Çarşamba, Mart 25, 2009

Nasıl Yazmak İsterdim?

Artık ne uzun ne de kısa cümleler kurabilen biri olarak Ludmilla'nın memini daha kolay olan kısa çöpü çekerek yanıtlıyorum.

Will Smith'in oynadığı gibi yazmak isterdim. Komiklik veya herhangi başka bir şey yapmıyorum. Gerçekten onun oynadığı gibi yazabilmeyi isterdim. Fowles gibi, Hemingway gibi ya da Dostoyevski gibi değil kesinlikle. 



Bu memi kime yollasam kime yollasam?

ve
size yolluyorum.

Pazartesi, Mart 23, 2009

My Humble Bookshelf

Ben ne kadar "prententious" isem kitaplığım da bir o kadar mütevazi. Şimdilik tabi. Onu da kendime benzeteceğim on sene içerisinde.

Bu arada geçenlerde K.'den öğrendim, o da sanırım Havay met yor madır'dan duymuş Sausage Fest'i. urbandictionary bu konuda açıklamasını şöyle yapmış:

Sausage Festival: term used to describe a surplus and disproportionate ratio of males to females at a social gathering; also shorted "Sausage Fest." is acceptable. "Man it's a damn Sausage Festival up in this joint ... let's go to another bar down the street.



Ayrıca yarın büyük günlerden biri.

F.'lerde

- S. çok zeki biri, o yüzden dikkati çok çabuk dağılıyor, dersleri o yüzden kötüydü hep. Hatta ilk iş başvurusunu benim transcript'imle yapmıştı.
- Nasıl oluyor o? Sahte belge mi hazırladı?
- Yok yok, yanlış hatırladım. Benim not ortalamamla başvurmuştu.
- O ne demek ya? Bilkent'te herkese atanmış bir not mu var? Evet, bu senenin 3,67 ortalamayla mezununu açıklıyoruz: F.. 
- Ahah, bir de sen dabıl yapmadın mı zaten? Fizikçiyim de mi dedi acaba?
- Neyse ki postdoc'un bi diploması yok, rahat rahat postdoc da yapmıştır.
- Yaa ben hâlâ 3,67'de kaldım. Bilkent assign ediyor herkese ahaha.


-Ya Japonya'da insanlar şort giymiyorlarmış, ne yapacağım bilmiyorum.
- Şort giy ama pantolonun üstüne.


-Aslında atom bombası Asoka'ya atılacakmış, yani şey, pardon Osaka'ya, Asoka hint kralı, Osaka'yla bir alakası yok, sadece anagramı, yani eee, ööe, eö, karıştırdım işte, üstüme gelmeyin üleyn, herkesin başına gelebilir.
- ????


Aslında çok komik bir şey vardı. Gülmekten aklımızda kalmadı malesef M. ile. M.ciğim şu sıra Japonya'da, 6 ay kalacak orada. İlim irfan peşinde koşacak, Japonlara "Vataşiva M." dedikten sonra "Me ga utsukuşi desune" diyecek Japon Bunka'sıyla çiçeklenip Eylül ayında kollarıma geri dönecek. 

Pazar, Mart 22, 2009

Kendime Notlar

  • Büyücü'de ilerledin aferim. 61-65 arasını da yazdın ama daha yapacak çok şey var.

  1. Erken yat.
  2. Erken kalk.
  3. Ordnung
  4. Sauberkeit
  • Askerden bu yana hiç spor yapmıyorsun. Barfiks al ya da bir bar alıp onu fiksle. Hangisi uygunsa.
  • Atkins ve Solomon'u hatmetmeyen kimyager olamaz.
  • Bir daha bitirmediğin kitapları bloga yazma, okuyamıyorsun sonra.
  • Eskiden sağ tarafta bu blogda yazılanlarla ilgili bir "disclaimer" vardı. Onu tekrardan yaz.
  • Al(l)es wieder offen. 3'ü son gün.
  • Ugent'e bi bakıver bi zahmet.

