Çarşamba, Ekim 28, 2009

Yaklaşık

Yaklaşık 10 aydır uyku sorunlarım var. Daha doğrusu uykum gelmiyor. Uykumun olmamasına rağmen zayıf bedenim uykusuzluğa dayanamıyor ve sabaha karşı bayılıyorum. Böyle söyleyince çok dramatik bir şeymiş gibi gelebilir ama yanılmayın, bence çok normal bir şey.

Bugün ilk sayfasına bir iksoiks (siz belki onu tic-tac-toe diye biliyorsunuzdur) oynanmış -ama bitmemiş, bir defter buldum. Kahverengi kaplı, üzerine yazı yazması hoş olan bir moleskine. İçine hiçbir şey yazılmamış.

Geçen hafta bir şeyi fark ettim. Beni zalim bir insanmışım gibi görmelerine yol açan şeyi.

Bir haftadır çıkmıyorum dışarıya. Nezle ya da grip oldum sanırım. Belki domuz gribidir. Hep unutuyorum, domuz gribinin belirtileri nedir diye. Ama çoktan ölmüştüm sanırım hastaneye gitmediğim için zaten.

...yüksek ateş ve halsizlik ile başlıyor. Daha sonra şiddetli öksürük, eklem ağrıları, boğaz ağrıları, iştahsızlık, üşüme gibi belirtiler görülüyor bunların dışında kusmaya ve ishale neden olabiliyor......

...mış belirtiler. Neyse benimki normal bi şey sanırım.

Bir kaç şey daha yazacaktım ama unuttum. Hatırlarsam eklerim.

Hah, hatırladım. Saint Private'ın Riviera albümünü dinliyorum günlerdir. Hatta sadece onu dinliyorum bile diyebilirim. Eskiden de severdim o albümü ama şimdi daha bir başka geliyor.

Cuma, Ekim 23, 2009

FLW

“You have given me the consolation of believing that in another world, another age, another life, I might have been your wife. You have given me the strength to go on living... in the here and now.” Less than ten feet lay between them; and yet it seemed like ten miles. “There is one thing in which I have not deceived you. I loved you... I think from the moment I saw you. In that, you were neverdeceived. What duped you was my loneliness. A resentment, an envy, I don’t know. I don’t know.” She turned again to the window and the rain. “Do not ask me to explain what I have done. I cannot explain it. It is not to be explained.


JF

Perşembe, Ekim 22, 2009

Ce e

Honolulululuk Hollanda'da da olmaz çünkü sağa dönerken yayaya şa şa şa.

Pazartesi, Ekim 12, 2009

Bilin Bakalım Bu Hangi Blog

Aklıma bugün bu geldi ama başka bir blogu sadece iyi taraflarıyla yazmak olmaz - kötü kısımlardan da bahsetmek gerekir. Ancak böyle yaparsam da gereksiz patırtı çıkma ihtimali var. O yüzden şöyle bir şey yapabilirim ( pek istekli bulabileceğimi sanmıyorum gerçi ) blogunuzla ilgili bir yazı yazmamı istiyorsanız bana izin verin ama sonrasında da 'ya orada ne demişsin bana' demek yok. Bakalım kimler isteyecek, kimse istemezse de ben yazarım ne de olsa inkâr mekanizması son kullanma tarihi olmayan bir şey.

izin vermek için lütfen mailto:divadeiwob@gmail.com

Pazar, Ekim 11, 2009

Innocents Civilian

Bu şarkı yaklaşık onbin senedir bilgisayarımda olduğu halde hiç dinlememişim. Fethiye'ye giderken kırieytiv zen'imin içine dial-up zamanından indirilmiş ve hiçbir bütünlüğü olmadığı için hepsi Zzzzz isimli klasöre atılmış şarkıları yüklemiştim. Bu klasörün içinde neler yok ki; 4 Non Blondes, Alanis Morissette, Babyface, Blur, Chuck Berry, Clash, Coolio, Dean Martin, Depeche Mode, Deep Purple... Neyse liste uzun olacak gibi, konuya geri döneyim. Faralya'dan dönerken o kadar mutsuzdum ki önceden dinlemediğim veya sevmediğim şarkılar çıktığında bile ileri almaya üşeniyordum. İşte o gün Thom Yorke'un söylediğine inanamadığım bu şarkıya denk geldim. Hiçbir zaman Radiohead fanı olmadım, elbette OK Computer gibi çok iyi bir albüm yaptıklarını göz ardı edemem ama ben The Bends'i daha iyi bulduğum için Radioheadseverlerle de anlaşamadım. Her neyse, demin internette (yani şu an olduğunuz yerde) şarkıyla ilgili bi şeyler bakayım dedim, hiçbir şey yazmıyor neredeyse. Bilgisi olan varsa ve buraya yorum olarak bildirirse süper mükemmel olur. (Aslında mükemmel filan olmaz ama Pinker Amca'm "indirect speech"in kişiler arası mevcut ilişkiyi sürdürmek konusunda muazzam bir araç olduğunu söylüyor.)

Yazının sonuna kadar gelebilenlerin hepsine Murat Boz'dan "Giderim Buralardan" isimli şarkıyı hediye ediyorum.

