Salı, Haziran 30, 2009

Yeni Tema

Yeni "Piano" temam vatana millete hayırlı uğurlu olsun. Eskisini seviyordum ama istediğim gibi değiştiremiyordum. Ayrıca bu değişiklikle salak statcounter'dan da kurtuldum. Bundan sonra ktunnel kullanıp woodstock illinois'den gelmenize de gerek yok.

Ailenizin karşılıksız yazan blogger'ı divad Kelebek Vadisi'nin tam 285 metre yukarısından selam eder.

Pazartesi, Haziran 29, 2009

Jimmy Won't You Please Come Home


divina dururken bana müzik önermek düşmez ama Dean Moriarty'nin kanına girdiği 5 kişinin Jimmy isimli şarkısını paylaşmadan duramadım.

Pazar, Haziran 28, 2009

Perfect Day

Bugünün (28 Haziran) neden mükemmel bir gün olduğunu söyleyene kendi seçeceği 5 blog postu hediye ediyorum. İpucu: 6 Haziran da mükemmel bir gün ama 28 Haziran iki kat mükemmel.

Love is...

...a vector.

Büyüklüğünün yanı sıra bir doğrultusu ve yönü var bence. Sevdiğiniz insan sevginizden ötürü kendini özel hissetmiyorsa "perception is reality" kuralına göre sevginizin önce bir anlamı sonra da kendisi yoktur.

Cuma, Haziran 26, 2009

John Locke ve Ben

Resimde Mr. John Locke ve Keloğlan Evren'i görenler kaleye mum diksin.

He's Dead


Guinness Rekorlar kitabına göre gelmiş geçmiş en başarılı "entertainer" Michael Jackson dün gece 02:26'da öldü. Onun şarkılarıyla büyümüş biri olarak çok üzüldüğümü söylemeliyim.

Perşembe, Haziran 25, 2009

İran Gündemi

"Nasıl oluyor da Ahmedinejat insanların ölümü göze alarak "oyum nerede?" demelerine rağmen geri adım atmamayı başarabiliyor?" diye soruyorsanız The New York Times'taki şu yazı ilginizi çekebilir:

(Ahmadinejad Reaps Benefits of Stacking Agencies With Allies @ TheNewYorkTimes)

Ancak işler göründüğü kadar kolay olmayacak elbette onun için. The Rumpus'ta yayınlanmış bir yazı için buradan buyurun:

(Iran’s Regime: Marching Toward a Cliff @ TheRumpus)

Bu arada AKK sözcüsü Abbas Ali Kadhodai "usulsüz oylar 3 milyon civarında, sonucu etkilemediği için bir önemi yok" diyerek beni benden almıştır. 10 puan 10 puan 10 puan.

Say You Are Canadian

4-5 yılda hiçbir Amerikalı gelmemişken buraya bu sene Amerikalı patlaması yaşıyoruz. Geçmiş senelerde bir çok Kanadalı varken bu sene sadece 1 tane Kanadalı geldi. Sanırım Bush zamanında Amerikalılar Kanadalı olduklarını söylüyorlardı. Şimdi ise Presidante Barrack Obamazsan Obama Yar sayesinde gönül rahatlığıyla gerçek memleketlerini söyleyebiliyorlar.

Büyük tespit yaptım mutluyum.

Çarşamba, Haziran 24, 2009

Berluskoni ve Maykıl Ceksın

Resimdekiler (soldan sağa) Silviyo Berluskoni, Körnıl Kaddafi'nin badigardı ve Colonel Gaddafi. Kaddafi İtalya ziyaretinde "ülkenin önde gelen 700 kadınıyla" buluştu. Neler yaptıklarını bilmiyorum. Ancak Kaddafi'nin bu isteği oldukça düşündürücü. Kendisi ayrıca bu resimde Pop-Star Libya'ya katılmış ancak sicili bozuk olduğu için yarışmadan diskalifiye edilmiş bir şarkıcı görünümünde.

Yakasında ise İtalyan kuvvetler tarafından öldürülmüş Libyalı insanların fotosunu taşıyor.

Günün şarkısı Belle & Sebastian'dan gelsin o zaman: The Boy With The Arab Strap

Richard Edwards


Basic Needs of all Individuals

1. To love & to be loved
2. To feel that we are worthwhile to ourselves & others


Elements in healthy relationships

Trust: Let partner gain 'secret' side of me..
Empathy: Can I allow myself to feel what my partner feels?
Respect: Do I treat my partner as if they are of value?
Honesty: Built on trust, or gamesmanship involved?
Communication: Can we talk freely?
Personal Integrity: Can I maintain myself as well as offer to partner?
Consideration: Am I mindful of their needs as well as mine?
Acceptance: Am I OK the way I am? Is my partner?
Understanding: Do I understand what my partner is saying/doing?
Compassion: Do I share concern for issues that cause partner concern?
Compatibility: To what degree do we like/dislike the same things? & does it matter?



