Pazar, Mart 30, 2008

Rock Werchter

Geçen İstanbul'dan dönerken yanımdaki çok konuşan adamdan kurtulmak için bir işle meşgul olmam gerektiğini düşünerek not defterimi çıkardım ve şimdiye kadar kimleri canlı dinlemişim onun listesini yapayım dedim. Elbette hepsini yazmayacağım çünkü içlerinde ( bir örnek vermem lazım ) Megadeth bile var. ( Diğer yazmadıklarımı siz düşünün)

Abecesel gidelim.

Cocorosie
Einstürzende Neubauten
Franz Ferdinand
Garbage
Ian Brown
Manic Street Preachers
Morrissey
Nick Cave And Some Of The Bad Seeds
Rubin Steiner
Skunk Anansie
Smashing Pumpkins
Super Furry Animals
The Cure
Tiger Lillies
The Automatic

En temizi Rock Werchter'e gidip bu sayıyı ikiye katlamak. Allahını seven şu line-up'a baksın http://en.wikipedia.org/wiki/Rock_Werchter#2008_Festival

Rubik's Revenge Soğuk Oynanan Bir Oyundur.



Çarşamba, Mart 26, 2008

Fragment 444

İnsanın kafasını kurcalayan şeyleri bir başkasının çok güzel bir şekilde yazmış olduğunu görünce duyduğu sevinci bilenler herhalde Friedrich Schlegel'in 1799 yılında Athenaeum'un 444. fragmanında yazdığı aşağıdaki metni okuduğum zaman duyduğum heyecanı ve sevinci tahmin edebilirler.


It generally strikes many people as strange and ridiculous if musicians talk about the ideas [themes] in their compositions; and often it may even happen that we perceive that they have more ideas in their music than about it. Whoever has a feeling, however, for the wonderful affinity of all the arts and sciences will at least not consider the matter from the superficial and so-called natural point of view, according to which music should be nothing more than the language of sentiment, and he will find a certain tendency of all pure instrumental music to philosophy not inherently impossible. Must not pure instrumental music itself create its own text? And is not the theme in it developed, confirmed, varied, and contrasted in the same way as the object of meditation in a philosophical series of ideas?

CCLXXXIV

Bir insanı kendi yapan neler var acaba? Orijinal bir tarafları vardır herkesin elbette ama sanırım benim hiçbir orijinal tarafım yok. Sıradan bir çok şey sayabilirim sanırım. Bu listeyi düzenlemeyi uzun zamandır düşünüyordum. Gerçekleşmemiş olmasının sebebi ise pek fazla kalemden oluşmayacağını düşünmem. Şu an gerçekleşiyor olmasının sebebi ise pek fazla kalemden oluşamamasını önemsemiyor oluşum. Kendimi nasıl baştan yaratabilirim onu göreyim birazcık.



Bir metre yetmiş sekiz santim boyum var.

53 kiloyum.

Sarışın sayılırım.

Gözlerimin rengi yeşil.

İnce uzun dudaklarım var.

Gülünce on santimetre kadar uzayan bir burnum var.

Üç kişiye yetecek kadar kaşlarım var.

Parmaklarım sadece bir oktav kadar açılıyor.

Düz taban olmama on derece var.



Kimya biliminden anlarım.

Fizikten az anlarım, onu az severim.

Matematikten az çok anlarım, onu az severim.

Türkçe'yi iyi bildiğimi düşünürüm.

Derdimi İngilizce olarak anlatabilir veya başkasınınkini anlayabilirim.

En güzel yabancı dilin Almanca olduğunu düşünürüm.

Ekonomi'den hiç anlamam.



Kitap okumayı severim ama az okurum.

Dünyanın en iyi kitabı Fransız Teğmenin Kadını'dır derim.

Film izlemeyi pek sevmem ve az izlerim, hiç anlamam.

Dünyanın en iyi filmi Collateral'dir bence.

Müzik dinlemeyi çok severim ama az dinlerim. Eskiden çok konsere giderdim. Şimdilerde gitmiyorum, yok buralarda konser.

Dünyanın en iyi grubu E.N.'dir ve dünyanın en güzel insanları Manic Street Preachers grubunu oluşturmuşlardır.

Resim'den anlamam ama Miro'ya ve Kandinski'ye taparım.

Eğer ressam olsaydım Magritte olmak isterdim.



Dünyanın en eğlenceli sporu Curling'dir.

Dünyanın en salak futbolcusu Sabri'dir.

