmek için. Orada bir halı saha vardı, hâlâ vardır büyük ihtimalle. Bazen takımlarda eksik futbolcu oluyordu, biz de kenarda bekliyorduk bedava oynamak için. Oyuncular yanımızdan geçerken "Çok formdayım, çok!" diye bağırıyorduk.

Tam da bu zamanlar BBC'de aşağıdaki videoyu izlemiştik. Şarkının klibini izlemediğimiz için en sondaki sürpriz bizi çok şaşırtmıştı. Neyse, çok nostaljik. Sonrasında Kadıköy'deki korsan cd satıcılarında uzun süre Invisible Band'i aramıştım. Travis buradan sana sesleniyorum, 10 sene geçmiş o günden bu güne, hâlâ müzik yapıyorsun, hâlâ aynısın, biraz başka şeyler yap bro. Hiç değişmemişsin.

Citation Needed III

You can trust me.[citation needed]

Perşembe, Mayıs 19, 2011

Citation Needed II

I won't leave you.[citation needed]

Bilmemne Zirvesinde G.te Kilitlenme


Neden bu fotoğrafın bilgisayarımda olduğunu bilmiyorum ama bir önceki yazıda olduğu gibi bu da ilk gençlik yıllarından kalma. Eskiden ne eğlenceliydin be sözlük. Şimdi de fena değilsin ama merak ediyorum şimdiki kullanıcalar iki ders arasındaki 10 dakikalık boşlukta koşa koşa BİM'e gidip sözlüğe giriyor mudur? Sanmıyorum :)

Disclaimer: Bazılarınız fotoğraftaki kişileri tanıyacak, bazılarınız tanımayacak, bazılarınız "tütsü"nün ne olduğunu bilecek bazılarınız bilmeyecek, bazılarınız "mail grubunu" bilecek bazılarınız bilmeyecek. Bilirseniz çok güzel, bilmezseniz hiç önemi yok. Bir de BİM derken marketler zincirini kastetmiyorum. Haberiniz olsun.

İkinci Baskı

İlk gençlik yıllarını hatırlamak için...




PS: 11/9/2001 is an important day for us because "des Visages des Figures" was released.

İigo

Türk Malı

Müge almıştı bu tişörtü Londra'dan. Ben Manic Street Preachers ya da The Smiths'ten bir tanesini seçmesini istemiştim gerçi, benim tahminim ne istediğimi unuttuğu için bunu aldı. Tişörtün ilginç(!) tarafı Türk malı oluşu. Made in Turkey yazıyor içerisinde. "İyi de bu Türk malı" dediğinde tezgahtar ona "Evet, kaliteli işte, dandikler Çin malı oluyor" demiş. İşte güzelim kapitalizm, burada yapılan ürünü oradan değerinin on katına satın alabiliyoruz. Anyway. Velvet Goldmine'ı dinleyelim bunun hatrına.

İmza: King Volcano

Pazartesi, Mayıs 16, 2011

The Sopranos Final Sahnesi

The Sopranos'un final sahnesini izleyenler hafızalarını bir zorlasınlar ve ekranda en son kimi gördüklerini hatırlamaya çalışsınlar. Tony Soprano'yu mu görmüştünüz yoksa Meadow'u mu? Bu soruya insanların yarısı Tony diğer yarısı da Meadow diyormuş. Ben de Meadow diyen taraftaydım. Sahneyi izlediğiniz zaman en son Tony'nin göründüğünü rahatlıkla görebiliyorsunuz. İşte bazı kişilerin son sahnede Meadow olduğunu düşünmesi final sahnesinin ne kadar mükemmel hazırlandığının ufak bir kanıtı.

Tabi durduk yere bu aklıma gelmedi. Eğer dizinin tamamını izlediyseniz bir kaç hafta önce denk geldiğim şu mükemmel yazıdan (aslında kitap olarak basılabilir, ben daha yarısını dahi okuyamadım) haberdar etmek isterim.

The Sopranos: The Definitive Explanation of The End

1.200'den fazla yorumu ne zaman okuyabileceğim bilmiyorum.


Blogdaki yazı sayesinde The Sopranos'un ne kadar da iyi bir dizi, David Chase'in de süper bir adam olduğunu bir kez daha görmüş ve daha önemlisi bu sefer çok daha fazla anlamış oldum.

Stendhal Sendromu - Müzik II


Fazla söze gerek yok. 

Cumartesi, Mayıs 14, 2011

Stendhal Sendromu - Müzik I

Şimdi Stendhal sendromuyla ilgili bir kaç ön bilgi vermek isterdim ama bildiklerimin aynen Wikipedia'da olduğunu görünce yazasım pek gelmedi çünkü bazı sevgili okurlarım burada yazılanları orada da görünce "ahah işte yakaladım" diyorlar. Neyse açıp bakarsınız çok merak ederseniz: (Le söndrom döstendal - wikipedia.org).

