Pazartesi, Şubat 28, 2011

O-oh!

Ben full çektim. 10'da 10!

Do you  have a twisted mind?

  1. Ya hep ya hiç: Her şeye "kesin" gözüyle bakıyor, siyah ya da beyaz olarak kategorize ediyorsunuz.
  2. Aşırı genelleme: Negatif bir olayı bitmek bilmeyen bir yenilginin devamı olarak görüyorsunuz.
  3. Zihinsel filtreleme: Olumsuzlara saplanıp olumlu şeyleri yok sayıyorsunuz.
  4. Değer düşürme: Başarılarınız ve olumlu özellikleriniz sizin için önemli değil.
  5. Sonuca Atlama: Hiçbir açık kanıt olmadan hemen kötü şeyler olduğu kararına varıyorsunuz (mesela insanlar size olumsuz davranıyorlar ya da işlerin daha kötüye gideceğini düşünüyorsunuz)
  6. Gereğinden çok büyütme ve küçültme: Bazı şeyleri çok abartıyor bazı şeylerin de önemini çok düşürüyorsunuz.
  7. Duygusal akılcılık: Nasıl hissettiğinize göre akıl yürütüyorsunuz. "Aptal gibi hissediyorum, demek ki öyleyim"
  8. Zorunluluk bildirimleri: Kendinizi ve başkalarını hep "-yapmalı, etmeli, zorunda, mecbur" kalıplarını kullanarak eleştiriyorsunuz.
  9. Etiketleme: "Bir hata yaptım" demek yerine "Ben bir malım" diyorsunuz.
  10. Suçlama: Tamamen sorumlu olmadığınız bir şey için kendinizi ya da başkalarını suçluyor veya bir probleme olan katkınızı abartıyorsunuz

Pazar, Şubat 27, 2011

Schumann


Son 4-5 yıldır kendime itiraf etmekten kaçınsam da sanırım Beethoven'dan daha fazla seviyorum Schumann'ı. Belki bunu sebebi onun müzisyen olmasından çok yazdıklarını besteleyen bir şair ya da yazar olmasıdır.

Cuma, Şubat 25, 2011

Şubat Ayı Biterken

Şubat ayı biterken bu haftasonu itibariyle artık güneş saat 6'yı geçtikten sonra batacak. Mart sonunda 18:30'da batacak ancak saatleri bir saat ileri alacağımız için takvimlerde Akşam kısmında 19:30'u göreceğiz.

Güneşin geç batması çok güzel.

Ayrıca bugün bir iyilik yapayım istedim ve büyük ihtimalle yanlış bildiğiniz bir konudan bahsedeceğim. Umarım paylaşımım için teşekkür edersiniz :p

21 Mart ve 23 Eylül hepinizin malumu ekinoks. "Ben ekinoks ne biliyorum, gece gündüz eşit oluyor" diyeceksiniz ama maalesef eşit olmuyorlar. Bu sene 11 Mart ve 12 Mart tarihleri gece gündüzün eşit olduğu zamanlar (1'er dakika fark var iki günde de ama kabul edin) O tarihlerde Güneş (istanbul için konuşuyorum) 6:15'te doğup 18:15'te batacak.

Neyse, iyiliğimi yaptım. Kötülük saçmak için dışarı çıkabilirim artık.


Not: Bu cami yeşilini hatırlayan herkes bu blogu yıllardır okuyanları oluşturuyor. bir kaç tanesini ben biliyor ve seviyorum.

Perşembe, Şubat 24, 2011

Küçükken III

Ben küçükken Kemal Sunal'ın "eşşolueşşek" demesine çok gülerdim. Hâlâ da gülerim. Küçükken de güzel gülerdim, şimdi de güzel gülerim.

Ben küçükken Mim Kemal Öke'nin sunduğu bir yarışma programı vardı. Haydi Bastır'dı adı. Oraya bir "Su" isimli bir abla katılmıştı. Aşık olmuştum ona. Çok güzel bir ismi vardı. Su Abla. Çok da güzeldi herhalde. Ayrıca şimdi soruyu hatırlamıyorum ama bir soruya  "Duran Duran" cevabını vermişti. O zamanlar ne olduğunu bilmiyordum Duran Duran'ın. Ama tam Duran Duran da değildi içinde sessiz bir "j" harfi de vardı. Çok etkilenmiştim. Şimdi Su Abla nerede ne yapıyordur bilmiyorum ama çok merak ediyorum onu. Bu satırları okuma ihtimali sıfır elbette ama gene de ona "Su Abla, seni çok seviyorum" demek isterdim.