Sürat patencileri çok etkileyicidir bence.

Arkadaşlarla oynanan en güzel üç oyun bowling, dart ve bilardodur.



İnsanlardan çok çabuk sıkılırım.

Bazı insanları çok severim.

Beni en çok hem çok sevdiğim hem de sıkıldığım insanlar zorlar.

En mutlu olduğum zamanlar sadece bir kişinin yanımda olduğu ve ikimizin de başka şeyler yaptığı zamanlardır.



İkizlerim.

Burcumu çok severim.



Çok nadir birilerini özlerim. İnsanları özlediğim zamanlar ise onları mutlulukla andığım zamanlar oluyor genelde.



Tek başıma çok uzun süre yaşabilirim.


Hep piyano çalmak istemişimdir. Gelmiş geçmiş en büyük sanatçı Beethoven, en büyük zanaatkar Bach'dır bence.

YDP-131'im var ve birbirimizi çok seviyoruz.

Şansım yaver giderse elbet bir gün 1800'lerde inşa edilmiş bir evde kalacağım. Pekelharing Caddesinde. Leie'nin yanıbaşında.

Faralya'yı çok severim.

5 dakika önce tanıştığım insanın 3 000 km ötedeki evinde 1 ay kalabilirim.

New York sokakların kaybolsam, Barselona sokakların da İspanyolca konuşamasam, Amsterdam'ın labirent sokaklarında peynir peşinde koşsam, Atlas Dağları'nda donsam, Ege'de bir adada denize şişe içinde bir mesaj yollasam ne güzel olurdu? Hem de 30 yaşıma gelmeden.


Bildiğim binlerce şeyi paylaşabilsem ve binlerce şey öğrenebilsem.
Bunun için konuşmak gerekiyor elbette. Sessizliğin nasıl bir şey olduğunu herkes gibi ben de biliyorum. Bunu bir tercih olarak rasyonalize etmeme ramak var sanırım.

Pazartesi, Mart 24, 2008

How fucking serious do you think he will get?*

"No Country For Old Men"i izledim geçenlerde. Coen Kardeşlerin 5. filmi benim açımdan. Ne kadar az film izlediğimi düşünürsek Coen Kardeşleri sevdiğimi itiraf edebilirim kendime. Fargo tam bir felaket gözümde. Hele ki filmin başında "bu gerçek bir hikayedir" numaraları oldukça ucuz ama gerekliydi. Big Lebowski çok esprili değildi ama oldukça komikti. The Man Who Wasn't There ise Beethoven'ın Piyano Sonatları eşliğinde güzel güzel gidiyordu. O Brother! Where Art Thou hakkında ise pek söylenecek bir şey yok. Odysseia'dan esinlenmişler (dediklerine göre) ama benim kültürüm yetmez öyle şeyleri bağdaştırmaya. Gene komik ve güzel müzikleri olan ve George Clooney'nin Emrah makyajıyla çok güzel şarkılar söylediği bir film işte. Daha ne olsun?

Şimdi bu uzun ve gereksiz girişten sonra No Country For Old Men'e geleyim hafiften. Coen kardeşler David Lynch'le mi yatmışlar tam emin değilim ama saçma sapan şeyler vardı filmde. Artık onlar da "abi burada çok derin şeyler olmalı, diğer türlü bir boka benzemezdi" düşüncesini insanlara aşılamaya başlamışlar. Allahtan ben zeki bir insan olarak böyle şeyleri kafaya takmam. Bir film 100 şey anlatıyorsa hepsini anlamak zorunda değilim. Bence iyi bir filmde anlatılan 100 şeyi 20 kişi 10'arlı gruplar halinde anlar. ( Sayılar tamamen hayal ürünü olup my ass's imagination'dan geliyor. )

Ben neleri mi sevdim filmde? Öncelikle Josh Brolin'in oynadığı karakterin çok zeki olmasını sevdim. Filmin konusuna bakınca normal şartlar altında bu rolü çok salak çizebilirlerdi. Coen'lere teşekkür ederim. Sonra efendime söyleyeyim Bardem'in oynadığı psikopata gelelim. Çok enteresan bir katil olduğu kesin bu adamın. Ayrı bir soğukkanlılığı var. Bu soğukkanlılığın yanı sıra adamın "yavaş"lığı da takdire şayan. Mr. Bardem de iyi oynamış allahiçin. Gerçi çok sevgili herşeyi bilen H. Uluç Bey Hazretleri "O karakteri ben oynasam bana da Oscar verirlerdi" gibi şey demiş. Kendisine "yokebesininamıhıncal"derdi herhalde Turgay Şeren bunu duymuş olsaydı.
Bardem'in benzin istasyonundaki adamla ve karavan işletmecisi kadınla olan sahneleri ise çok çok iyiydi. Hitchcock'un ruhunu gördüm o sahnelerde. Patlamaya hazır saatli bombanın tiktakları eksikti bir tek. ( Elbette filmin başında Bardem'in adamı arabasından çıkarıp "lütfen kafanızı oynatmayın" lafının akabinde gelen şaşırtıcı sahne de bunda çok etkiliydi.)