Salı, Haziran 23, 2009

Susuz Yüz


Yaz mevsimi yazmak için pek uygun bir mevsim değil. Benim hiç yazasım yok. Aslında burada 1 haftada edindiğim malzemeden en az 8 tane seçmece blog yazısı çıkardı ama sıcaktan olsa gerek hiç yazasım yok. Zaten kimse yazmıyor, takip ettiğim bloglar da yaz uykusunda. Ben de gidip gavurların bloglarını okuyorum. Bilimsel veya şüpheci blogları okumak güzel ama bu sıcakta gene sıkıcı olabiliyor. Bence Yaz mevsiminin adı Yüz olarak değiştirilmeli. Akla yatkın. Kış'ı da Koş yaparız ısınmak için. Oh mis. Hemen çözdüm iki dakikada. Tebriklerinizi Garanti Bankasındaki hesabıma gönderebilirsiniz.

Pazartesi, Haziran 22, 2009

B. Alan Wallace and Buddhist Dualism

Kızılderililerin daha önce hiç gemi görmedikleri için gelen ilk Avrupalıların gemilerini göremediklerine inanmakla başlayıp Kuantum Mekaniğinin söylediklerini gündelik hayatımıza uygulayarak daha mutlu bir hayat sürebileceğimize beni inandırmaya çalışanlardan sıkılmış bir haldeyim. Bununla ilgili uzun bir yazı yazmayı planlıyordum dün. Argümanların ne kadar boş ve yanlış hatta "yalan" olduğu ile ilgili. Sonra bana ne dedim. Bugün de şu yazıya denk geldim. Zahmet edip okursanız beni çok bahtiyar edersiniz. Yazı biraz uzun, tamamı İngilizce (doğal olarak) ancak oldukça güzel kaleme alınmış. Ben yazsam daha eğlenceli olurdu kesin ama bilimsel bir yazı olmaktan çok uzak olacağı için sizi bu sayfaya yönlendiriyorum efendim.


B. Alan Wallace and Buddhist Dualism by Steven Novella on NeuroLogica Blog

Not: Yorumları okumasanız da olur, ben sabah bakacağım zaten onlara.

Pazar, Haziran 21, 2009

Plan


Akademik takvimin hayatıma girecek olması sebebiyle kendime yaratabileceğim tek boş zaman 12 Eylül ile 28 Eylül arasında olacak ve biraz para ayarlayabilirsem 2 hafta boyunca resimde sınırlarını gördüğünüz ülkede olacağım.

Cumartesi, Haziran 20, 2009

Devrim


İran'da olanları daha yakından takip edebilmek için nedense pek ilgili olmayan basınımız yerine yurtdışı kaynaklarını takip etmekle birlikte http://shooresh1917.blogspot.com/ adresinden faydalanabilirsiniz. Ayrıca geçen sene Çin'deki depremde kendisini gösteren twitter'ın bu sefer "Iranelection", "Tehran" ve "Basij" başlıklarında orada yaşayanların yazdıklarına ulaşabilirsiniz.

Bilmem ilginizi çeker mi? Belki. Belki İran'da devrim oluyordur, olacaktır. Belki ölenler boşu boşuna ölecektir. Belki bunlar İran halkının son şansıdır. Belki sokak ortasında öğrencilerin Basij tarafından vurulmalarının videoları YouTube'dadır. Belki "Yeşil" bir anlam ifade ediyordur size ya da etmiyordur. Belki İran Ordusunun komutanı "göstericilere karşı güç kullanmayacaklarını" açıklamıştır. Belki çok şey olup bitiyordur. Belki insanlar ölümü göze almıştır.

Kim bilir?

Cuma, Haziran 19, 2009

İran Seçimleri

İran'daki seçimlerden sonra Ahmedinejat'a tebrik mesajları yollayan ülkelerin listesinde Brezilya, Venezuela ve Türkiye'yi görmek hiç şaşırtıcı değil. Brezilya başkanı 'da Silva' "seçimlerde hile olasılığı yok, İran ziyaretimin tarihlerini ayarladım" demiş. Oysa google'da yapacağınız ufak bir araştırma sonrasında "istatistiki" olarak dahi seçimlerde bir şeylerin döndüğü açık. (Mesela 70 belediyede kullanılan oyların sayısının oraların nüfusundan fazla oluşu) Sanırım bunu İran halkını düşündüğü için söylememiştir. Benim aklıma hepinizin aklına gelen petrol geliyor.

Bu arada Hong Kong'dan Fethiye'ye bisikletle gelen Simon ve Isabelle'in pek bi güzel olan internet sayfasına bakmanızı tavsiye ederim.

