Çarşamba, Mart 30, 2011

Guru

Buraya baktığınıza göre biraz vaktiniz var demektir. O halde pek sevgili Gtalk'unuza ya Gmail içerisinden kullandığınız gchat'e (adı öyle mi bilmiyorum Merve hep öyle diyor) 

guru@googlelabs.com

Korkmayın, sözlükteki guru değil 

adresini ekleyin. Sevgili Guru sizi hiç bekletmeden arkadaşınız olacak ve bazı yerlerde yardımcınız olacak. Yukarıda ona Madrit'te havanın nasıl olduğunu sordum. Bana bugün bulutlu dedi. Çarşamba, perşembe genelde güneşliymiş. Benden söylemesi.

Ayrıca hesaplama yapabiliyor


me:  e
 guru:  Calculator:
e = 2.71828183
 me:  pi
 guru:  Calculator:
pi = 3.14159265

ve en güzeli

 me:  e^-(i*pi)
 guru:  Calculator:
e^(-(i * pi)) = -1

ayrıca 


 guru:  Calculator:
ten over four = 2.5
 me:  head over feet?

 guru:  Sorry, 'head over feet' did not return any results.

zaten Alanis Morisette demesini beklemek saçma olurdu. Neyse, Wolframalpha varken normalde bunun pek bir önemi yok ama olsun, bir bilene danışmak için iyidir.wolframalpha'yla yapılan bir kaç deneme için:

Will you be my valantine?
5th heart curve
ve

Salı, Mart 29, 2011

Başlarım Böyle Düklüğe

Venedik'te Doge (dük) seçimi şöyle oluyormuş:

Görevlinin biri St Mark Bazilikası'na gidip piazza'da gördüğü ilk erkek çocuğunu alıp dukalık sarayına götürürmüş. Çocuğun görevi ise  Doge'nin seçimi sürecinde bazı yerlerde kura çekmekmiş. İşlem çok dolambaçlı, gülünç veya çok mantıklı gelebilir. İşte Vendikliler 500 sene boyunca şu yöntemi uygulamışlar:

  1. Piazza'dan alınan çocuk rastgele 30 adet seçmen belirliyor.
  2. Sonra bu seçmen sayısı kurayla 9'a düşürülüyor.
  3. Bu 9 seçmen 40 adet aday belirliyor. Ancak aday olabilmek için 9 seçmenin en az 7'sinin oyu gerekiyor.
  4. Aday sayısı 40'tan 12'ye gene kurayla düşürülüyor.
  5. 12 Aday en az 9 kişinin onayladığı 25 kişi belirliyor. 
  6. 25 kişi kurayla 9'a düşürülüyor.
  7. Bu 9 kişi her biri en az 7 kişinin onayladığı 45 kişiden oluşan bir seçmenler kurulu belirliyor.
  8. 45 kişi kurayla 11'e düşürülüyor.
  9. 11 kişi 41 kişilik son kurulu seçiyor. (en az kaç oy gerektiği belirtilmemiş)
  10. 41 kişinin her biri bir aday gösteriyor. 
  11. Seçmenler birden fazla adaya onay verebiliyor. 
  12. 41 kişilik kuruldan en 25 olmak şartıyla en çok onay alan kişi Venedik Dük'ü oluyor.
Bu seçime hile karıştırmak ya da seçim öncesi propaganda yapmak biraz zor olsa gerek. Ayrıca seçim biraz uzun süreceği için adayların 28 yaşlarından gün almış olmamaları gerekmektedir.

Neden böyle bir seçim yöntemi uyguladıklarını ve daha önemlisi günümüzdeki seçim sistemleri ve seçim modellemeleri üzerine pek bi' faydalı Da Ni Yorkır makalesini okumak için buyrun  (bkz:  Win Or Lose , The New Yorker)

(Ben de bu makaleye http://blog.computationalcomplexity.org aracılığıyla denk geldim.)


Koreksiyon: Doge dük değilmiş, bana dük gibi gelmişti. Bu arada konuyla ilgili Hewlett-Pacard'da yayınlanmış bir paper da var. Konu bilgisayarcıların ilgisini çekmiş belli ki. bkz: (electing the doge of venice) Ayrıca 9. aşamada gereken oy sayısını da öğrendim buradan. 9 kişinin onayı gerekiyormuş.

