Cumartesi, Şubat 28, 2009

Son Zamanlarda II

Bunları biliyor muydunuz?


veya

Saat 5'te seni bekliyor olacağım.



gibi cümleler Türkçe dilbilgisi kurallarına uygun mu?

yoksa

Bunları biliyor musunuz?


veya

Saat 5'te seni bekleyeceğim.


gibi cümleler daha doğru olanlar mı?

Son zamanlarda kafamı karıştırıyor.

Son Zamanlarda I




Hiç bu kadar zekice bir klip görmemiştim uzun zamandır.

Pazartesi, Şubat 23, 2009

S. Ç. - XIV

Hiç umurumda değil kafiye. Çok az
yanyana durur birbirine benzeyen iki ağaç.
Düşünüyor ve yazıyorum, ağaçlar nasıl bir renk
cümbüşüyse,
tanrısal saflığım olmadığı için
tümüyle ve sadece görünür olmak nasıl mümkün
değilse.

Bakıyor ve yakalatıyorum kendimi,
yakalatıyorum akan bir su gibi uygun toprağa.
Şiirime gelince; esmeye başlayan bir rüzgâr gibi
doğaldır öylesine.

A. C

çeviri: Adnan Özer - Rüstem Aslan

Salı, Şubat 17, 2009

... aşk, sevgilinin ötesine de gider. İşte bu sebeple, yüzden karanlık bir ışık süzülür. Bu ışık, yüzün ötesinden, henüz olmayandan, asla yeterince gelecek olmayan, olanaklıdan daha uzak bir gelecekten gelmektedir. Aşkın olandan alınan keyif - neredeyse çelişkili bir deyiştir bu; aşk ne duyumsama olarak yorumlandığı erotik konuşmada ne de onu aşkın olanı arzulama düzeyine yükselten tinsel dilde hakikatle söylenemez. Ötekinin kendi ötekiliğini koruyarak bir ihtiyaç nesnesi olarak görünme olanağı veya ötekinden keyif alma olanağı, aynı anda söylemin hem berisinde hem de ötesinde yer alabilme olanağı, muhatabının aynı anda eriştiği ve aştığı bu konum, ihtiyacın ve arzunun, kösnül isteğin ve aşkınlığın bu eşzamanlılığı, dile getirilebilir olan ile getirilemez olanın birbirine teğet geçmeleri, burada, tam anlamıyla müphem olan erotiğin özünü oluşturur.

Emmanuel Levinas

52-56

Büyücü'ye kaldığım yerden bütün yavaşlığımla devam ediyorum. 52-56 arasını da yazdım. Geriye sadece 20 cümle kaldı. Acaba devam edebilecek mi yoksa bir yerde takılacak mı çok merak ediyorum. 

Çarşamba, Şubat 11, 2009

So Long

Bundan bir buçuk sene önce sırt çantamı alıp Adana'ya gelmiştim. Şimdi ise bi ton valizle geri dönüyorum. Ne zaman bu kadar çok ayakkabı, kıyafet ve elektronik eşya aldım bilmiyorum. 10 günlüğüne de olsa dünyanın uzak bir köşesine gittim, 6 ay saçma sapan bir şey için bir daha geri gelmeyecek zamanımı harcadım bu bir buçuk senede. Aşık oldum. Umutsuzluğa kapıldım. Çok sevindim. Çok üzüldüm. Piyano dersleri aldım. Az müzik dinledim. Az kitap okudum. Az film izledim. Çok yemek yedim. Hiç kilo almadım.

Şimdilik babamın evine dönüyorum. Zaten gidecekler 1 ay sonra -aynı eskisi gibi. Ev tamamen bana kalacak ama istemiyorum orada yaşamak. İş bulana kadar malikanemizde kalmak zorundayım.