Seçim Notları

  • Mr Tayyip her tarafta Atatürk pozları veriyor.
  • Mr. Baykal'ın resimlerini görmüyoruz pek etrafta. CHP açısından çok mantıklı bir hareket. Sebebini söylemeye gerek yok. 
  • Bir mucize mi acaba? Ankara'da Gökçek'in seçilmeme ihtimali var. Topbaş ise İstanbul'da rahat değil? 2004 seçimlerinde bu iki politikacıyı hatırlayın, bir de şimdi bakın, seçilmeme ihtimalleri olduğu için mi acaba telaşlılar?
  • Kılıçdaroğlu, sıradanın olağanüstüleşmesi sürecinin süper bir örneği.
  • Beşiktaş Belediye başkan adayı olarak Serdar Ortaç'ı görmek istiyorum. Büyükşehir'de ise Altan Erkekli. Bence çok yakışır ikisi de.
  • Bazı adaylar milletvekili seçileceklerini sanıp (sanırım) belediyecilikle ilgisi olmayan vaatler sunuyorlar. Ben belediyecinin zeki, çevik ve her boktan anlayanını ve çözebilinini severim zaten. Yalnız henüz üniversite açacağını söyleyen adayı göremedim henüz. Her kimsen çık ortaya, oyum sana.
  • Elbette bunlar haftalardır aralıklarla aklıma gelen ama bir türlü fırsat bulamadığım için yazamadığım önemsiz notların ufak bir kısmı. Daha fazla not istiyorsanız sözlüye kaldırmam lazım. Çalışın da gelin.

Çarşamba, Mart 18, 2009

G.G.B.


"Ay Gael Garcia Bernal'i çok seviyorum, çok şeker, çok seksi, çok tatlı" diyorsanız ben size hiçbir şey demiyorum. Zira Blindness'ı kesinlikle izlememişsiniz. ( veya kesinlikle Blindness'ı izlememişsiniz, ikisinden biri) Ben bi de bu filmi izledikten sonra göreyim "çocuuuunnn dötüü çooookkkk güüüüüzeeeellll" diyeninizi.

Mesela bizim yarım çeki çeken Kocakafa'yla yolda ona rastladığımızı düşünemiyorum. "Hola Gael" " Hola guys" "Bienvenidos to Istanbul" "Gracias" "No problemo" deyip üstüne çullanmazsam Julianne Moore'a verdiğimiz sözü tutmamış oluruz.

Şaka şaka. Yalnız şöyle bir şey var. Daha önceden alışmadığımız ya da görünüşüne zıt karakterleri oynayan oyuncuları ve rollerini çok seviyorum. Mesela Burn After Reading'de tam bir gerizekalıyı oynayan Brad Pitt veya John Malkoviç Olmak filminde kadınlardan "seksi" olmayanını oynayan Cameron Diaz ya da Eternal Sunshine of the Spotless Mind'daki Jim Carrey. Örnekler çoğaltılabilir. Ancak ne olursa olsun dünyanın en iyi yönetmeni Wolfgang'dır, en iyi filmi de tartışmasız Das Boot'tur. Arada reklamını da yapayım.

Pazartesi, Mart 16, 2009

Meme'in Hası

Şu sıralar blog aleminde "hangi blogger'la sevişmek istersiniz" diye bir mem dolaşıyor. (Niye ben mim diyordum ki önceden, saçma, neyse) Hayretler içinde okuduğum bir kaç yazıdan sonra aslında bunun çok da eğlenceli olmadığını gördüm. Bir niyet, bir temenni göstergesi olabilir maksimum. Bir de heteroseksüel olduğunu tahmin ettiğim blogger'lar hemcinslerini yazmışlar. Enteresan tabi. Beni ilgilendirmez.

Yalnız şöyle bir şey var.

Tabi mizah anlayışı pek karnavalenks olmayan ve yeteri kadar dicenerıt blogcular için başka bir önerim var. Kiminle sevişmek istediklerini yazmak yerine kiminle seviştiklerini yazsınlar. Yaa, bırak şimdi "ben kimseyle sevişmedim blog aleminden" demeyi. Blog kardeşiyiz şuracıkta. Benim gibi asosyal ve egosu petronas kuleleri kadar yüksek olan biri bile iki basamak gördüyse şu alemde siz neler neler görmüşsünüzdür. 

Ben asıl eğlence diye buna derim. Böyle bir şey yeniyorsa (göt tarafından) bunun mem'i başlar yakında. Yoksa "farazi" mem'lerle nereye kadar? Bana gelince benimki yemez. Zira kara büyü yapabilen bir sevgilim var ve konu ben olunca pek rasyonel düşünmeyebilir. 