Pazartesi, Mart 28, 2011

First 5K

Geçenlerde ilk defa 5K koştum. 30 dakika sürdü yaklaşık. İyi mi kötü mü bilmiyorum. Bu cuma Burhan Felek'e gidicem. bi 5K daha koşmayı planlıyorum.

Not: Bir de Leadville 100 yarışını kazanan ilk Raramuri finiş çizgisine geldiğinde bantı göğüsleyip koparmak yerine altından eğilerek geçmiş. Okurken gözlerim doldu.

Pazar, Mart 27, 2011

Vibram Five Fingers


Artık Vibram FiveFingers burada da var. Dün İmge'nin karşısındaki K2 Outdoor'un önünden vitrine bakmamaya çalışarak geçerken gözümün ucuyla gördüm. Daha yeni gelmişlerdi. Sadece 3 çift vardı, sanırım tedarikçisinden deneme amaçlı getirilmişlerdi. Sordum, fiyatları henüz belli değilmiş. Herhalde 80 ööro civarında olacaktır.

Cuma, Mart 25, 2011

Bir de (W.'ın P albümü)

Bir de elimde öyle süper mükemmel bir albüm ismi var ki kimse bilmesin diye dinlerken skroplamıyorum last.fm'de. O derece de adi birisiyim. Ama başka bir ipucu vereyim. An itibariyle 6.996.348 çalış 474.979 dinleyici.  Neyse, göstermesi ama vermemesi.

All The Fat-Skinny People

Bugün Barış Abi mesaj attı: "Nerdesin lan sikik, adresini ver ya da gel Peyote'ye al davetiyeni" diye. "İstanbul'dayım, hangi davetiye? Cumartesi Replikas var ona mı?" dedim. "Düğün davetiyesi mal değneği" dedi.

Salman Khan (aktör olmayan) nasıl bir adamdır? Ona olan hayranlığımı anca küfürler ederek gösterebiliyorum. Gösterebiliyoruz ya da Metehan'la birlikte.

Born To Run bitti.  Ben de 1 Nisan'da maraton için başlayacağım. Program hazır. 37 hafta. Bilemiyorum belki başaramam. Muss es sein? Ja, es muss sein, es muss sein!

Yarın üniversitedeki en yakın arkadaşlarımdan birini göreceğim. Son 5 senede sadece bir iki kere yazışmıştık o kadar. Sonra o evlenmiş, Avustralyalara kadar gitmiş, oralara yerleşmiş. Memleketi ziyarete gelmiş.

Sike sürülecek aklı olmayıp kendini çok zeki sananlardan keliminin metatez şekliyle "tiskiniyorum".

Bir konuyu karşınızdakinden sadece daha fazla bilme ihtimalini düşünüp iddia ettiğiniz şeyde çok ısrarcı olmayın lütfen. Eğer yanlış çıkarsanız da dünyanın sonu değil. Gazetecilikte "correction" bizim topraklarda hiç olmasa da ( misal muhtesip.blogspot.com'da düzeltilen gazetecilerin kaç tanesi "düzeltme" yayınladı) gerçek gazetecilikte oldukça kullanılan bir şey. Correction sizi küçültmez. Pls, tşk.

Mussik klasörümde bulunan yüzlerce albümden hiçbirinin The Rise And The Fall Of Ziggy Stardust And Spiders From Mars olmamasının ve bunun farkında bile olmayışımın utancıyla yaşayacağım bütün bir ömür boyu. (Buna benzer bir şeyi David Lodge'un bir kitabında okumuş biri varsa ona +188 karizma puanı vereceğim)  Unutmadan insanın yüzü kızaran ya da yüzü kızarması gereken tek canlı olduğunu da ekliyorum ve Michael Nyman'ın The Heart Asks Pleasure First şarkısını dinlerken uzaklaşıyorum.