Abla demişken herkes Su Abla gibi değil elbette. Ben küçükken otobüste üç tane ablanın tacizine uğramıştım. Daha doğrusu üç kişilik bir arkadaş grubundan biri bana değişik şeyler yapmıştı. Çok enteresandı.

Ben küçükken sınıf arkadaşım Hugo'ya katılmıştı ve bilgisayar kazanmıştı. Şans eseri ben de izlemiştim. Bizim telefonumuz çevirmeli olduğu için istesem de yarışamazdım. Hugo'nun da a.ına koyayımın gerçek olduğunu biliyorum en azından.

Küçükken şahit olduğum başka bir olay ise Kral TV VJ'lerinden Atakan'ın başına gelmişti. Atakan "nasılsın" diye sorarsa mutlaka "bomba gibiyim" cevabını istiyordu. Adamın biri Atakan'ın "öyle değil, bomba gibiyim" diyeceksin lafına "bomba g.tünde patlasın" diye yanıt vermişti. Seneler sonra Sanlı Sarıalioğlu yayında olduğunu bilmeden Mustafa Denizli hakkında "bobo'yu gene sol açık oynattı eşşolueşşek" diyene kadar en çok komiğime giden olay buydu.

Eşşolueşşek denmesine hâlâ çok gülüyorum.

Salı, Şubat 22, 2011

Blog Yazmanın En

Blog yazmanın en güzel taraflarından biri anlattıklarınızın hiçbir yükümlülük oluşturmamasıdır bence. Mesela ben hikayeler, olaylar anlatayım, tanıdık tanımadık bunları okusun istiyorum. İsteyen okur istemez okumaz. Bu blogger tarafından bir güzellik.


Okuyucu tarafından ise şöyle bir güzelliği var (ki bu benim kıskandığım bir şey) : Sürekli alabilirsiniz. Tek taraflı, mükemmele yakın bir ilişki. Peter Pan'ın Wendy'ye gidip masal dinlemesi gibi bir şey. Hatta daha iyisi çünkü başlangıçta Wendy Peter'in kendisini görmeye geldiğini düşündüğü için hayal kırıklığına uğramıştır.

O yüzden cüretkar taleplerde bulunmayın. Bırakın olduğu gibi kalsın. Ben sadece blog yazıyorum arada sırada. Bu her şey istediğiniz şekilde olacak veya her şeyi isteyebileceğiniz anlamına gelmiyor. Blog kendisini yazmıyor. Söylemesi ayıp ama ben yazıyorum.

Pazartesi, Şubat 21, 2011

Çıplak Kadınlar Çay Seti


Whenever I hear of naked women.. I release the safety catch of my Browning.


(daha fazlası için esther horchner'in sayfasına buyrun)

Cuma, Şubat 18, 2011

Tam da

Tam da amacına hizmet edemeyeceğini düşünürken bir ay önce hayalini kurduğum plan gerçekleşecek ve  yarın hayat kurtaran şarkılar eşlik edecek, şarkılara eşlik edilecek.

Pazar, Şubat 13, 2011

IBM and the Jeopardy Challenge



İtiraf ediyorum Watson'ın soruları yanlış yanıtladığı kısımlarda çok sevindim.

Not: Watson, gelmiş geçmiş en iyi iki Riziko! oyuncusuyla 14-15 ve 16 Şubat'ta yarışacak. IBM Deep Blue'dan sonra "işte challange dediğin böyle olur" demiş. Sabırsızlıkla bekliyorum.

Çarşamba, Şubat 09, 2011

Casino Royale Üzerine Bir Gözlem

Bond Girl ya da 'Abi iyiymiş.'

Bir sanat eseri onun izleyicisinden, okuyucusundan, dinleyicisinden bağımsız değildir. Bir eserin tamamen planlanmış olması da gerekmez. Keşfedilecek şeyler de vardır.

Aşağıda Warren Ellis'in (Bad Seed olmayan) Casino Royale filmi üzerinde yaptığı bir gözlemi paylaşmak istiyorum. Filmin senaristleri belki böyle düşünmediler, belki de düşündüler. Ancak artık düşünmedilerse bile Warren Ellis'in 'doğru'yu söylediğinden hiçbir şüpheniz olmayacaktır. Aynen aktarayım:

In CASINO ROYALE, James Bond is the Bond girl. Look at the way they even show him emerging from the ocean like Ursula Andress. Sexual torture, too, if less creepy-glam than being stripped and painted gold. Vesper Lynd is Bond: never not in control, never without a plan, seducing to further her goals. She has to die so Bond can become her.
(http://www.warrenellis.com/?p=11981)


Ne kadar doğru değil mi? Benim Casino Royale'im geldi hanım.