Salı, Haziran 16, 2009

Faral Ülkesi

Siz burayı okurken ben Hasan'la tavla oynarım, Ramazan'ın "olmayan sol" eliyle yaptığı şakalara maruz kalırım, 75 yaşını devirmiş Rıdvan Amca'nın seke seke, ceylan gibi Vadi'ye inişini izlerim. Bununla da kalmam vadiye inip top çevirir, rubik küplerimle oynar ve ağustos ayındaki bilim sınavına çalışırım. Geceleri yıldızlara bakarım. Günde iki öğün adam gibi yemek yer, hiç kola ve sigara içmem. Likya yolunda yürürüm, yelkencilere el sallar akşamları ise "typical belgian" huzurunu yaşarım. Belki bir iki defa yüzerim. Ona yüzmek denirse artık, ben suyun üstünde kalmak diyorum. Sonra Temmuz'da Ayşe oraya gelir ve bana "William's Last Words"ü çalar ve söyler. Ben de dinledikten sonra en yakın arkadaşımla bir kez daha gurur duyarım. 60 koruma faktörlü güneş kremlerimle morötesi ışıklardan korunur üzüm salkımlarının altında satranç oynarım. Eğer yürekten çağırırsam bir gece ansızın gelebilir mi diye düşünürüm.

Bir de her gece gökyüzüne bakıp kendi kendime "Yedi mi? Yemedi mi?"diye sorarım. Hiçbir büyük bunun ne kadar önemli bir soru olduğunu anlamasa da ben hâlâ küçük olduğum için bilirim ne kadar önemli olduğunu hiç görmediğim bir koyunun bir gülü yiyip yemediğinin.

Pazartesi, Haziran 15, 2009

Umbrella




Now that it's raining more than ever
Know that we'll still have each other
You can stand under my umbrella
You can stand under my umbrella

Pazar, Haziran 14, 2009

04:59

Bu sabah tam olarak 04:59'da Dünya gezegeni Güneşin etrafında 14 Haziran 1983'te tam olarak 22:20'de olduğu konuma gelecek. Elbette Güneş Sistemi sabit değil, Evrende aynı noktada olmayacak. Ama bizim gibi ufacık canlılar için o kadar da büyük düşünmenin gereği yok. Dünyanı döndüğünü bile hissedemeyenler için Güneş Sistemini, Samanyolu Galaksisinin hareketini yok saymak bence kabul edilebilir bir şey.

Son bir seneme bakınca bir önceki sene gibi ortalama bir düzeyde seyretmedi hayatım. Önceki sene inişleri ve çıkışları olmayan sıradan bir seneydi. Son 365 gün ise herhalde hayatımdaki en fazla iniş çıkışa sahne oldu. Askerlikle yerin dibine geçen, Uykumla göklere yükselen ve en sonunda da işsiz ve amaçsız geçen koskoca 365 gün.

Yarın ne olacak bilmiyorum.

Tek bildiğim bugün benim doğumgünüm.

Cumartesi, Haziran 13, 2009

A Perfect Day For Bananafish


Aslında bu bir yorum olacaktı sonra fazla uzadı ve kendi sayfama yazıyorum.

Franny ve Zooey yazısı için (bkz: Franny ve Zooey - Şarapçı)


Franny and Zooey'yi okumamış biri olarak başka bir şeyden bahsetmek istiyorum. Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabını freshman zamanımda okuyup anlamamıştım ve etrafımda "ya salinger böyle salinger şöyle, nası anlamazsın, süper hikaye, mükemmel kitap" diye konuşan insanlar yüzünden açıkçası tepkilenmiştim Salinger'a. Belki İngilizcem yüzündendir diyerek tercümesini de okudum ama değişen bir şey olmadı. Devamında belki kitap hakkında yazılan yazılara bakayım anlarım dedim ama öyle yapınca da benim okumamın bir anlamı kalmıyor. Vazgeçtim doğal olarak.
Sonra 9 Hikaye'nin ilki "A Perfect Day For Bananafish"i okudum. Ali Şen'in "Figo'yu izledik, beğendik kendisini" demesini hatırlarsın Emin, aynısı benim başıma geldi: "Salinger'ı okudum, beğendim kendisini" Hikayede şu kısmı özellikle özellikle paylaşmak istiyorum:

"It was in German!"
"Yes, dear. That doesn't make any difference," said the girl, crossing her legs. "He said that the poems happen to be written by the only great poet of the century. He said I should've bought a translation or something. Or learned the language, if you please."