Uzaklaşıyorum dedim ama uzaklaşamadım ve bilinç akışı bu şarkının olduğu The Piano filmine götürdü. Oradan Holly Hunter'a, Hunter'dan da Coupling'deki Jeff Murdock'a geçti zihnim. Jeff filmde Holly Hunter'ın sürekli çıplak olduğunu söylediği zaman Sally ona "hayır, sadece bir sahnede çıplaktı" deyince Jeff "filmi nasıl izlediğine göre değişir" demişti. İşte buradan da geçen aylarda yaşadığım bir olayı hatırladım. Yeni tanıştığım biriyle standart prosedürde konuşuyorduk, ne yersin, ne içersin, hangi filmleri seviyorsun vs derken en sevdiği filmlerden birisinin Seks ve Lucia (Lucia y el Sexo) olduğunu söylemişti. Ne tesadüftür ki ben de o filmi bir iki gün öncesinde izlemiştim ancak hepsini değil, sadece gerekli bulduğum sahneleri 15 dakika içerisinde ileri sara sara izlemiştim. Elbette o güzel ortamı bozmamak adına filmi ve oyuncuyu izleyip çok beğendiğimi söylemedim.

Pazartesi, Mart 21, 2011

Black Eyed Boy

Sevgili Blog,

Demin senelerdir öğrenmemek için deli gibi uğraştığım bir şeyi öğrendim. Pek sevgili Texas grubunun hem sesi hem kendisi oldukça seksi solistinin adını öğrendim. Hep last.fm yüzünden. Gerzekalı.

Neyse, ablamızın adı Sharleen Spiteri'ymiş. Yani artık yeni bir tane adını bilmediğim taş gibi hatuna ihtiyacım var. (bkz: adları bilinmeyen taş gibi hatunlar)

Bu arada Kimberly Glass da insansa ben diyecek hiçbir şey bulamıyorum. Avatar mübarek.

Salı, Mart 15, 2011

Bitmek Tükenmek Bilmeyen

Erkeklerin de bitmek tükenmek bilmeyen sorunları vardır ama hiçbiri kadınlardaki bitmek tükenmek bilmeyen kavalye ihtiyacı kadar acı ama gerçek değildir. Bunun da en temel sebebi bence erkekler erkeklerle çok güzel vakit geçirebiliyor, her türlü hayvanlığı birbirine yapıyor, birbirlerini çok da eleştirmeden daha doğrusu suçlamadan durabiliyorlar. Öte yandan kadınlar arasında bu pek olmuyor. Hiç olmuyor demeyeyim çünkü o zaman "aa öyle değil" diyeceksiniz. Şimdi de diyebilirsinz ama ben de size ufak bir "survey" yapmanızı tavsiye edeceğim. 20 erkek ve kadına sorun "erkeklerle mi daha iyi arkadaş oluyorsunuz yoksa kadınlarla mı?" Ben yapmadım, ihtiyaç duymadım çünkü hiçbir kadından "ben kadınlarla daha iyi arkadaş oluyorum" cümlesini duymadım. Öte yandan tersini çok duydum. En başta bunu acı diye nitelendirmemin sebebi ise erkeğin arkadaşlığını kazanmanın yollarından en güzeli, en başarılısı sevgili - dost arası bir konuma getirmek. Bence süper. Sinemaya mı gitmek istiyorsunuz, lunaparka mı gitmek istiyorsunuz? Hiç unutamadığınız aşkınızı ya da hiçbir zaman olmayacak imkansız aşkınızı mı anlatmak istiyorsunuz? Canınız sıkılınca gecenin bir yarısı yanınıza çağırabileceğiniz ya da sorunlarınızı telefonda dakikalarca anlatabileceğiniz birine mi ihtiyacınız var? Gece dışarı çıkıp dağıttığınız zaman sizi toplayacak ve ennn güzeli kendinizi güvende hissettirecek biri mi lazım?  İşte size yöntem. Bendeki işin teorisi, pratiğe uygulamak size kalmış.

Bu yazım tabi kadınlara değil, siz zaten bunu uzun zamandır uyguluyorsunuz, sadece bazılarınız böyle değil. Yani karısını dövmeyen, aldatmayan erkek sayısı ne kadarsa o kadar işte. Bu yazı erkeklere. Üzgünüm ama çok safsınız. Gerçekten üzülerek söylüyorum. Çevremde gördükçe uyarıyorum ama o zaman da kötü kişi ben oluyorum. Neyse. Yemeyin artık.

PSH

See More Hoffman?

Ben bu adamı hakkaten çok seviyorum.