Şimdi en çok sevdiğim sahneyi anlatayım. Çok uzun zamandır bu kadar güzel bir sahne izlememiştim. Buna benzer bir sahneyi The Departed filminde Leonardo di Caprio asansörden çıkarken görmüştüm. İkisinde de bir "ani"yet durumu olmasına rağmen bu filmde o ani duruma çok yavaş ve göstere göstere gelmiş olmamız beni sevindirdi. Bardem kendisine yeşil ışık yanarken yavaş yavaş bir kavşağa giriyor, kamera yeşil ışığa doğru yükseliyor ve...

Tommy Lee Jones'un amınakoyim afedersiniz. Kendisinin de oynadığı karakterin de. Josh Brolin'in karısı fena değil. Ayrıca Woody de ne skime derman oynuyorsa çok gereksiz. Bunların hepsini yönetmenler tarafına yazıyor, filme on üstünde 7, anlattığı hikayeye 5 üstünden 2, Bardem'e 10 üstünden 9, Josh Brolin'e 4 üstünden 4 ve yönetmenlere 3 üstünden 2 veriyorum. Almak isteyene!


*Dünyanın en güzel filmi Collateral'dan bir yarım söz. Kimin söylediği yukarıda saklı ;)

Salı, Mart 11, 2008

So long, and thanks for all the fish

"Sadly, however, before she could get to a phone to tell anyone about it, a terribly stupid catastrophe occurred, and the idea was lost forever."

Bu bir başlangıç cümlesi -sevdiğim ama asla tamamını okumadığım, okumayacağım bir kitabın. O yüzden benim için bir sonuç cümlesi. Buranın da sonucu bu.

Neyse... Elveda ve tüm balıklar için teşekkürler...


Cumartesi, Mart 08, 2008

Fido, Fido İçindir

Küçüklüğümde Fido'yu çok severdim. Evde bi tişörtümüz vardı -sahibi belli olmayan, Fido'nun manifestosu yazıyordu üstünde. Ondan tek hatırladığım ilk madde: Fido, Fido içindir. Oysa Fido benim içindi. Taparım, çok severim.

Fido artık yok Türkiye'de, ayrılmış buralardan, ama ne yaptım ettim Fido'yu buldum. Hem de buradan 15 000 km ötede. Wally'yi bulan bir çocuğun sevincini yaşadım sanırım.

Çarşamba, Mart 05, 2008

The Beach

Ya çok uğraştım didindim ama tatilin ikinci kısmı olan 4 günlük Phuket, Phi Phi ve Pha Nga hakkında bir şey yazamadım.

Ama Phi Phi için aşağıdaki videoyu izlemenizi tavsiye ederim. Maya Plajı gerçekten de böyle bir yer.




Pha Nga ise James Bond adası olarak biliniyor. Altın Tabancalı Adam'ın gizli üssü burası. ( 3. memeli bu kötü adamı ise sonranın Sith Lord'u Christopher Lee oynuyor. Tek geçiyorum kendisini Bond-kötü adamlarında)Adayla ilgili olarak filmin fragmanına bakabilirsiniz.




Böyle yutup aracalığıyla tatil anlattığım kendime 40 kırbaç cezası veriyorum. Aslında artık kırbaç benim için bir ceza değil bir zevk unsuru. Tayland sağolsun.


Mr. Jaakaran Mars'tan bildirdi.

Pazartesi, Mart 03, 2008

AltBaşlık

Bu blogun bir alt başlığı yok. Başlığın altında ufak bir uyarı var sadece: "This blog is best viewed with the heart." Eğer bir altbaşlığı olması gerekiyorsa buranın herhalde bundan başka bir şey olamaz:

"Sadece bir tane gerçek olsaydı bile onun yüzlerce resmini çizebilirdiniz."