Seymour Abileri karısına bir Almanca şiir kitabı yollar ve onun okumasını bekler. Ancak karısı Almanca bilmez. Kocasının "yüzyılın en büyük şairinin yazdığı şiirler bunlar" demesine rağmen bir çevirisini dahi alıp okumayı düşünmez. Ancak işin en kötü yanı Seymour karısının bu şiirleri okuyabilmek için Almanca öğrenebileceğini, öğrenmek isteyebileceğini düşünür. Aynı seviyede olduklarını söylemek oldukça zor sanırım.
Bundan bir kaç sayfa sonra Seymour ve küçük bir kızın kumsalda konuşmalarına şahit oluyoruz. Karısını anlayamayan Seymour küçük Sybil'i o kadar iyi anlar ve onunla o kadar güzel konuşur ki Seymour'la ilgili soru işaretleri oluşur kafamızda. Ancak Sybil daha küçüktür, karısı gibi büyüyüp vasat bir insan olmamıştır henüz. Sybil sevmediği bir arkadaşıyla piano çaldığını ve bunun onun hoşuna gitmediğini söylediği zaman Seymour ona "yanımdaki senmişsin gibi davrandım ama" der. İşte budur olay. Rilke'nin yüzyılın en büyük şairi olduğunu düşünen kahramanımız aslında etrafında olup bitenin farkındadır ancak buna özellikle uyum sağlamak istemediğini bu sözlerle bize hissettirir. Hikaye uyum sağlamak istememenin en uç noktası olan intiharla sonuçlanır.

Hikayenin başlığının neden "Muzbalıkları İçin Mükemmel Bir Gün" olması tartışmalara çok açık herkesin de kendi yorumu vardır. Salinger ne demiş bilmiyorum ama hikayede Seymour Sybil'e muzbalıklarını anlatırken şöyle der:
They're very ordinary-looking fish when they swim in. But once they get in, they behave like pigs. Why, I've known some bananafish to swim into a banana hole and eat as many as seventy-eight bananas. … Naturally, after that they're so fat they can't get out of the hole again. Can't fit through the door.

Kolaylıkla bu satırların Zen'le ilgili olduğunu düşünebiliriz. Seymour dünyanın maddi değerlerine kapılmış karısı ve annesinden farklı olarak açgözlülükten nasibini almamış biri olduğu için 78 muz yemeyi reddeder. Bu kadar zehirlenmiş, muz-humması'na yakalanmışların kurtuluş şansı olmadığını ve onlardan biri de olamayacağını bilmenin yükü bizi hikayenin finaline ve nihai çözüme götürür.

Elbette hiçbir nihai çözüm nihai bir çözüm değildir.

Perşembe, Haziran 11, 2009

Tsunami

A life
Our life
Always together, forever
Drawing strength from one another
Two beds, two heads, one mind
Locked in
Locked up
Creating stories
İnventing life
You and me
You and me
You are me
I want to find a part of me
That doesn’t belong to you
A poisened mind
This is our game
Vinrgins o the date
Tried a little witchcraft
Trying to be invisible
Someone is driving you insane, it’s me
Stares and signals
My perception, your perception. Clashing
You are me
You and me
You are me
A passing breeze across the sky
Dreaming
Separated
Burning inside
This is our war
This is our life
Who will give in
You or me
A division within and between
Separeated
Only one should lose
I was missing from the world
You gave my life back to me
This is our life
This is our game

We once were two
We two made one
We no more two
Through life be one

Çarşamba, Haziran 10, 2009

Türk Polisi Görev Başında

Günün 24 saati, haftanın yedi günü ve yılın 12 ayı durmaksızın çalışan, mesai kavramından bağımsız bütün gücünü ve enerjisini işine adıyan ve bunu sırf bizim gibi iyi vatandaşlarını korumak için yapan emniyet kuvvetlerinin son başarılarından biri daha yayınlandı. Aradan bir ay geçmiş olmasına rağmen eğer bunu görmeseydik bu müthiş azimden ve zaferden haberdar olamayacaktık.

Kendimi ne kadar güvende hissetsem az diyor ve bu mutlu videoyla sizi başbaşa bırakıyorum.

(bkz: taksim 1 mayıs ve savaşçı polisimiz)

Aranızda videoyu izleyip beğenenleriniz varsa gelecek sene oraya gidip polisimize yardım edebiliriz. Her şeyi onlardan bekleyemeyiz. Bence buna biz de katılmalıyız. Yalnız olmadıklarını ve yaptıkların şeyin arkasında olduğumuzu bilmeliler.

Salı, Haziran 09, 2009

Satılık Rock'n Coke Bileti

Evet yanlış duymadınız. Elimde bir adet kombine + kamp bileti var. O sıralarda şehir dışında olacağım için satıyorum. Biletin fiyatı 130 TL biletix'de. Bende ise daha ucuz. Ne kadar daha ucuz olacağı ise alıcısına bağlı. Çok geç kalmayın bileti satmadan önce bakacağım biletler karaborsaya düşmüş mü diye, düşmüşse indirim neyin yok.

