Cumartesi, Nisan 26, 2008

Das Boot

Geçenlerde bir film izledim. Das Boot. Wolfgang Petersen yazmış yönetmiş. Bir romandan uyarlama. Das olan bir U-Boot. Bir denizaltı. İkinci dünya savaşında geçiyor film. Filmin başında İkinci Dünya Savaşında görev alan 40.000 denizaltı mürettabatından 30.000'inin evine dönemediğini öğreniyoruz.

Herhalde şimdiye dek izlediğim en en en iyi, en en en güzel film buydu. Hatta belki de çok küstahça olacak ama çekilmiş en iyi film dahi derim Das Boot'a. 3 saatten daha fazla olan süresi olsa da, onlarca atmosfer basınçta, denizaltı gibi daracık bir yerde insanın göğsünü sürekli sıkıştırsa, karanlıktan ve hapsolmaktan ötürü korkutsa da tekrar tekrar izleyeceğim bir film.

"Alle Lecks sind geschlossen" dediğinde tayfa, gözlerim doluyorsa,
Motor sesi için "Die süsseste Melodie in meinem Leben" dediği zaman ona tamamen hak veriyorsam,
Filmin sonlarına doğru duvarda "Wir bauen für den Sieg" yazısını okuduğum zaman tekrar çocuk olmak istiyorsam

ben Das Boot'a en güzel film derim.
Sehnsucht: En çok sevdiğim Almanca kelime.
Longing: En çok sevdiğim İngilizce kelime.

Türkçesi hasret.

İşin en kötü tarafı, sarhoş olarak, sevişerek, sinirlenerek, eğlenerek, mutlu olarak, heyecanlanarak, başararak, kazanarak, kitapların, filmlerin, müziğin içine dalarak, başka dünyaları yaşayarak unutsanız da

hayaletler ölmezler.

Ach! Placu ja...

Pazartesi, Nisan 21, 2008

Bu topraklarda her nesilden kaç milyon kadının tecavüze uğrayıp hayatta kalmak adına yaşadıklarını sineye çekerek bir başına yaralarını sarmaya çalıştığını hiç düşündünüz mü? Gecenin bir vakti kan ter içinde uyanıp kâbuslarını yapayalnız yaşamak zorunda olan; çocuklarını, yakınlarını, en önemlisi hayatlarını korumak için uğramış oldukları bu en vahşi saldırıyı unutmaya çalışan ne kadar kadın var yanımızda yöremizde. Solcu diye, Kürt diye, yoksul diye, fahişe diye, kocasının karısı diye, onun yeğeni bunun baldızı diye ve daha bütün insanlık hallerini sıralasak onlar diye, her şeyden geçtim kadın diye, 'kirletilmek' fiiliyle peçelenmiş diye her gün kaç kadın tecavüze uğruyor diye düşünmüşlüğünüz var mı? Mutlaka vardır. Çünkü sokaklarda, eviçlerinde, hayatın her köşesinde kadın cinselliğini küfre emanet etmiş dolanıp duruyorsunuz. Ancak birbirinizin anasını avradını bacısını sıradan geçirdiğinizde rahatlayabiliyorsunuz. Birbirlerine yılışarak el veren saygıdeğer aile babaları tarafından iştahla ırzına geçilmiş kız çocuklarının gönüllü olup olmadığını tartışmayı biliyorsunuz çünkü. Sizden değil diye, HADEP'li diye, Dev-Solcu diye, fahişe diye, gülüp geçmeseniz bile içinizden sinsi bir 'Oh olmuş orospuya' geçiyor çünkü. Tecavüzcü Coşkun'u gıptayla kudurmuş bir tezahüratla karşılayan sizsiniz çünkü. Çünkü Türk askeri yapmaz. Çünkü hepsi söylenti. Çünkü her şey bölücülerin ekmeğine yağ sürüyor. Çünkü kadındır, hak etmiştir. Kadınlardan nefret eden bu toplum tecavüzcülere çanak tutuyor. İkiyüzlülükle, korkaklıkla, alçakça susup görmezden gelerek. Kimileyin açıkça onaylayarak. Pekiyi neden her erkeğin anasına bacısına karısına küfredildiğinde bir cinayet makinesine döndüğünü, hele içkiliyse sel salya sümük bağrını yumruklayıp ölüme koşar gibi yaptığını hâlâ anlayamadınız mı? Bu namus müsameresinde kadınına toz kondurmayan horoz kılığına bürünmek saklanmanın en mubah yolu da ondan.