Turkey, Turkey, You Are A Lovely Country


Hayallerimizdeki hayatları burada yaşabilmemiz lazım. Beni en çok bu zorluyor. Ben burada mutlu olmak istiyorum.

Pazar, Şubat 06, 2011

Bardağını Doldurmak İstiyorsan

Bardağını doldurmak istiyorsan onu boşaltman gerektiğini bir Zen hikayesiyle öğrenmiştik. Hikayenin binlerce versiyonu var, bilmiyorsanız buradan okuyabilirsiniz.(bkz:Bir fincan çay) Peki bunun konumuzla ilgisi ne diye soracak olursanız bu hikayede asıl bardağı dolu olan kişi belki daha önce düşünmediniz ama zen ustasının kendisi.  Ama bunu da geçiyorum. Haklı ya da doğru olup olmamak çok önemli değil. Eğer doluysan daha fazlasını alamazsın. Eğer açgözlüysen bardağını büyütmeyi düşünürsün. Muzbalığı gibi olursun belki sonrasında. Ben sadece eğer bardağınız biriyle doluysa diye söylüyorum.

Cuma, Şubat 04, 2011

Olmak ya da olmamak

sabaha karşı telefonunuz çalıyor ve haber veriyorlar.
"eşiniz öldü. gelin cenazeyi alın.."
"nerde, nasıl, ne zaman?.."
"sabaha karşı bir bekar evinde ölü bulundu. polis soruşturuyor.."
ne hale gelirsiniz?.. ne düşünürsüz?..
ne olursunuz?..

Hıncal Uluç böyle buyurmuş.


Tercihinizi yapın, karınızın ölmesi mi yoksa karınızın geceyi bir "bekar" evinde mi geçirmesi? Bekar evini geçtim. Karınızın bekar evinde bir bekarla mı sevişmesi? Karınızın bekar evinde bir evliyle mi sevişmesi? Karınızın bir "evli" evinde birden fazla kişiyle mi sevişmesi? Yoksa ölmesi mi? Seçin.

Daha 30 yaşında karınızın ölmesi, bir daha asla onunla gülemeyecek, ona sarılamayacak, onu sevemeyecek oluşunuz mu? Bu mu akla gelir. Yoksa onun belki de sadakatsiz davranmış olabileceği ihtimali mi? Bir yanda 1-2 yaşındaki çocuğunuzun artık annesinin olmayacağı mı? Bu mu aklınıza gelir. Yoksa onun belki de sadakatsiz davranmış olabileceği ihtimali mi? Bir yanda bir daha asla onunla beraber uyanamayacağınızı mı düşünürsünüz.

Keşke erkeklerin derdi kadınların kadınlıkları, kadın oluşları olmasa. Onların "da" fikri hür, vicdanı hür, bedeni hür insanlar olduklarını, olmazlarsa bu onların değil hepimizin ayıbı olduğunu bir bilse.

Keşke dünyanın en ahlaksız insanları ahlak bekçisi kesilmese.

Keşke mutsuzluktan doğan tepki insanı depresyona soksa, böyle dışarıya, başkalarına zarar verme amacıyla kullanılmasa.

Mühim olan menschlichkeit diye bir afiş görmüştüm bir yerlerde. Almanya'da seçim öncesiydi galiba. Doğru söze ne denir. Önemli olan insanlık, insancıllık.

Kusmak istiyorum.

Çarşamba, Şubat 02, 2011

Early Spring

ve Phil yuvasından çıktı ve "Early Spring" olacak dedi. Bahar erken gelecek dedi bu sene. Gölgesini görmedi ve öyle dedi. Çok güzel dedi. Ben çok sevindim.Tabi öte yandan baharlar gelse de hoş gelmese de hoş diyebilirsiniz. Ama bugün demeyin.


Bu arada bu hafta her gün sırasıyla aşağıdaki filmleri izlemenizi tavsiye ediyorum.

2 Şubat 2011
Groundhog Day - Her gün aynı günü yaşayan hava durumu sunucusunun komik hikayesi. 93 yapımı.