Yani neymiş, 17-18-19 Temmuz'da İstanbul Park - Tuzla'da düzenlenecek Rock'n Coke için Kombine + Kamp bileti için divadeiwob@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Bir Yandan


Bir yandan gitmeyi çok istiyorum diğer yarım ise kal burada diyor. Sanırım bir süre gitmeliyim. Umarım bulabilirim aradığım şeyi, bulduğum şeyleri kaybetmeden.
Not: The Lovers kartının bir su grubu burcuyla değil de bir hava burcu olan İkizler tarafından yönetilmesi hep garibime gitmiştir. Sen ne diyorsun bu konuda Sevgili Divina?

Pazartesi, Haziran 08, 2009

Evrim Saçmalığı, Düşen Matkaplar ve Mükemmel Biz


Geçenlerde bi blogda Yiğit Bulut diye bir adamın (kendisi şekil 1a'da görülebilir) "Biraz matematik bilen evrim saçmalığına inanmaz" temalı bir yazı yazdığını görüp gülüp geçmiştim. Sonra dün Uykusuz'da bu yazıyla ilgili bir şeyler gördüm. Biraz dalga geçtikten sonra şöyle bir örnek vermişlerdi:


...matkabın çalışır halde yere düşüp “tahtayı” delme ihtimali ne? İstatistikler her ay o atölyede 3 kaza olduğunu ve yaklaşık her 10 çalışma gününde 1 “rastgele” delik açıldığını gösteriyor. Şimdi bir soru daha soralım; aynı deliğin yanına bir “menteşe” çakılması ihtimali ne? Yine istatistikler o atölyede son 3 yıl içinde sadece bir yani 1.000 günde 1 kez aynı yerde duran artık bir parçaya düşen bir “menteşenin” üstünden geçilmesi sonrası “son derece bozuk” bir şekilde takıldığını gösteriyor. Bu iki verinin anlamı; bir delik ve yanına bir menteşe takılması ihtimali 10 binde 1! Lütfen dikkat daha “pencere” falan yapmadık! Tahtayı kesmedik, deliklerini delmedik, menteşe takmadık!


Tabi ben buna kahkahalarla güldüm çünkü büyük ihtimalle Barış Uygur yazmıştır dedim böyle bir şeyi ve adamla ta.ak geçmek için süper bir örnek bulmuş diye düşündüm. Komik bir örnek ama işin önemli kısmı bu örnek evrimin "rastlantısal" bir şey olmadığına dair rahatlıkla kullanılabilir. İçimden Barış'ı tebrik ettikten sonra biraz önce "yahu adam ne yazmış acaba" diye baktım can sıkıntısından. Çok salak ötesi bir yazı olmasına karşı beni en çok şaşırtan ve nefesimi kesen şey Uykusuz'un ta.ak geçmek için kullandığı örneği aslında Yiğit Bulut Beyler yazmış. Evet yukarıda alıntıladığım sözler mizahçılar tarafından değil ulusal bir gazetenin bir köşe yazarı tarafından espri olsun diye değil "çürütücü bir sav" olarak yazılmış. Pes.

İnsanlar bazı şeyleri yanlış bilebilirler, ancak bazı şeyleri yanlış söylemekle yalan söylemek arasında önemli bir ayrım var. Bakalım süper matematik bilen Yiğit Bey fizikten kalmış mı yoksa ayak mı yapıyor?

Tüm işleyiş mükemmel bir düzen ve kusursuz bir sistem içinde devam eder. Çekirdeğin çevresinde saniyede 1.000 km. gibi akıl almaz bir hızla hiç durmadan dönen elektronlar, birbirleriyle bir kez bile çarpışmazlar! Birbirlerinden herhangi bir farkları bulunmayan bu elektronların farklı farklı yörüngelerde bulunmaları, son derece şaşırtıcıdır! Şimdi düşünün; atomdan, hücreden, atomların, hücrelerin “birleşmesinden” vazgeçtim, elektronlar “dahi” mükemmel bir “uyum içindedir” ve bu uyum “varoluştan” bugüne devam eder!


Öncelikle elektronların 1000 km hızla gidiyor olmaları biraz sallama gibi durmuyor mu sizce de? Benim bildiğim elektronların hepsinin hızları bulundukları orbitallere göre değişiyor ve ışık hızına yakın bir hızda seyrediyorlar ama bu çok da önemli değil. Bizim 1.000'i 300.000 yapmamız onun hoşuna gidecektir ve savının güçlendiğini düşünecektir. Ayrıca 1.000 km niye akıl almaz bir hız oluyor bunu da kendisine sormamız lazım.