Yıldırım Türker - Radikal
Yazının tamamı için buraya tıklayınız.
Not: İyi ki varsınız Yıldırım Türker

Canım Arkadaşım Kürşat

Canım arkadaşım Kürşat 10 gün sonra Türkiye'ye geliyor. Ama gelince bizimle görüşmek isteyip istemeyeceğine emin değilim. Biz şimdiden Metehan'la hazırlıklara başladık. Önceden "yazık çocuğa Amerikalarda sersefil oldu bilim aşkına deyip ona göre davranıyorduk. Madem geliyor memlekete o zaman eski halimize dönebiliriz. Misal bugün bir mail atmış Kürşat. İçindeki yetişkin içerikten dolayı burada paylaşamıyorum maili. Ama ona verdiğimiz tepkileri yazalım.

Mail'in başlığı: Okuyun Eğlenenin

Kime: Metehan, bana, Emre, Tolga 07:14 (8 saat önce)

Sizlerle paylasmak istedigim anlar.

...
...

Kürşat
--------------------

Kime: Kursat, Metehan, Emre, Tolga 09:04 (6 saat önce)
HİÇ DE KOMİK DEĞİL. BEN HİÇ GÜLMEDİM.

E.
--------------------

Kime: bana, Kursat, Emre, Tolga 10:08 (5 saat önce)

Bence de hic komik degil, hatta sinir bozucu. Ayni seyin bana yapilmasini hic istemezdim. Eco, seni kiniyorum. (Milliyet okuyucusu yorumu)

M.
--------------------

Kime: Metehan, bana 15:18 (17 dakika önce) Yanıtla
Hassiktirin gidin lan ibneler :)

K.
--------------------

Kime: Metehan, bana 15:19 (16 dakika önce)

He ayrica aynisini sana kim yapsin lan ayi. Bu kadar buyuk beklentiler icinde olma.

K.
--------------------

Kime: Metehan, 15:22 (14 dakika önce)

Ulan bari bence de yazma da ozgur iradenle bu karari aldigin anlasilsin, diger dallamanin etkisi altinda degil. O.sunuz olm.

K.
--------------------

Kime: Metehan, bana 15:22 (15 dakika önce)

ya hic mi eglenmediniz ya. Bak uzuldum lan simdi :(

K.
-------------------- o --------------------



Az kaldı az, yiğidim gelecek Mayıs'ta, 3 gün 2 gece şenlik!

Cumartesi, Nisan 19, 2008

...
güllerin bedeninden dikenlerini teker teker koparırsan
dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar
...

Turgut Uyar

Çarşamba, Nisan 16, 2008

Piña Colada

- This time next week, l'll be sucking down piña coladas in a hot tub with six girls named Amber and Tiffany.
- More like taking a shower with two guys named Jamal and Jesus, if you know what l mean. And here's the bad news, that thing you're sucking on, it's not a piña colada.

Pazar, Nisan 13, 2008

CCC

Herhangi bir şekilde insanları kendimle ilgili bir konuda şaşırttığım vakit onlara son 2-3 aydır "yaaa, sen beni soğan zilliği sandın herhalde" diyordum. Zillik lafı "erkeğin cinsel siki"nin deforme edilmiş haliyle cücük'ün bir kombinasyonu aslında. Gerçi Ezgi artık bundan sonra zillik lafını eskisi gibi gülümseyerek karşılamayabilir ama ne yapalım artık. Kız her tarafa sormuş-soruşturmuş bunun anlamını öğrenmek için.