2 Şubat 2011
Groundhog Day - Festival için gittikleri Punxsutawney'de esir kalan ve bir türlü kurtulamayan weatherman Phil Conners ve hayatının aşkı olacak olan Prodüktör Rita hakkında romantik bir film.

2 Şubat 2011
Groundhog Day - 1993'te çekilmiş olan bu filmde Bill Murray ve Andie McDowell oynuyor. Yönetmen Harold Ramis. Yaklaşık 100 dakika.

2 Şubat 2011
Groundhog Day - Dünyanın en süper üç beş filminden biri bu film. İzleyin.

Groundhog Day

Bugün Groundhog Day, aslında yarın ama şu an. Bu yazı 2 Şubat'ta yayınlanacak. Eğer Phil yuvasından çıktıktan sonra gölgesini görüp geri dönerse kış mevsimi 6 hafta daha bizle birlikte olacak. Eğer gölgesini göremezse bahar daha erken gelecek.

Bu arada bilmeyenleriniz için söyleyeyim Groundhog Day aynı zamanda Bill Murray'nin oynadığı süper mükemmel bir film. Fazla söze gerek yok. Bill. Murray. Bill Murray.



Sonny & Cher _ I Got You Babe
Yükleyen ronaldmacdonald33. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.

Bu da filmi izlerken onlarca kez duyduğumuz Sonny ve Cher şarkısı olan I Got You, Babe.

Not: Cher'in 1965'te bile yaşlı oluşuna inanamıyorum.

Salı, Şubat 01, 2011

Hayatımdaki İlkler VII

İlk iş,

Sene 1992, yaş 9

Mahallemizdeki diğer çocukların aksine ilk işim cumartesileri mahalle pazarında su satmak değildi. Su satmadım çünkü bidonun içine resmen bidon kadar buzu o küçücük delikten nasıl sıkıştıracağımı bilmiyordum. Seneler sonra su dolu bidonu buzluğa sokmak aklıma gelecekti ancak Sosyete Kantin'de sarı bidonun içinde su satarsam pek alıcı bulamayacağımı anlayacaktım.

Aslında ilk işim dördüncü katta yaşayan Mustafa ve Hüseyin Abilerin içtikleri biralardan arta kalan şişeleri Tekel'e götürmek vardı. Çok para kazandım o zamanlar. Ancak bu iş gene sonradan adını öğreneceğim "freelance" tanımına giriyordu. O yüzden bunu saymıyorum.

Bunu saymadığım gibi eskiden kömürle ısındığımız için binamız sakinlerine gelen kömürü kömürlüğe taşıma işini de saymıyorum. Bu işte çok para kazanmadım, hatta hiç para kazanmadım. Ancak üstünüz başını kömür içinde, yorgunluktan bitmiş bir halde yere oturup buz gibi bir Coca-Cola içmenin (hem de emeğimin karşılığı olarak) zevki paha biçilemezdi. Bu işi de saymıyorum aslında çünkü bu da sonradan öğreneceğim "seasonal" iş tanımına giriyordu.

İlk işim benim ilkokul dördüncü sınıfta kapı kapı dolaşıp tepsi satmaktı. Erkan Abi'nin işiydi aslında, ancak ben de ondan tepsileri akraba fiyatına alıp ekmeğimi kazanmaya çalışıyordum. Tepsiler o zamanın malzeme biliminin nadide örneklerindendi. Sert plastikten yapılmıştı. Yere atınca kırılmıyordu, temizlemesi kolaydı. O zamanlar dünya temiz bir yer olduğu için anti-bakteriyel olmasına da gerek yoktu.

Tepsileri satarken sağlam olduğunu göstermek için yere atıyordum. Ancak tepsileri yere tüm yüzeyi çarpacak şekilde atmak gerekiyordu. Böylece darbe bir noktaya değil tepsinin tamamına yayılacaktı. Henüz Fen Bilgisi dersinde bu konuyu işlemediğimiz için bir gün teyzenin birinin gözü önünde kırılmaz dediğim tepsiyi kırdım malesef. Teyze de bana "üzülme yavrum, sar o tepsilerden 5-10 tane" demedi. Öyle işte.

Alakasız Not: Unless ve if arasındaki çok güzel farkı bize Schroeder ve Lucy anlatsın

S: I wouldn't marry you unless you were the last girl on earth!
L: Did you say, "IF" or "UNLESS"?
S: I admit I said, "unless"...
L: HOPE!