"...hiç durmadan dönen elektronlar, birbirleriyle bir kez bile çarpışmazlar" gibi süper bir yorumu es geçmek olmaz. Kendisi sanırım aynı yüke sahip partiküllerin birbirlerini ittiğini unutmuş. Bir sonraki yazısında "normalde hep birbirini çektiğini düşündüğümüz mıknatıslar var ya, ben bugün onları birbirlerini iterken gördüm" diyebilir, şaşmamak lazım.

"Birbirlerinden herhangi bir farkları bulunmayan bu elektronların farklı farklı yörüngelerde bulunmaları, son derece şaşırtıcıdır! "Ah, Yiğit ah, biraz matematik bilenlerin evrime inanmasına inanamıyorsun ama böyle talihsiz bir açıklamayla hiç fizik ve matematik bilmediğini gösteriyorsun. Halbuki bütün elektronlar "olasılık" kuramlarına göre çekirdeğin çevresinde olurlar ve zaten neredeyse 80 senedir elektronların bir "yörünge" etrafında hareket etmedikleri ve orbitallerin de elektronların "bulunma" olasılıklarının "en yüksek" olduğu yerler olduğunu biliyoruz.

"elektronlar “dahi” mükemmel bir “uyum içindedir ve bu uyum “varoluştan” bugüne devam eder" diyerek felsefeye de biraz bulaşayım demiş. Ona şu soruyu sormak isterim: "Zaten varoluşun temelleri atomik parçacıklar sayesinde atılmışsa onların en baştan bugüne kadar devam ettirmelerinde garip olan nedir?"

Bu yazdığım post ne kadar mantıklı bilmiyorum. İnsanların neye inanıp inanmayacakları benim derdim değil, benim derdim insanların kandırılıp kandırılmaması. Benim Genetik okumuş ve evrime inanmayan bir arkadaşım var. Süper, artık bu tamamen onun gerçeği. Onun kendi tercihi. Bir gün gelip bana "lan sen ne salak adamsın, ben o kadar genetik okudum evrime inanmıyorum, sen kimyagersin ve inanıyorsun" demedi çok şükür. Ancak böyle ucuz, boş ve yalan yazılar okuyunca canım sıkılıyor. Neyse yazının kapanışına geleyim. Şöyle diyor Sayın Bulut;
Sevgili dostlar, bu “gerçekler” ve bu “veriler” eşliğinde bir daha soralım; bir tahtanın bir “pencere” olma ihtimalinin “olmadığı” bir gerçek düzeyinde, tek hücrenin “bir zekanın müdahalesi” olmadan bugün gördüğümüz “mükemmel bizi*” ortaya çıkarma ihtimali sizce kaç?

Bu gerçeklerin gerçek olmadığı ve verilerin de yanlış olduğu yazı eşliğinde bir daha soralım: bu evrende olup bitenler o kadar inanılmaz şeyler ve bunun bir yaratıcı tarafından oluşturulduğu düşünürsek sizin de aklınıza şu gelmez mi, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, gören, duyan, sizden kurban kesmenizi isteyen, aç kalın diyen, fetih politikasıyla dininizi yayın diyen, dünyaya bakire bir anneden doğan bi çocuk yollayan, ölüyü dirilten, kızıldenizi ikiye ayırtan, göğe yükselten, evlenmeden sevişmeyin diyen, ne giyeceğinize karışan, ölümden sonra size huriler sunacak bir zeki varlığın olasılığı nedir?


*Mükemmel biz ne demek? Niye mükemmel olduğunu düşünüyorsun? İyi misin? Uykusuz gördüm, bi yüzünü yıka, ayıl. Titre ve kendine gel.

Not: Yazının tamamına başlığa tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Pazar, Haziran 07, 2009

Everyone Says I Love You

"Everybody Says I Love You" yani "Herkes Seni Seviyorum Der". Dünyanın en güzel film ismi, içerdiği 5 kelimeyle. Başka 5 kelimeli bir cümle "Where is this relationship going?" ise bir erkeğin duymak isteyeceği son sözlerden biri sanırım. Ancak "Bu ilişki nereye gidiyor?" cümlesine gelmeyelim henüz. Konumuz "Seni Seviyorum".

Konumuz bu ama pek diyecek bir şeyim yok aslında. Herkes der bunu. Herkes sever mi bilmiyorum, belki zamanında sevmiştir ve birine gerçekten demiştir. Yalnız yapılan araştırmalar bu sözün alışkanlıkla çok kullanıldığı yönünde. (kaynak: Nature - Mooning Özel Sayısı) Zaten "Seni Seviyorum" salakça olmasaydı Frank Baba'nın "Something Stupid" şarkısında başrolü oynamazdı değil mi? Neyse buraya kadar divad ne yazmış diye bakanları boş göndermek olmayacağı için sizi rivayetlere göre 14.000 ööroya satılmış 11 Karpuz Taşıyan Türk heykeliyle uğurlayayım. FTB ilk söylediğinde dalga geçiyor sanmıştım ama Türk heykeltıraşlar bu keykeli yontmuşlar hakikaten. Bence takdire şayan.