Asıl enteresan olan "zillig" diye biyolojik bir ismin varlığı. Google Emmi sağolsun bunu da öğretti ve 25 yaşıma girdim 2 ay öncesinden.

Google'da şöyle bir şey yazıyor: "The nucleic acid molecule of claim 11 wherein the thermostable DNA polymerase is Thermococcus zilligi (Tzi) DNA polymerase" herhalde bir patentten alıntı olsa gerek, yoksa claim 11 çok anlamsız oluyor.

Uzun lafın kısası demek istediğim bende öyle boş laf olmaz. Ne diyorsam bunun içinde çok derin, gizli anlamlar vardır. Bunu bilinçli yapmama gerek yok lanet olsun adamım. Bazen kendi söylediklerimden çok korkuyorum, bir gün dünyanın sonunu getireceğim bu gidişle ha ha.

CCXCIX

The Smiths'in Some Girls Are Bigger Than Others deyü bir şarkısı var. Şarkının başında sesi azalıyor, sanki şarkı bitiyormuş gibi, sonra tekrardan artıyor, sanki kasete çekerken yanlış çekilmiş gibi. Sanki rüyaya dalmak üzereymiş gibim. Send me your pillow ya da Send away the tigers ya da The one that you dream on ya da because we're lonely and we're desperate.

Cuma, Nisan 11, 2008

My Name Is Eiwob, Divad Eiwob



James Bond'u pek beğenirim. 5. sınıftayken Kadıköy'de sahaf sahaf dolaşıp onlarca James Bond kitabı okumuş ortaokulda tamamen farklı uyarlanmış filmlerini de ayrı bir zevkle takip etmiştim.

"En iyi James Bond kimdir?" sorusunu cevabını eski nesiller Sir Şan Koneri derken yeni nesiller genel olarak Piirs Bırosnın olarak veriyorlar.

Piirs Bırosnın çok gönülsüz bir şekilde Bond olmuştu hatırlarsanız. Senelerce teklif ettiler, o da inatla reddetti, nonetheless money can buy everything. Neyse efenim. Bırosnın bi kaç filmde oynadı ve bıraktı ajanlığı.

Yeni Bond sarışın mavi gözlü biri olacak dediler. Racır Muuur'dan nefret eden bir insan olarak Bond'un sarışın olmaması gerektiğini düşündüm uzunca bir süre. Öyle çarpıcı bir yakışıklılığı da yoktu adamın. Sokayım böyle işe dedim.

Ancak Bond sevgim galip çıktı ve rezalet bir Bond olduğunu öngördüğüm Mr. Daniel Craig'in oynadığı Casino Royale'i izledim dün. Sanırım önyargımın yanlış çıkmasına başka bir şey için bu kadar sevinmemişimdir. Bond'u oynayan "en iyi oyuncu" olduğu kesin onun. Zaten Bond gibi bir karakteri oynamak ne kadar zor olabilir ki? Sinema hayatına Tarık Akan'ın Britanya versiyonu olarak başlamış olan Şan Konori senelerce oynamış. ( SVP kimse bana gelip Sir'ün çok iyi oyuncu olduğunu söylemesin o genç yaşında)

Filmdeki poker maçıyla ilgili de bir kaç laf etmek istiyorum ama spoil olacaktır malesef ister istemez. Final oynunda masadaki 4 oyuncudan japon olan ( elinde flush ace high olan) gavatı o masaya oturtanın allah cezasını versin. Yani diğer iki adamı ( full house'u olanları) anlıyorum ama yerde çift varken full house tehlikesini görmüyorsa ben ona adam demem. Aslında derim. Sonuç olarak Texas hold'em'de konuşma sırası çok çok önemli, belki ilk konuşan o olmasa all-in demeyecekti. Neyse uzun lafın kısası final oynunun çok salakça olduğunu düşünen varsa onu poker öğrenmeye davet etmek boynumun borcudur)

Bir ek bilgi olarak da yeni Bond'un şu an çekilmekte olduğunu sevinçle bildireyim.