Manolya
Yetenekli Bay Ripley
Kızıl Ejder
Sinekdoş, New York
Capote
ve hatta ve hatta
Görevimiz Tehlike III

Pazar, Mart 13, 2011

Smultronstället

Bergman - Bibi Andersson - Victor Sjöström
(fotoğraf http://www.criterion.com)

Geçen haftaya kadar hiç Bergman filmi izlememiştim. Bergman hakkında tek bildiğim şey ise hayranı olduğum Woody Allen'ın hayranı olduğu bir yönetmen olmasıydı. Bergman öldüğü zaman Woody Allen'ın onun hakkında yazdığı bir yazıyı okumuştum. Bergman'ın ölüm haberini aldığı zaman Vicky Christina Barcelona'yı çekiyormuş. Elbette o zaman çektiği filmin o olduğunu bilmiyorduk. Bergman'ı da bilmiyorduk. Şimdi aradım buldum yazıyı, NYTimes'ta çıkmış. Okurken beni çok etkileyen ve hala hatırladığım şu kısmı aktarayım. Bergman ölünce gazeteler Woody Allen'la röportaj yapmak için sıraya giriyorlar. Şöyle diyor Allen;
..., when he died many newspapers and magazines called me for comments or interviews... ...How had he influenced me, they asked? He couldn't have influenced me, I said, he was a genius and I am not a genius and genius cannot be learned or its magic passed on.
(Google anasayfasından size link vermiş gibi)

Filmi izledikten sonra hakkında yazılmış bir kaç makale okudum. Bunlardan bir tanesinde (yukarıdaki fotoğrafı çaldığım yerde) makalenin sonunda şöyle bir yazı gördüm.
Some months after the opening of the film, Bergman met a childhood friend, who told him that while he was watching Wild Strawberries he “began to think of Aunt Berta, who was sitting all alone in Borlänge. I couldn’t get her out of my thoughts, and when my wife and I came home, I said let’s invite Aunt Berta over at Easter.”


That, says Bergman, is the best review he has ever had.
Sanırım bu da benim okuduğum en iyi yorum. Ayrıca gördüğüm en güzel gülümseme de bu filmde. Filmle ilgili dediğim tek şey de bu olsun.

Magnificent


Sabahleyin "ya ben ne yaptım" diye sileceğim ama o zamana kadar gören görsün :)))

Perşembe, Mart 10, 2011

New York Times mı?

Teksas'ta 11 yaşındaki bir kıza 18 erkek tecavüz ediyorlar. Olay da "kerata"lar kıza tecavüz ederken cep telefonlarıyla çektikleri videolar sayesinde 1 ay sonra açığa çıkıyor.

Konuyla ilgili New York Times haberine buradan ulaşabilirsiniz (buyrunuz: Gang Rape of Schoolgirl, and Arrests, Shake Texas Town)




Haberin başlığından da bir terslik sezinlemek mümkün ama biz cümlelere bakalım. Mesela;
The case has rocked this East Texas community to its core and left many residents in the working-class neighborhood where the attack took place with unanswered questions. Among them is, if the allegations are proved, how could their young men have been drawn into such an act?
Mahallemizin, güzel gençlerinin nasıl olur da böyle bir şeye "çekilmiş" olduklarını elbette düşünmemiz gerekiyor. Hiç onları düşünen yok, acaba birileri kafalarına silah mı dayadı? Eğer 18 kişi bir olup tecavüz etmezlerse kanlarında dolaşan zehirin panzehirini mi alamayacaklar? Yoksa çok sevdikleri kardeşleri kaçırıldı da "böyle" bir eylemin içerisine girmezlerse onları mı öldürücekler? Hiç işte.