Cumartesi, Haziran 06, 2009

Hiç Bu Kadar Heyecanlanmamıştım


İşte budur, siz gidin hâlâ Mehmet Topuz için bir ton yaygara koparın. Peh!

Seksi futbol yazarımız Ali Murat'ın Rijkaard'la ilgili yazdığı yazı için (bkz: Katı Portakal: Bir Rijkaard Portresi @goal.com)

Cuma, Haziran 05, 2009

This Will Make For A Great Blog Entry

Duygu'nun blogundan arakladım, o nereden arakladıysa bilmiyorum artık, günahı onun boynuna. Bunu gördüm ve aklıma Dublörün Dilemması kitabında Nuh Tufan'ın Dilara Dilemma için söylediği şu söz aklıma geldi:
"Sırlar öyle mi? Her şey Dilara Dilemma ile aramızda kalsın isterdim. Dünya aramızda kalsın, tarih aramızda kalsın, kelimeler aramızda kalsın..."

Serdar Vs Marc

Serdar Ortaç


Marc Anthony


Serdar "Aşksız Prens", Marc Antony Jennifer Lopez'in kocası. İkisi de malesef sadece 7 nota olduğu için batı müziğinde, hep benzer şarkılar yapıyorlar. Marc Gines Rekorlar Kitabı'na göre gelmiş geçmiş en çok satan salsa müzisyeni, Serdar ise gönüllerin şahı.

Zaten Wired'da geçenlerde şöyle bir şey okudum Marc Anthony için:
Marc Anthony is the latinolic equivalent of famous turkish pop singer Serdar Ortaç.

The Brave Man With A Sword

Yet each man kills the thing he loves
By each let this be heard,
Some do it with a bitter look,
Some with a flattering word,
The coward does it with a kiss,
The brave man with a sword!

Oscar Wilde - The Ballad Of Reading Goal

Ve dandik bir çeviriyle

Gene de herkes sevdiğini öldürür
Hepiniz bunu böyle bilin
Kimisi acı bir bakışla
Kimisi hoşunuza giden sözlerle
Korkak ise bir öpücükle,
Cesur adam bir kılıçla!

Oskar Vayld - Reding Zindanı Baladı

Perşembe, Haziran 04, 2009

Eren Kazım Akay


Senelerdir Turkuaz Patlıcan albümünü dinleyip en azında 4 kere satın almış biri olarak neden onun hakkında pek bir şey yazmadığım benim için tam bir muamma. Neyse, bunu kırayım ve dinlediğim en iyi 10 albümden biri olan Eren Kazım'ın Turkuaz Patlıcan albümünden bahsedeyim birazcık.

Albümü ben çıktığından 4 sene sonra Mersin'de Hulusiciğim ve Metehancığımla "sausage vacation" yaparken İstanbul'a telefonla bağlanarak dinlemiştim. Hangi şarkıyı dinlediğimi hatırlamıyorum ama daha çok "biz ne konuşuyoruz sen ne dinletiyorsun bana" diye düşünüyordum sanırım. Sonrasında İstanbul'a döndüm ve albümü baştan sona dinledim bir çok kez. Dinleyiş o dinleyiş, 5 sene olmuş. 2010 Pearl Jam'in Ten albümünün 20. senesiyse aynı zamanda Turkuaz Patlıcan'ın da 10. senesi. Hıh.

Albümde 10 adet şarkı var. İsimleri sırasıyla; Hop Hop Hop, Amirim , Gaip Yol, Mayhoş, Mecaz, Kalender, Turkuaz Patlıcan, Ah Biz, Keloğlan ve Başım Boş.

Hepsini çok sevmekle beraber "Hop Hop Hop"ta "suya bandım, bandım doydum", "Mecaz"da "belki de hayal gerçek, hayatım mecaz", "Kalender"de "akışkan olan her şeyim katılaştı dün düşümde, gözlerimi açamadan ağladım", "Turkuaz Patlıcan"daki "iyi bak ben orada hiç durmıcam, aslında hiçbir yere varmıcam, belki yarın varolmıcam" kısımlarında yerimde zıplamadan duramıyorum. Ayrıca "Ah Biz" şarkısı fade out sırasındayken "hayır hayır, bu şarkı bitmemeli" diye içinizden söylerken sizi kırmayıp şarkıya devam etmeyi sağlayan fade in'in hastasıyım. "Biz aşka gelir, şartsa dönerdik" der beni alır götürür.