Büyük umutlarla büyük hayal kırıklıkları ışık ve karanlığın olduğu gibi kardeştirler. Öngörülere bağlı olarak yer değiştirebiliyorlar. Etiketlemenin gereği yok ancak benim de kafamda bazı şeyler var. Ama çok belirsizler. Zaman geçtikçe şekillenecek. Sanırım hayat üzerine çok düşünüp suyunu çıkarmayışım ve bir çok şeyin oluruna varmasına müsade etmem beni güçlü kılıyor.

Neyse, sevgili Adana. Seni tanımak güzeldi.

Bi de Aprendemos Español





Ça c’est, pour moi, le plus beau et le plus triste paysage du monde.

Piyanistlerin Bestecisi

Hiç piyanist tanıdığım yok. Yalnız içimde şöyle bir his var: Eğer piyanist olsaydım kesin en çok Schumann çalmayı severdim. Dinleyici olarak en çok Beethoven'ı seviyorum, that's for sure. Ancak Schumann "piyanistlerin bestecisi" gibi geliyor. Tabi piyano çalan biri olmam lazım ki demin dediğim şeyi kendimde deneyebileyim.

Ama daha önce

Wir lernen Deutsch.


Salı, Şubat 10, 2009

12 Şubat 2009

12 Şubat 2009 Darwin'in 200. doğum günü. Ayrıca 2009 senesi Türlerin Kökeni kitabının yazılışının 150. yıldönümü. 

Darwin bundan 150 sene önce yazdığı bu kitapla bir devrim yarattı diyebilirim. Bu devrimde insan, tahtından indirildi ama olsun, kendi sorduğu sorulara cevabını buldu ya, onun için yeter. 

"Genelleme yapma" gibi "Principle of Charity"den yoksun bir yorum yaptıklarında -herhangi bir ortamda, aklıma hep Evrim gelir. Genellemenin bir zaferidir bu kuşkusuz.

Elbette bir blog postunda Evrim'i anlatacak değilim.  Sadece ufak bir şey söylemek istiyorum. "Evrim ne ki a.q? Alt tarafı bir teori. Kanun değil." diyenler var. Gerçi bu "Maymundan geldiysek niye etrafta hala maymunlar var?" sorusunu sorup cevabını öğrenmek istemeyenlerden bir kat daha üstte sayılır benim için. 

Çok kabaca yanıtlarsam bilimsel bir kanun, "ne" olduğunu söyler. Mesela Avagadro Kanunu ya da Newton'ın Hareket Kanunlar'ını örnek verebiliriz. İlki "eşit sıcaklık ve basınçta aynı hacme sahip iki ideal gaz, eşit tanecik sayısına sahiptir" der. İkincisi ise (kabaca söylüyorum tabi) üç şey söyler.
  1. Bir cisme uygulanan bileşke kuvvet sıfırsa cisim hareketini korur. (Yani duruyorsa durur, hareket halindeyse sabit hızla devam eder)
  2. Bir cisme uygulanan kuvvet cismin kütlesi ve ivmesinin çarpımıdır.
  3. Etki eşittir tepki.
görüldüğü gibi ne olup bittiğini söylüyor bunlar.

Bilimsel teorilerin amacı ise "nasıl"dır. Bunlar yeni tanımlar yapmaktansa yeni "açıklamalar" yaparlar. Ayrıca teoriler "uydurma" şeyler değildir. Kanunlar ne kadar bilimselse teoriler de o kadar da bilimseldir. Biri diğerine üstün değildir. Teorilere örnek olarak "Atom Teorisi"ni verebilirim. Maddenin nasıl oluştuğuyla ilgileniyor. Yerçekimi Kanunu diye okuduğumu hatırlıyorum ortaokulda ama Yerçekimi Teorisi'dir Newton dediği.

Bir de, evrim konusunda "yeteri kadar kanıt olmadığı için" teori olarak kalmıştır diyorlar, ben üzülüyorum. Bir teori hiçbir zaman bir kanun olamaz oysa.