Mahalle sakini Sheila şöyle buyurmuş:
“It’s just destroyed our community,” said Sheila Harrison, 48, a hospital worker who says she knows several of the defendants. “These boys have to live with this the rest of their lives.”
Sheila'ya katılmamak mümkün değil. Tabi aklınıza hayatının geri kalanı boyunca bunla yaşaması gerekecek olan 11 yaşındaki kız da gelebilir. Sağlık olsun. 18 erkek mi yoksa 1 tane kız mı? Sheila'ya bu trajik olaydaki "1 yaklaşık" sonucundan ötürü tebrik etmek lazım.

ve şimdi zaten ülkemizden çok alışık olduğumuz bir yaklaşımı Amerikan basınında da göreceğiz. Bakalım mahallemizin sakinleri başka ne demiş ve muhabirimiz bu konuyu bize nasıl aktarmış:
Residents in the neighborhood where the abandoned trailer stands — known as the Quarters — said the victim had been visiting various friends there for months. They said she dressed older than her age, wearing makeup and fashions more appropriate to a woman in her 20s. She would hang out with teenage boys at a playground, some said.
Görüldüğü gibi zaten oraya çeşitli erkeklerle aylarca gitmiş. Ayrıca yaşının göründüğünden daha büyük giyiniyor ve makyaj yapıyormuş. 20 yaşlarında kadınlara yakışacak şekilde duruyormuş. Bir manada zaten o istiyormuş böyle bir şeyi. Zaten yolluymuş. Hatta para bile almış olabilir biraz daha zorlarsak. Mülkiyet hırsızlıktır demiş gençler, istediklerini almışlar, ama kızın rızasıyla ama kızın rızası olmadan.

Mahallenin başka bir komşusu Ms. Harrison ise doğal olarak 11 yaşındaki bu kızın annesini soruyor:

“Where was her mother? What was her mother thinking?” said Ms. Harrison, one of a handful of neighbors who would speak on the record. “How can you have an 11-year-old child missing down in the Quarters?”

Ahh, ahh, ne kadar haklı değil mi? Eminim kendisi her daim inanılmaz güzel kokan anneannelerimiz gibi bir kadındır. Nasıl da doğru noktaya parmak basıyor? Anne babalar çocuklarıyla ilgilenseler böyle şeyler olmaz zaten. Gerçi çok ufak bir noktayı eksik bırakmış bunu ben tamamlayayım. 18 erkek çocuğunun annelerini ve babalarını atlamış. Neyse, sağlık olsun, her şeyi o mu düşünecek?

Bölgenin milli eğitim müdürlüğü diyebileceğimiz kurumunun sözcüsü olan Ms. Gatlin ise moralleri yüksek tutmaya çalışıyor.

“It’s devastating, and it’s really tearing our community apart,” she said. “I really wish that this could end in a better light.”

İşte böyle bir olay bireylerden çok toplumu derinden etkiliyor. Biz de böyle bir olayın iyi bir şekilde bitmesini isterdik ama biliyorsunuz burada peyote yetişmiyor. Kafamız o kadar güzel olmuyor hiç.

Bence bu olay, bu haber özellikle bize ulaşmaya çalıştığımız muasır medeniyet seviyesinden çok da geri kalmadığımızı bize göstermiş oluyor. Fişle priz eşit mi? Ya kiralıktır ya satılık? Ha New York Times ha Zaman. Hepsi aynı bok.

Karışık, Ortaya

Yarın Kesmeşeker konseri varmış Peyote'de. Evet yanlış duymadınız. Kesmeşeker. Etraf çok hüzünlü olmasaydı gidilirdi. Onun yerine evde oturup bu durumda yapılabilecek (üzülerek söylüyorum) en banal etkinliği yapıp Gorecki dinleyelim aynı saatlerde.

Haftaya Kadınlar Dörtlü Final'i var Burhan Felek'te. Ben tam bir mal olduğum için biletleri yanlışlıkla ilk güne aldım. Sonuçta aynı dört takımı izleyeceğiz ama final heyecanı başka tabi. Malım.

Dün yeni tanıştığım biri arkadaşım olup olamayacağını sordu. Henüz hazır olmadığımı, böyle bir şeyin çat diye söylenmeyeceğini, zamana ihtiyacım olduğunu söyledim. Yani bir anlamda yalan söylemiş oldum. Daha ilk günden arkadaş olmak istenir mi? Çüşen Sie Bitte!

Geçenlerde gelmiş geçmiş en iyi şarkı dizeleri nedir benim için diye düşündüm. Böyle deyince çat diye pek bir şey gelmiyor aklıma. Aklıma geldikçe yazacağım. Mesela "everybody needs a bosom for a pillow" kesin ilk 10'a girer. "send me your pillow the one that you dream of" da ilk 20'ye. Morrissey bu listeye en çok söz sokacak adamdır. Bu iyi mi bilmiyorum çünkü Ümit Besen'in sözleri de yer kaplayacaktır ister istemez.