Hadi gene de siz üşenenler ve smart-ass olmayanlarınız için özet geçeyim. Stendhal sendromu temel olarak bir sanat eseri karşısında kendinizin geçme durumu diye anlatılabilir. Ayılanlar, bayılanlar vs. Tıbbi bir durum. Sigorta karşılar herhalde.

Çok uzatmayayım ve bana Stendhal Sendromu yaşatmasa da benzer bir şekilde kendimden geçmeme yol açan bir kaç eserden bahsedeyim. Önce müzik:

Appassionata - Ludwig van Beethoven
Lenin Appassionata'nın onu "yumuşak" bir insan haline getiriğini düşündüğü için dinlemiyormuş. Pek anlam veremiyorum. Arrau'nun muhteşem yorumu için buyrun
Gerçi ben Beethoven deyince Richter derim ya da Barenboim'in 60'lı yıllarda yaptığı dehşet Beethoven kaydını  derim. Burak çok seviyor diye Arrau'yu koydum. Ama sadece o seviyor diye değil tabi. Adam aşmış - orası ayrı.


Başka bir eser de Schumann'ın piyano ve yaylılar için bestelediği Op. 47 numaralı eseridir. Youtube'da baktım öyle doğru düzgün bir yorumunu bulamadım. Pek popüler bir eser değil anladığım kadarıyla. Gerçi şimdiye kadar düşünmemiştim popüler mi değil mi diye. Bende Glenn Gould reyizin kaydı vardı. Çok isteyen olursa istesin gönderirim. Aşağıda bulduğum en eli yüzü düzgün video kaydı var.

Bilmeme olasılığınız sıfır olduğu için Beethoven'ın 9. senfonisini, 7. senfonisini ya da 5. senfonisini, olmadı bir de Ayışığı Sonatı'nı geçiyorum.

George Friedrich Händel'in The Ways of Zion Do Mourn / Kraliçe Karolin'in Ölüm Marşı ise başka bir Stendhal-like sendromu yaratıyor. Händel sadece 5 (beş) günde bestelemiş. Kimileri Mozart'ın Requiem'den çalmış vs diyo gerçi ama sanatta hırsızlık olmaz hepimizin bildiği üzere. Bir şeyi "alıp" başka bir yere taşıyorsanız sanatçı olarak görevinizi yerine getirmiş sayılırsınız. Sir John Eliot Gardiner yönetimindeki Monteverdi Choir ve Monteverdi Orchestra yorumu çok iyidir. Benden söylemesi. Şansma youtube'da bu yorumu buldum ve bu ibretlik paylaşımımı gerçekleştiyorum inşallah.



Şimdilik bu kadar. Bu başlıkta başka eserlerden bahsetmeye devam edeceğim.


Not: Being a romantic is wonderful if not awesome.

Salı, Mayıs 10, 2011

Perfect Guy

"He’s not perfect. You aren’t either, and the two of you will never be perfect. But if he can make you laugh at least once, causes you to think twice, and if he admits to being human and making mistakes, hold onto him and give him the most you can. He isn’t going to quote poetry, he’s not thinking about you every moment, but he will give you a part of him that he knows you could break. Don’t hurt him, don’t change him, and don’t expect for more than he can give. Don’t analyze. Smile when he makes you happy, yell when he makes you mad, and miss him when he’s not there. Love hard when there is love to be had. Because perfect guys don’t exist, but there’s always one guy that is perfect for you."


Bob Marley


(Perhaps it wasn't him but when a finger is pointing up to the sky, only a fool looks at the finger.)

Cuma, Mayıs 06, 2011

Perşembe, Mayıs 05, 2011

(It's Not War) Just The End Of Love - The Complete Chess Position

The position on the display board is not correct on video . Actually if it was, Black could easily win by taking White's bishop on d4. If you watch the video carefully you'll notice that Michael Sheen's first move is taking a pawn and that beautiful and sexy lady's response is the same.
The actual postion is below and it is a winning one for White easily. The game goes like this:
1   ... - bxc5 2. Bxc5 - Ke5 3. Bxa7 - black cannot prevent queening one of White's pawns. So he gives up to feel some tenderness.

Here is the video



(şimdi bunu ingilizce dedim diye itingötüne sokmayın beni üzülürüm. dünya halkımız faydalansın diye şeettim.)

Pazar, Mayıs 01, 2011

2 Temmuz 2011

Gene bol gözyaşlı bir Manic Street Preachers konseri olacak. Sonrasında da sarhoşluk.