Pazar, Mart 15, 2009

Die Alten und Bösen Lieder (Robert Schumann)

Haftalar önce suratkitabında mimlenmişim. Aşağıdaki sorulara bilgisayarımdaki bütün şarkıları mediaplayer'ın listesine atarak Mr. Shuffle yardımıyla cevaplar keşfetmeye çalıştım. 

1-) How would you describe yourself?
A Love So Fine (Bruce Springsteen & The E Street Band)
  • Kendimi sevdiğim doğru. Boss'u da seviyorum. Fine derken ama ceza anlamında sanırım.
2-) What do you like in a guy/girl?
Blowin In The Wind (Joan Baez)
  • Çok evrensel olmuş!
3-) How do you feel today?
Send In The Clowns (Tiger Lillies)
  • Yollayın lan palyaçoları, güldürün lan beni.
4-) What is your life’s purpose?
Panic Pure (Vic Chesnutt)
  • Bence Chess-nut olsa daha güzel olur Vic'in adı. Satrançla kafayı bozmuş gibi. Acaba var mı böyle bir şey hakikaten.
5-) What is your motto?
Elephant Woman (Blonde Redhead)
  • Yani herkes benim dolgun kadın sevdiğimi bilir ama bu kadar da olmaz.
6-) What do your friends think of you?
TV Screen (Goran Bregovic)
  • Üstelik kablolu yayına bağlı bir TV ekranı derler.
7-) What do you think of your parents?
Sad Professor (REM)
  • İşte burada sıçtın Mr. Şafıl. Gerçi analığımı kastediyor olabilir. Tüh, sıçmamışsın demek.
8-) What do you think about very often?
The Deep (Funki Porcini)
  • Aha! Tam sıçış. Ben çok yüzeyselim.
9-) What do you think of your best friend?
The Bravery of Being Out of Range (Roger Waters)
  • Roger çok artistik konuşuyor anlamıyorum ama sanırım sana sesleniyor Ayşe. 
10-) What do you think of the person you like?
Personal Jesus (Depeche Mode)
  • Kesinlikle doğru! 10 puan 10 puan 10 puan.
11-) What is your life story?
Ich komme davon (Einstürzende Neubauten)
  • Hep büyük kazalardan kurtuldum hakikaten. Buna dakikalarca kalbimin atmaması da dahil olmak üzere. Ich komme davon, ich werde davonkommen.
12-) What do you want to be when you grow up?
Music For Morning People (Kid Koala)
  • Ben Kid Koala sevmem. Demek ki büyümek de istemiyorum ya da çoktan büyüdüm.
13-) What do you think of when you see the person you like?
Under Pressure (David Bowie & Queen)
  • Görüyor musun? He he. Unter den Druck diyor :)))
14-) What will you dance to at your wedding?
To Be Young, Gifted and Black (Nina Simone)
  • Genç değilim, yetenekli değilim, siyah hiç değilim. Demek ki ya Serdar Ortaç ve ekibiyle dans edeceğim ya da evlenmeyeceğim.
15-) What will they play at your funeral?
Letztes Bild (Einstürzende Neubauten)
  • Enteresan olmuş tabiy. Son resim. Acaba bembeyaz mı simsiyah mı, ben öğreneceğim. Sizi bilmem.
16-) What is your hobby/interest?
Nosferatu (Art Zoyd)
  • Hep bir korku filminde oynamak istemişimdir. Nosferatu'yu da çok severim. Herr Max Schreck ( adı çakma gibi ama gerçekten de adamın soyadı Korku) çirkin mirkin ama karizma allaiçin.

17-) What is your biggest fear?
Sazlar Çalınır Çamlıcanın Bahçelerinde
  • Yorum yok.
18-) What is your biggest secret?
The Glory of Love (Nina Simone)
  • The greatest thing you'll ever learn is to love someone and be loved in return ne de olsa diğ mi Nature Boy)
19-) What do you think of your friends?
Useless  (Depeche Mode)
  • Külliyen yalan.
20-) What will you post this as?
  • Başlığa bakın

Cumartesi, Mart 14, 2009

Faralyaaa

Şöyle havalar ısınsa da 3-4 ay boyunca Faralya'da kelebek etkisi yaşasam. Bol bol kitap okur denize girerim. Hasan'la tavla oynar Erik'in gelmesini beklerim. Belki Carlito'da gelir yolunu bulup. Arada inerim Fethiye'ye G. ve K.'yi görürüm. Bazen Kâmil'de kalırım bazen gökyüzüne bakar uyurum. Arada Kürşat gelir ona Yusuf'u sorarım. Zaten sigarayı da bırakmışım, 3 ayda 15 kilo alırım boy-kilo endeksim kendine gelir. Mis mis.