Bir bloga denk geldim. Baştan aşağı okumaya başladım. Biraz dramatik ve artistik (ikisi de olumsuz manada kullanılmıştır) olsa da fena değil.

4 aydır engelli kadrosunda çalıştığını düşündüğüm kişinin hiçbir özrünün olmadığını öğrendim bugün. Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim.

Madem bu kadar okudunuz şu bağlantıya da bir bakıverin bi zahmet (bkz: right or not right?)

Çarşamba, Mart 09, 2011

Fotoğraf Cracked'den






Ne olduğunuzun bir önemi yok, siyah, sarı, kahverengi veya normal olabilirsiniz, herkes aynı şekilde muamele görmeyi hak eder.

Pazar, Mart 06, 2011

Maldonado

Ben hayatım boyunca ikizler kadar başka mal bir burç görmedim. Yay bile daha iyi. Koç'tan hiç bahsetmiyorum zaten. Dandirik burçlar. Ama en dandiği ikizler tabi.


Zirvelerdeki alteregom cornflakegirl yazmış:


doneklikten ziyade, asil sorunlari duygusal tarafsizliktir kanimca. dunyanin en nefret edilsei insani olduğunuzu ilan edebilirler bi an icin. iki dakika sonra ise o kadar da kotu olmadiginizi dusunurler. hatta sanssizsaniz size asik bile olabilirler. bilinenin aksine zor asik olurlar. ote yandan kolay begenirler, askla begeniyi pek ayiramadiklari icin de baslari belaya girer. mutlu gorunurler, tek baslarina kaldiklarinda sevimsiz duygulari ortaya cikar. bunlarla yuzlesmeyi pek sevmedikleri icin de pek yalniz kalmazlar. bi an icin kendinizi dunyanin en degerli insani gibi hissetmenizi saglarlar. sonra bi bakarsiniz, malesef bu size ozel bi durum diil. onlar andy warhol'un genellemesindeki gibi dunyadaki her insani on dakikaligina bile olsa super hissettirecek varliklardir. ama isin boktan yani bundan sonra baslar, ciktiginiz mertebeden vıjjjjjj die kayarak en alt duzeye inersiniz,cunku ikizlerin dikkati coktan dağılmis, bir baska kurbana doğru yonelmistir. sizse burusturulup firlatilmis egonuzu alip ellerinizle oksayip duzeltmekle ugrasirken, "hic mi deger vermedi yoksa?" gibi cevabi ikizlerde bile olmayan sorulara kafa yorarsiniz. yani ikizler iidir hostur. sevin* onlari.. ama uzaktan!
(cornflakegirl, 20.03.2002 20:55 ~ 24.11.2002 12:52)

*orijinalinde sewin yazıyor, tabi sene 2002, daha teenager'ız

Cumartesi, Mart 05, 2011

Sonunda


Amazon 22 Mart'ta elinde olur demişti ama bugün geldi kitabım. 
Bence benim poz Nil'den ve onun çaldığı pek sevgili arkadaşımızdan daha iyi.
Bu kitabı niye aldığımı merak ediyorsanız başlığa sizi TEDx kapsamında düzenlenmiş şu konuşmaya davet ediyorum: (Christopher McDougall - Are We Born To Run)