Şarkıların besteleri her ne kadar çok güzel olsa da sözler çok daha fazla öne çıkıyor. Fazla bahsedip büyüsünü bozmak istemem. Albümü dinlerseniz duyarsınız zaten.

Bundan bi kaç sene öncesinde ise gaza gelip Ferit'e, "Ferit bizi Eren'le tanıştır, rakı içelim Hisar'da" demiştim ama o Eren'in bizle takılmayacağını söyledi. Şimdi dönüp bakınca hakikaten de ne salakmışım, yahu adam ne yapsın andaval üniversite öğrencilerini. Gerçi o gün bugün kimseye beni şunla tanıştır demiyorum, belki bu da üniversitede öğrenilmesi gereken konulardan biridir.

Çarşamba, Haziran 03, 2009

Uyuşturucu Şarkıları

Müzik dünyasındaki insanlarda uyuşturucu kullanımının çok yaygın olduğu konusunda "rivayetler" dolaşır her zaman. Ancak eserlerine baktığımız zaman çok da fazla uyuşturucu hakkında şarkı yapılmıyor doğal sebeplerden ötürü. Çok değil ama varlar. Mesela benim en sevdiğim şarkılardan uyuşturucuyla ilgili olanların bir kaç tanesini sayayım.

Jim'in zamanında "her modda dinleyebilirsin bu şarkıyı" dediği The Stranglers'ın Golden Brown şarkısı ilk akla gelenlerden. Sonra tabi The Beatles'ın Lucy in the Sky With Diamonds şarkısı - ki büyük bir rastlantıyla LSD oluyor isimlerin ilk harflerini alınca. Sonra America'nın A Horse With No Name isimli dünyanın en gerzek sözlerinden birine sahip olan ama bunun hiçbir öneminin olmadığı şarkısı geliyor. Tabi böyle bir listede Jefferson Airplane'in White Rabbit şarkısını da unutmamak gerekiyor. Vietnam Savaşı'nda Amerikalı askerlerin en çok istediği şarkılardan biriymiş bu radyo istasyonlarından. Neden acaba? Ayrıca Vedat Çili Pepırs'ın Scar Tissue'su da göreceli olarak güncel diyebileceğimiz uyuşturucu şarkılarından biri sayılabilir.

Güzel Türkçemizde ise Erkin Koray'ın Cümbür Cemaat isimli güzide eserini sayabilirim. Tabi bu saydıklarım düz bir okumayla pek anlaşılmıyor. Yoksa sadece ismine bakıp da bazı şarkıların neyle ilgili olduğunu tahmin edebiliyoruz. Mesela hayatları boyunca tek bir kötü şarkıya sahip olmayan Velvet Underground'un Heroin şarkısı, Neil Diamond'un The Spoon & The Damage Done şarkısı, Ella Fitzgerald'ın When I Get Low, I Get Hıgh veya Meryem Mümin'in Sister Morphine şarkısının parkta oynayan çocuklarla ilgili olduğunu söyleyemeyiz.

Bence bu şarkılar gençliğimize çok zararlı. Bu şarkıların erişimine izin vermemeli devletimiz. Kara listeye alınmasını düşündüğünüz şarkılar varsa mutlaka buraya ekleyin. Bir adım siz de atın.

Beyaz Fillere Benzeyen Tepeler

"Ne içsek acaba?" diye sordu kız. Şapkasını çıkarıp masanın üstüne koymuştu çoktan.

"Hava çok sıcak" dedi adam.

"Bira içelim."

"Dos cervezas" diye seslendi adam içeriye doğru.

"Büyük olanlarından mı?' diye sordu bir kadın kapıdan.

"Evet, iki tane büyük bira.'

Hills Like White Elephants - Ernest Hemingway

Uygunsuz Sanat Eseri

Journal For Plague Lovers albümü İngiltere'deki süper marketlerde kılıf içinde satılıyormuş. Albüm kapağındaki Jenny Saville'nin tablosunun (bi kaç post öncesinden bakabilirsiniz) "uygunsuz" içeriğinden ötürü. İnsan aptallığının evrensel olduğu konusundaki inancımı geliştirdiği için bu durumu sevinçle karşılıyorum. Kendimi daha iyi hissetmemi sağladı. Halbuki James Dean Bradfield'in de dediği gibi "ışıltılı popolar veya silahlar çok güzel albüm veya dergi kapağı olabilirken bir sanat eseri koyuyorsunuz ve insanlar çıldırıyor"

"Ne mozayiği lan" ve "tükürürüm böyle sanatın içine" çiftinin İngiltere'den oğulları gelmiş, bizim evden çıkmamız gerekir. Kültür-sanat nereye kadar?

Haberin tamamı için yazı başlığına tıklayınız.