Ayrıca bilimle ilgili çok temel bir şeyi söylemek istiyorum. Karl Popper'ın yazdığı bir şey olması lazım: Bir bilimsel teori ancak ve ancak bilimsel bir deneyle "yanlışlanabilir" ise geçerlidir.  Geçmişte yanlışlanmış teoriler yok mu? Elbette var. Ancak şu an kullandığımız teorilerin hepsi henüz "yanlışlanamamış". Yanlışlanana kadar onlara inanmamak ya da yanlışlığını kanıtlamamak için hiçbir sebep yok. Biliminsanları da bunun için çalışıyorlar zaten.

Gecenin iki buçuğu olmuş. İki gündür lenslerimi çıkarmıyorum. Çok saçmalamışsam uyarın düzelteyim. Good Nite.

Salı, Şubat 03, 2009

Küçükken II

Ben küçükken abim beni iki ayda bir sinemaya götürürdü Kadıköy'de. O zamanlar orada oturuyordu. Ben de koşa koşa gidiyordum - daha doğrusu beni alıyordu evden. (Demek ki daha ilkokul dörde başlamamışım.) "Kız Arkadaşım" diye bir filme gitmiştik bir keresinde. Makali Kalkin oynuyordu. Film rezaletti. Bilet de pahalı. Böyle bir filmi seçtim diye çok üzülmüştüm. Film arasında (antrakt nedir bilmiyordum) abim bana "Filmi beğenmediysen çıkabiliriz" demişti. Ben de abimin severek izlediği bu filmden ben sıkıldım diye çıkmasını istememiştim. "Yoo, çok sevdim, merak ediyorum sonunu" demiştim. O da "Tamam" demişti. Sonraları anladım ki aslında o da filmi hiç sevmemiş. İki tarafın da karşısındaki düşünerek davrandığı zaman toplam mutluluğun artmayabileceğini o zaman anladım.

Ben küçükken ablamın bir sevgilisi vardı. Bir gün bana ondan bir şey isteyip istemediğimi sormuştu. Bildiğim kadarıyla bir bilgisayarı vardı ve ben de bilgisayarla yapılan her şeyin sadece bilgisayara ihtiyacı olduğunu düşünerek bana bir kare bulmaca hazırlamasını istemiştim. Hayatımda bundan daha salak gerçekleşmemiş bir isteğim olmadı.

Ben küçükken mahallemizdeki kitap kulübünde satranç oynardım. Bir gün liseyi bitirmiş, üniversite sınavına hazırlanan bir ablayla oynamıştım. Maçtan sonra Özkan Abi bana kimin yendiğini sormuştu. Ben de salak gibi "abla kimseye söyleme dedi" demiştim. Özkan Abi çok gülmüştü. Ben anlamamıştım o zaman. Oysa benim kocaman bir ağzım varmış.

Küçükken bir keresinde sınıf başkanı olmuştum. Öğretmenimiz haftada 3 gün tırnak kontrolü yapıyordu. Pazartesileri, çarşambaları ve cumaları. Bir gün ona "örtmenim, bence kontrolü rastgele yaparsanız" demiştim. Öğretmenim anlamamıştı ne demek istediğimi. O anlamayınca ben de anlamamıştım. Sonra fark ettim ki bazı şeyleri hiç anlamamak en iyisi.

Küçükken en sevdiğim ve tekrar tekrar okuduğum iki kitap vardı. Biri Robinson Crueso. Öteki ise Tom Sawyer. Robinson güzeldi çünkü yalnızdı. Tom da güzeldi çünkü ön dişlerinden biri olmadığı için çok güzel tükürebiliyordu. Hep öyle tükürmek istedim.

Küçükken bana büyüyünce ne olmak istiyorsun diye sorduklarında astronot diyordum bir çok çocuk gibi. Sonra itfaiyeci olmak istedim. Adını hatırlamadığım bir dizi vardı itfaiyecilerle ilgili. Alarm verildiği zaman ikinci kattan bir borunun yardımıyla iniyorlardı. Küçükken o diziyi izleyenler arasından çıkıyor sanırım, büyüyünce pole-dance'e en çok düşkün olanlar.