Cuma, Nisan 04, 2008

Porn Blog

Şu zamanlar oldukça fazla blog okuyorum. Her gün en azından 12 tane farklı bloga seke seke uğruyor, kimine çok gülüyor, kimine çok küfrediyorum, kimi çok sinirlendiriyor, kimi de hayranlığımı kazanıyor demek isterdim ama herkes benim gibi çok alakasız, saçma sapan, dikkat çekmeyecek, kimsenin ilgisini taşımayacak kadar sıradan yazıyor. Amaçsız dolaştığım için olabilir, hiçbir şey göremiyorum bu yeni baktıklarımda.

Sonra "İdeal blog nasıl olabilir?" diye düşündüm. Bu soruya demin Kürşat "Olm, bi porno blog açsak ne güzel olur" deyince buldum cevabı. Madem özel şeyleri yazıyoruz buraya en özelimizi de koyalım değil mi? Bir işi tam yapmak yarım yapmaktan daha iyidir. Bir porno blog açıp "bugün bununla şöyle seviştim" tarzı yazılar yazıp, yazdıklarımızı videolarla pekiştirebiliriz. Hatta bundan para kazananlar da vardır kesin de, bilmediğim için onları kendimi bir ilk olarak görmekte bir sakınca yok.

Acaba gün gelecek böyle şeyler normal olacak mı? Hadi canım oradan derseniz size sevgili kardeşim Sirius'un vakti zamanında sözlükte yazdığı şu entry'yi okutayım:

17. yy..: evlenmeden erkeklere yüzünü göstermek ahlaksızlıktır.
18. yy..: evlenmeden önce erkeklerle öpüşmek ahlaksızlıktır.
19. yy..: evlenmeden önce erkeklerle sevişmek ahlaksızlıktır.
20. yy..: evlendikten sonra başka erkeklerle sevişmek ahlaksızlıktır.
21. yy..: birden çok erkekle aynı anda sevişmek ahlaksızlıktır.
(sirius, 08.12.2002 20:56 ~ 21:12)

Olur olur valla, olmaz olmaz dememek lazım. Enteresan olacağı kesin ama. Mesela kim nasıl sevişiyor (-ki zamanımızın şartlarında bunu anca o kişiyle sevişerek görebiliyoruz genellikle) kimin memeleri sarkık, kimin pipisi büyük, kim oral seks yapmayı seviyor, kim anal seksten hoşlanıyor, kimin erken boşalma sorunu var, kimin vajinası çok dar, kimin sertleşme sorunu var, kimin memeleri taş gibi, kimin pipisi küçük, hangi kadına oral seks yaparken kusma ihtimali var, kim önsevişmeden haberdar, kimin uyarma anlayışı kulak yalamaktan ibaret, hangi erkek nazik, hangisi haşin, hangi kadın çok uysal, hangisi ata biniyor, kim kütük gibi yatıyor, kim kıçını dönüp uyuyor, kim, ne zaman, ne kadar süre, ne kadar şiddetli boşalıyor, gerçekten orgazm olan kadın sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor mu, kim Sven'den (koyunlu oyun) daha çok pozisyon biliyor, kim ne kadar esnek, kim kendini Aydemir Akbaş gibi donunu çıkarmadan kadınları kendinden geçireceğini sanıyor ve bunlara benzer bir milyon beş yüz bin soruya kısmi yanıtlar alınabilir.