Old And Restler

Wrestler'ı izledik geçenlerde. Kameranın Randy'nin arkasından dolaştığı sahnelerin hastası oldum. Marisa Tomei pek şahane. Mickey Rourke'a ise inanamadım. Filmin sonunda Randy'nin durumu ne olacak diye düşünmüyordum, Miki Ruuk'un durumu ne oldu acaba diyordum. Kendimi Gladyatör'de Russell Crowe'u izledikten sonra ilk defa filmin içine bu kadar çekilmiş buldum. 

Not: Randy'nin kızı tam bir gerizekalı. Lezbiyen olmasına rağmen gerizekalı. Hep bu kızını dövmeyen batılı babalar yüzünden. Sen git ringlerde destanlar yaz, 10 kilo kızın karşısında elini ona kaldıracağına popona sok. Oldu mu randy, yakıştı mı delikanlılığa? Ha? Sana diyorum. Aloooo!!

Cuma, Mart 13, 2009

Maymun Babaydır



Kendisini hıristiyan bir ülke olarak gören Birleşik Devletlerden sonra gelen ülkeye dikkat ettiniz mi? 

Çarşamba, Mart 11, 2009

Bakan

Mehmet Aydın Beyler şöyle buyurmuşlar:


... Dolayısıyla Darwin bir teori ortaya attı diye 200 sene önce, TÜBİTAK’ın aklının köşesinden geçmez, öyle bir ambargo koymak. Bizim Darwin ile ne kavgamız olabilir. Adamcağız ölmüş gitmiş. Biri der ki Darwin doğru söylemiş, diğeri hayır değil. Darwin’le çalışanlar bile Darwin ile aynı fikirde değildirler. Türkiye’de Darwin’le, Darwinizimle başka açılardan meşgul olan kişiler var, bunu da biliyorum ama bu TÜBİTAK’ı ilgilendiren konu değil.”

Bu metinin düzeltilecek hiçbir tarafı yok. Peki söyleyenin?

Hiç Güleceğim Yoktu

Ferit ocak ayına kadar Bilim ve Teknik'in  yayın kurulundaydı ve zaten kötüye gitmekte olduğunu bildiğimiz Tübitak'ın daha ne kadar kötüye gittiğini içeriden de görebiliyorduk. Neyse ki ayrıldı da bu ay yapılan "saçmalığın" altında adı çıkmadı. 

Geçen ay UNESCO'nun 2009'u Darwin yılı ilan ettiğinden bahsetmiştim. Doğal olarak bu ülkedeki en köklü bilim dergisi olan Bilim ve Teknik'in de bu işin biraz ucundan tutmasını bekleriz değil mi? Şubat'a yetiştirememiş olsalar da Mart ayında bir Darwin sayısı çıkaracakları vakit apar topar sayı değiştiriliyor Çiğdem Atakuman görevden alınıyor.

Belki de bu daha hayırlı olur. Belki de buralarda dibi gerçekten görmemiz gerekecek. Belki de okullarda Darwin değil de "Adnan Hoca" okutulmalı. Yaşadığımız dünyanın yaşının 10.000 olduğu öğretilmeli. Evrim dediğin nedir ki? DNA, RNA ne? Genetik sürüklenme, mutasyon da ne ola? Ne diye bunları öğreneyim ki, en sonunda bana söyleyeceği tek şey "maymundan" geldiğimse(!) 

Elbette bu yazı bir şaşkınlığın yazısı değil. Bir kızgınlık yazısı. Eğer çok sinirlenmeseydim "Deryik Gibi" yazardım ama olmuyor.

Bu ülke (Türkiye yani) hak ediyor bence. Melih Gökçek 4. defa sado-mazo duygularla seçilecek. Belki de onu seçenler gerçekten tecavüze uğramayı seviyorlar. Yani tabi sadece Ankara için değil, tüm AKP ve AKP'nin arkasında ve asıl yüzü Fettullah, artık malesef sadece yüzleşilmesi gereken bir gerçek olmayı bıraktı ve kendi gerçekliğini yaratmaya başladı çoktan.