So long.

Cuma, Ekim 09, 2009

Kaptan Körk, Mistır Sıpak ve Wilt Chamberlain

Bütün gün aşağıdaki iki videoyu izledim. İzlemek için bir çok sebep sayabilirim. Mesela Uzay Yolu, Kaptan Körk, Mistır Spak ve müziklerde Biritney ve Castin


Britney'nin Womanizer şarkısı eşliğinde Mr. Spock'ın özel hayatından kesitler var aşağıda. Ulan zaten bende şans olsaydı anam beni vulkanlı doğururdu deyip bebeklik kahramanım Mr. Spock'a saygılarımı sunuyorum. Bu arada bilmeyenleriniz için söylüyorum Leonard Nimoy normalde çok çirkin biri. Yani Mr. Spock düzgün hali onun, gerisini siz düşünün.



İkinci klip de ilki gibi ama bu sefer kadınlar konusunda Wilt Chamberlain (adını doğru yazdım umarım, kontrol etmeye üşeniyorum) ile kapışabilecek tek kişi Captain Kirk'ü daha çok görebiliyoruz ve Mr. Spock'la beraber they're bringing sexy back.






Gene bilmeyenleriniz için iki ufak bilgi vereyim William Shedner (isimden gene emin değilim) eskiden 911 gibi bir program sunuyordu. Pazar günleri ailece izleyip kafayı yiyorduk (ki bunu niye bilesiniz o da başka bir şey) İkinci ve daha enteresan bilgi ise NBA'in ünlü pivotlarından Wilt Chamberlain toplamda 30.000 sayı atmış. Hiç üçlük atmadığını ve attığı ikilik şut kadar serbest atış kullandığını varsayarsak 20.000 basket yapıyor en iyi ihtimalle. İşin enteresan tarafı Mr. Wilt'in 20.000'den fazla kadınla yattığı kayıtlara geçmiş. It is really amazing. Şunu merak etmeden duramıyorum ama mesela bi hafta 20 sayı attı amaan neyse şimdi düşündüklerimi yazarsam benim ne kadar zavallı biri olduğumu anlarsınız, illüzyonu bozmayayım Kaptan Körk elbette intergalaktik takıldığı için tam olarak bilemiyoruz ne olup bittiğini. Ancak videodan gördüğümüz kadarıyla Jerry Seinfeld'i açık ara geçmiş olmalı performans konusunda.



Ve son olarak sizi Wilt'inbir fotosuyla başbaşa bırakayım.

Perşembe, Ekim 08, 2009

The Lost Symbol

The Lost Symbol'ı bir kaç günde okudum bitirdim. Kitapla ilgili tek bir sorunum var o da noetic science'la ilgili ( ki öyle bir şey yok malesef, en fazla felsefesi olur onun) okuyucuların yanlış düşüncelere kapılabilme ihtimali. Sonra düşündüm bana ne a.q. kim neye inanıyorsa inansın, ben mi uğraşıcam dedim. Bir tek Metehan'la konuşurken "antik metinlerde şimdinin bilimi yatıyor" saçmalığıyla ilgili düşüncelerimi söyledim ve hemen arkasında Mustafa Sandal'ın

"yıkılır, fark atar, alooo, senden öncekiler demo"
"yazılır, sana bu kalp, aloo, senden öncekiler demo"

nakaratlı ultra gerizekalı şarkısını söyleyip dans etmeye başladım. Kitabı alıp okursanız pişman olmazsınız, almayıp okumazsanız da hiçbir şey kaybetmezsiniz.

Not: Bu sayfayı okuyanlar arasında bu şarkıyı beğenen birileri varsa gerçekten tanışmak isterim. Samimi söylüyorum, çok merak ediyorum.

Salı, Ekim 06, 2009

House S06E03 & Ramachandran

Senelerdir House M.D izlerim ilk defa bildiğim bir rahatsızlığın ve tedavisinin çıkmasının sevincini yeni yaşıyorum. İkinci bölümdeki "hayalet el"le ilgili detaylı bilgiye Vilayanur Ramachandran'ın Ted.com'da 2007 yılında yaptığı süper mükemmel konuşmayla ulaşabilirsiniz.




Ramaşandran (ailemizin nörobilimcisi) üç tane enteresan hikaye anlatıyor. İkincisi House'ta geçen "hayalet el". İlk hikaye annesine " sen anneme çok çok benziyorsun ama o değilsin, sahtekar birisin" diyen adamın hikayesi. Üçüncü ve son hikaye ise her bir sayıyı kendine has rengiyle (!) gören kişiler hakkında.

Siz bakmayın böyle sikko anlattığıma, çok güzel bir konuşma.

H. & K.

Cuma, Ekim 02, 2009

Gandi


Daha geçen gün Richard Attenborough'nun süper mükemmel ötesi filmini bir kez daha izleyip Gandi'ye ve onun kadar olmasa da Sir Ben Kingsley'ye bir kez daha hayran kaldıktan sonra bugün Mohandas K. Gandi'nin doğum gününü kutlamamak olmazdı.

"जन्मदिन मुबारक