Yüksek ihtimalledir ki biz böyle şeyleri göremeyiz. Zaten siz görseniz bile ben hiç göremem. Ulan nerden soktun bunu aklıma Kürşat anlamıyorum, hep senle konuştuktan sonra geliyor böyle şeyler. Ne güzel Hume okuyordum hiç anlamasam da...

CCXCI

Herhangi bir konuda "en iyiler", "en kötüler", "en beğenilenler" vs listesi çıkarmak insanoğlunun vazgeçemediği özelliklerinden birisi. Bununla ilgili hiçbir sıkıntım yok. Ancak bu listelere bakıp "sokayım böyle listeye, yarrakkürek albümü, siktiriboktan kitabı, götümün filmi olmadan buna da liste mi diyorsunuz, olmamış" diyenleri bir türlü an-la-ya-mı-yo-rum. Böyle listeler sonlu miktarda elemandan olaşacağı için elbet dışarıda kalanlar olacaktır. Ayrıca üstüne üstlük hele ki elemanları sıralarsanız bu sefer bu sikağızlılar "yok efendim, züktüğümün listesinde yarrağımın anteni nasıl 7. sırada olur" diye konuşuyorlar.
Ben öyle listelere baktıkça her seferinde böyle yorumlar aklıma geliyor ve durduk yere gülüyorum. Sikmişler mi beni bu kadar sinirleniyorum bu konuya o da ayrı bir şey elbette. Bence bunun üzerine yoğunlaşmak lazım.

Unutmadan belirteyim, bu yorumları yapanlar ortalamanın üstü etkisiyle kendi beğenilerinin ortalamanın üzerinde olduğunu düşünen insanlar. Mesela gelip müzik setinizin ekolayzır ayarlarıyla oynayıp "olm böyle daha çok seveceksin" derler. "Sanane mınakodumun" dersin sonra da üzülürler. Mnskym.

Mesela geçenlerde sözlükte "mehmet ali erbil'in oynadığı film" diye sikindirik bir başlığa denk geldim. Millet açmış ağzını yummuş gözünü. Herkes filmden de, film endüstrisinden de, yaratıcılıktan da, orijinallikten de o kadar nasibini almış ki kendi kendime "sevgili allahım bana niye böyle melekeler bahşetmedin" diye hayıflandım. Gerçi bana birazcık analitik düşünme yeteneği vermiş, tek bir taraftan bakmayıp diğer yönlerini de düşünebiliyorum azıcık hayatta karşıma çıkan şeylerin.

Şimdi diyecekseniz "bu bi ton laf söylediğin insanların bakış açısını düşündün mü?" Evet, düşündüm. O yüzden kızıyorum ya zaten.

CCXC

Küçükken bi kitapta gelmiş geçmiş en zeki insanların sıralamasını görmüşüm - IQ bazında. Listenin başında çok şaşırtıcı bir şekilde eski ABD başkanlarından Thomas Jefferson vardı. Nasıl hazırlamışlar bilmiyorum o listeyi. Şunu biliyorum ama: Gene eski ABD başkanlarından JFK 1962 yılında Nobel Ödülü kazanmış insanları Beyaz Saray'da ağırlarken şu sözleri sarf ediyor:

"I think this is the most extraordinary collection of talent and of human knowledge that has ever been gathered together at the White House — with the possible exception of when Thomas Jefferson dined alone."


İsa'nın çok basit bazı sözleri var. Mesela "Komşunu sev." gibi. Basit ve güçlü. Jefferson da "Kitaplar olmadan yaşayamam." demiş. Ben de öyle düşünüyorum prensipte. Şu sıralar bir çok farklı kitabın kısımlarını okuyorum ancak tamamını değil. Okuduğum kitapları şu an cepten yiyorum. Geçmiş yıllarda okuduğum yüzlerce kitap acaba beni ne kadar idare edecektir? Pek bi fikrim yok.


Not: Size "Das Wohltemperierte Klavier"i çok sevdiğimi söylemiş miydim?