Neyse, insanlar gene gidip "hastanede sıra beklemedikleri" için (alınan hizmetin kalitesini düşünen var mı acaba), başbakan Davos'ta kabadayılık yaptığı için, tuvaletlere artık milyonla değil kuruşla girildiği için ve benim daha bilmediğim ve büyük ihtimalle bu sınırlı aklımın almayacağı kadar bir çok sebep yüzünden karanlık bir düşüncenin ülkenin üstünü örtmesine izin verecekler.

Çok da umrumda.

Salı, Mart 10, 2009

Kürşat Gibi I

- Neden?
- Ne neden?
- Neden bir ilişkimiz olamaz?
- Çünkü ben seni çok seviyorum.
- Anlamadım. Anlamıyorum. Madem seviyorsun o zaman önümüzdeki engel nedir?
- Çok soru sormak az cevap almanın sebebidir. Bir kadeh daha şarap?
- Lütfen. Ayrıca şu filmin sesini biraz kısar mısın?
- Pardon. Hemen kısıyorum.
- Eğer seni sevdiğimi düşünüyorsan en azından bazı şeyleri öğrenmeyi de hak ediyorumdur, değil mi?
- Sen şimdiye kadar karşıma çıkan insanlardan çok farklısın.
- Herkes bunu der ve hepsi istisnasız "ama" ile devam eder.
- Şey, evet. Ama işte bazen eksik bir şey olur. Bizde eksik olan şey senin beni sevmeyişin.
- Nasıl yani? Ben gerizekalı mıyım, boşuna mı aylardır seni düşünüyorum, hayaller kuruyorum. Planlar yapıyorum. Boşuna mı bekliyorum? Yani aslında sevmediğim "seni" mi uyduruyorum kafamda.
- Evet.
- Evet ne?
- Evet işte. Gayet plain and simple. Easy olduğunu söylemiyorum.
- ...
- ...
- Nereden biliyorsun seni sevmediğimi?
- Elbette emin olamam bundan. Ancak seven kişiden ziyade saplanan kişinin davranışlarını taşıyorsun.
- Mesela?
- Bence konuşmayalım bu konuyu. Zaten baksana kimsenin ilgisini çekmiyor davranışsal bozukluklar.
- Ben hasta filan değilim. 
- Tabi. Ben aslında seni "farklılığını 'özel'  olma olarak algılayan insan" kategorisine sokardım illa bir şey diyecek olsaydım. 
- Hep böyle karmaşık şeyler söyleyeceksin değil mi. Kendini niye bu kadar çok gizliyorsun kelimelerin ardına. İktidarsız mısın, erken boşalmacı mısın? Ezik misin? Bir kere olsun karşıma bütün çıplaklığınla çıkamaz mısın?
- Olmayan şeyleri aramak en gereksiz beyin egzersizi. Biraz Türkçe biliyorum o kadar. Bir de insanlara bakınca onları gördüğümü sanıyorum o kadar.
- Bence sevişelim.
- İyi fikir. Kendini hazır hissediyor musun?
- Kelepçe bile getirdim.
- Bi sn. Annemle babamı aramalıyım, merak ederler şimdi.

Pazar, Mart 08, 2009

Just Because I Can

Eski bir hikaye vardır. İpliği fırlatıp iğne deliğinden tek harekette geçiren bir adam varmış. Padişah onun bu yeteneğini görünce 40 kese altınla ödüllendirmiş. Aynı zamanda 40 kötek de vermiş. Zira (zira ne demek?) yeteneğini böyle boş bir iş için harcamış(mış.).

Sevinerek söylemeliyim ki padişahla aynı fikirde değilim. Bence adamı dövmek saçmalığın daniskası. Her neyse, demek istediğim "bir şeyler" yapabilen insanları (yaptıklarının "olumsuz" sonuçlara yol açmadığını varsayıyorum) bırakın takdir etmeyi, onları küçük bile görenler oluyor. Bir şeyler sırf yapabiliyor ya da yapmak istediğimiz için yapmak bence güzel bir şey.

Aaa sen Rubik Küpü mü yapıyorsun, aferin aferin, ama sence de bu gereksiz değil
mi?


ya da

Ya bu şaklabanlık işi güzel hoş da vaktini daha güzel şeyler için kullansan?


gibi lafları mesela çok duymuşumdur.