Perşembe, Mart 03, 2011

Dizi Notları

  • In Treatment'ın üçüncü sezonunu izliyorum. Son iki bölüme geldim. Çok kıral dizi. Wire ve Sopranos'tan sonra  bunu izleyebilirsiniz.
  • Luther'i izleyeceğim. Stringer Bell'i bu sefer dedektif rolünde izleyecekmişiz. Bakalım alışabilecek miyim? Idris Elba'yı Wire'dan hatırlayacaksınızdır, kendisi x-large'tır.
  • Yeni nesil Sherlock'u indirdim. Bir kaç karesine baktım. Uzun boylu, zayıf ve İngiliz aksanıyla konuşan bir İngiliz oynuyor kendisini. Kesin çok hoşuma gidecek.
  • Carnivalé'i izledim. Bir Deadwood değil kendisi. İyinin ve kötünün mücadelesinden gına geldi. Tamam iyi dizi hem de Captain Hadley oynuyor, bol bol meme de görüyoruz (ne de olsa it's HBO) ama işte dediğim gibi iyi ve kötü ıyk. Oysa Deadwood öyle mi? Kaostan düzene geçişi konu edinmiş bir dizi. (Timoti Olifant sürekli "polat alemdar" gibi bakmasa daha da iyi olurmuş aslında) Kaç tane böyle dizi var? Ayrıca İyın Makşeyn oynuyor. Bir Belçikalı olarak İngilizlere bu kadar ilgim olmasını açıklayamıyorum. 
  • Simon Baker çok güzel gülüyor

    Ööro'nun Ö'sü

    Ben küçükken en büyük abim o ülke senin bu ülke benim countryspotting oynuyordu. İtalya'dan döndüğünde bana bir sürü oyuncak getirmişti. Plastikten imal edilmiş olan bir sürü hayvanım olmuştu. Ne oldu o hayvanlara bilmiyorum. Herhalde ben biraz büyüdükten sonra komşuçocukları ödünç almış ve geri getirmemiş olabilirler.

    Dün canım benim, pek sevgili Özgecim'in doğumgünüydü. Ben de ona 16 liralık bir hayvan seti aldım. Kutusunda "wild animals" yazıyordu, fişte ise "çiftlik hayvanları". Neyse ki Özge Boun mezunu, İngilizce biliyor. Senin benim gibi cahil değil... kaplanları, gergedanları görüp onlara çiftlik hayvanıymış gibi davranmayacaktır.

    Neyse, Özge de benim küçük kardeşim. Gerçi onun benim üç katım kadar bir ağbisi var, kolu belim kadar ama olsun.

    "Remember when is the lowest form of conversation" biliyorum ama şu eski olayı paylaşmak istiyorum:

    http://solelim.blogspot.com/2006/01/ne-gt-m.html

    bi de bunu

    http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=7411999


    Neyse, son zamanlarda burası çok efendi bi blog oldu, yakında özümüze dönüp sen kelepçe ben kırbaç, başka biri blind-folded yazılar gelecektir elbet.

    Last FM

    İnternet aleminde ennnn sevdiğim site last.fm. Radyosunu dinlemek için 3 pound'u gözden çıkarmasam da (işteyken dinleyemedikten sonra üye olmak saçma) all-time favourite!!!


    Salı, Mart 01, 2011

    D.H.

    Aylar önce şahit olduğum ve şahit olduğum için çok üzüldüğüm bir olayı anlatmak istiyorum. Blog, twitter ve bilimum "social media" gurusuymuş gibi takılan birisinin sayfasına denk gelmiştim. Kendisi o kadar salak o kadar saçma bir soru sormuştu ki "takipçi"lerine, ben ekran başında gülmekten öleyazmıştım. Eğer tanısaydım kendisini "bırakkkkk bu ayakları" derdim. Soru da "ya bana bir kaç iyi klasik müzik piyanisti, yorumcusu falan filan önerir misiniz" gibi bir şeydi. Hani "Şopen" dinlemeyi çok seviyorum ama onu kimden dinlesem bilemiyorum, bir şeyler önerir misiniz" bile değil. Ortaya sal soruyu gitsin. Maksat diğerlerine ne kadar çok takip edildiğini göstermek, bakın ben artistim, otu boku bilirim ama sizlere de kulak veriyorum falan filan. Onlarca isim önerilmişti kendisine. İsim sayısı arttıkça önerinin değeri de azalır bir de.

    Tabi normal şartlar altında benim gibi umursamaz bir insanın bu duruma üzülmesini beklemezsiniz. Ben de beklemezdim. Ta ki o listede onun adını görene kadar. Nasıl da sevinerek yazmıştı önerisini. Nasıl bir şevkle, heyecanla. Yazdığı üç dört kelimede dahi belli oluyordu.

    Bakmayın siz benim "üzüldüm" dememe, üzdüklerime sayıyorum, hiç denkleştiremiyorum bile. Bu da böyle tavuk gibi erkenden yatmadan önce bir iç döküş, iç döküm olsun.