Şimdilerde satranç çalışıyorum(!). Almanca çalışıyorum. Ama sordukları vakit "eğlencesine satranç oynuyorum" ve "CV'me yazmak için Almanca çalışıyorum" diyorum. Oysa satranç çok güzel bir oyun ve onda ustalaşıp daha iyi oynamak istiyorum çünkü daha iyi oynayabilirim. Almanca ise en sevdiğim dildir ve ortaokul-lise'de hakkıyla öğrenemediğim, öğrenmeyi başaramadığım için utanıyorum ve bunu silmek istiyorum.

Oysa "the pursiut of manitas and money" "the pursuit of
happyness"ten daha iyi değil mi?


Not: Manita İspanyolca akrep demekmiş by the way. Hayvan olmayan, yelkovanın kardeşi.

Perşembe, Mart 05, 2009

Ludmilla Gibi



Uzun zamandır okunamayı bekleyen kitaplar listemin başında duran Akif Pirinçci'nin Felidae kitabını yazmasam büyük haksızlık etmiş olurdum ona. Birazcık dikkatli bakınca kedinin gözlerinin insan gözü olduğunu fark edince kitap içerisinde bir çok gizemli öğeyi barındırıyormuş izlenimine kapılmamak mümkün değil. 

Türkiye asıllı Alman yazar Akif Pirinçci bu kitabında insana özgü olan "suç" kavramının ortasına bir kediyi (Francis) koymuş. Francis oldukça zeki, sarkastik, meraklı ve analitik düşünce yapısı gelişmiş biri. Sahibi ise onun bütün bu özelliklerine foya oluşturacak şekilde tekdüze ve sıkıcı çizilmiş. (bkz: Foya)

Yeni taşındığı mahallesinde işlenen "kedi" cinayetlerini çözmek Francis'e kalmıştır ve ona bu savaşında sadece Pascal isimli yaşlı kedi yardımcı olacaktır.

Kitapta elbette Murakami, Keats, Ravanelli ve Hieronymus Bosch etkilerini görmek mümkün. Açıkçası ben kendi adıma Ravanelli'yi bu kadar seveceğimi düşünmezdim. 

Akif Pirinçci Francis'in başrolde olduğu başka kitaplar da yazdı yalnız devam kitapları okumayı sevmediğim için onları yazmayı Sera'ya bırakıyorum.

İş

İş aramak (K.'den öğrendiğim kadarıyla) da bir işmiş. Boktan bir iş olduğu kesin. Esnek çalışma saatleri var ama maaşı oldukça düşük. Sanırım "bu da bir iş" derken "öğrenmem gereken şeyler olduğunu kastetti. Elbette. Ancak çok sıkıcı. Zaten beni kimse işe almaz. Ben en iyisi gideyim tüm yazı Fethiye'de geçireyim. Sonra yüksek lisansa başlarım eylülde. Ohh miss. Tabi biraz finansmana ihtiyacım olacak. Mesela sizler yardımcı olsanız. Ne güzel olur. 1.000 tane yazı var. İstediğinizi satayım. Ne alırsan 3 lira mesela. Kaç senedir yazıyorum valla bedavaya, hiçbir katkınızı görmedim. Hatta şimdi aklıma geldi siparişiniz üstüne de çok güzel yazı yazabilirim. Kendinizi ne şekilde göstermek istiyorsanız bana bir mail atın anında yazınızı yazayım. Bunun fiyatı da 5 lira olsun. Beğenmezsen para istemez. Hatta bak başka bir şey daha çıktı. Sevdiğim ve sevmediğim blogcular gibi yazayım bir süre. Eğlenceli olacak :))

Salı, Mart 03, 2009

Life Becoming A Landslide

En sevdiğim müzik grubu "tartışmasız" M.S.P. Her ne kadar en sevdiğim onlarsa da şarkı sözlerini pek bildiğimi ve bildiğim kısımlarını anladığımı söyleyemem. Mesela on seneden daha uzun bir süre dinlediğim bir şarkıda
"my idea of love comes from a childhood glimpse of pornography"
sözleriyle Richey'nin ne demek istediğini geçenlerde fark ettim. Üstelik bir insanın sevgilisini okuldan "öğrenci akbili"yle almasından daha utanç verici şeyin "tam akbil"le gidip almak olduğunu fark ettikten hemen sonra.

Ek : Schluss mit Kontinentendrif, Pangea wieder her.
Ek: Tekrardan Almanca çalışmaya başladım. Uzun zaman olmuş. En sevdiğim kelime "gerade". Örnek: Ich habe gerade hunger. Ich habe gerade eine Glatze oder ich liebe gerade dich.