Cuma, Ağustos 31, 2007

CCXI



Alçak sürünüş uzmanı G.I. Skör'ün bize okuduğu "bizim burada elektrik kesilmiyor, jenaratörümüz var allaa çok şükür" mavalına inanmıştık akşam. Oysa ertesi gün kardeşim işe gittikten sonra karşımıza çıkan tatsız durum sinirimizi bozmadı değil. Kameraman Evren ve sunucu Kürşat allahın s.ktir ettiği ve adını bilmediğimiz bölgesinden haber verdi.

Perşembe, Ağustos 30, 2007

CCX

Haftasonu cümbür cemaat Rock'n Coke'a gidiyoruz. Kampımızı yapacağız, keyfimize bakacağız. Herkesi bekleriz. Gelmeyeni sevmeyiz.

Çarşamba, Ağustos 29, 2007

CCIX

Erkekler seks yapmak için bi ton para dökerken kadınlar tarafında bu kıyaslanmayacak kadar az. Bunun sebeplerinden bir tanesi de sanırım seksten sonra erkekler zaten gitmeyi planlarken... neyse anladın sen anladın.

Pazartesi, Ağustos 27, 2007

CCVII

Shakespeare olduğu iddia edilen Sir Francis Bacon'ın bir sözü var. E-posta hesabımda yıldızlı duruyor. Haftada bir okuyorum, hep de hüzünleniyorum nedense.


"I've always wanted and never succeeded in painting the smile"
Sir Francis Bacon

She Is Suffering


Senelerden beklediğim çok az şey var. Bu listeden 1 madde daha eksilecek bu hafta içinde. 2 Eylül 2007 yılında dileğimin gerçekleşme ihtimali çok yüksek. Manic Street Preachers konserine gideceğim. Umarım insanlar benden beddualarını esirgiyorlardır ve bir engel çıkmaz konseri izlememe.

Şu şarkıyı çalsınlar gibi bir isteğim yok. Şu şarkıyı çalsalar çok mutlu olacağım dediğim bir şarkı da yok. Ruhumun (varsa) en ince tellerini titreten bu dünyanın en güzel insanlarının oluşturduğu grubu dinlemek istiyorum sadece. Her şarkıya bağıra bağıra eşlik etmek, esrimeden esrimeye koşmak istiyorum.




Konserden çıktıktan sonra da


" 't dont make a sound * "


deyip hayata kaldığımız yerden devam...



* my little empire - this is my truth tell me yours

Cumartesi, Ağustos 25, 2007

CCV

Tanıdıkla arkadaş arasında olan bir tanıdık-arkadaşım var. En son sanırım Ian Brown konserinde görmüştüm. Kendisi yurtdışında yaşıyor ve yazın geldiğinde ancak görebiliyordum. Ortak tanıdığımız olan kişiyle yollarımızı ayırdığımız için ve onunla tanıdık'a daha yakın olduğumuz için konuşmuyoruz pek her ne kadar sanal ortamda rastlaşsak da bazen.

O zamanki gözlemlerime dayanarak onun iki farklı hayatı yaşadığını söyleyebilirim. Amerika'da hayatı ve Türkiye'deki hayatı. Sanki bir şalter var kafasında ve birr yerden diğerine gittiğinde ayarları otomatik olarak değiştiriyor. Çok da özel yorumlar yapmayayım, yanlış olma riski çok yüksek. Yalnız şöyle bir şey var ben o zamanlar onun bu davranışına (karar da olabilir, bilmiyorum, çok takılmayın kelimelere) hak verirken şu an ise onu anlıyorum. Uzakta olmak gerçekten farklı. Ha binlerce kilometre ha bin kilometre. Uzakta olduğun şey yer değil, o yerdeki hayatın. Şöyle de bir risk var ya da ödenmesi gerekebilen bir bedel. Hayat burada devam ederken, değişirken, aynı şekilde orada da değişiyor, devam ediyor. Ben değişiyorum, oradakiler değişiyor. Aynı kalması beklentisi büyük hayal kırıklığı yaratabilir. O yüzden bencillik yapmayayım ben. Şu an sabırsızlıkla İstanbul'a son dönüşümü düşünüyorum. Bundan sonra İstanbul'a gideceğim ve kendi evime döneceğim hep. O yüzden bu son seferin çok çok güzel geçmesini istiyorum. Şu an maksimum "çok güzel" geçebilir.

Bir de pek konuşasım olmuyor İstanbul'dakilerle. Bu onları sevmediğimden değil, onların ister istemez ameliyat yaramı deşmesinden kaynaklanıyor.

Belki simcity oynadığından tepkisiz durumun bu yazıyı okumana engel olmuştur ama senin düşündürdüklerin yardımcı oldu bana...

Perşembe, Ağustos 23, 2007

CCIV

Dün gece Earl Grey çayıma buz atacaktım, buz yoktu dolabında. Sol elim, acemi elim, zavallı elim.

Salı, Ağustos 21, 2007

CCIII

İki paralık insanlar hayatıma girdikçe hayatımdan çıkan pırlanta gibi insanların değerini çok acımasız bir şekilde hissediyorum. Hayatımda hiç bu kadar "keşke başka türlü olsaydı" dememiştim. Bunun sebebi benim kadere, nasibe, kısmete inanmam. Bunların sebebi dini değil. Her şeyin olması gerektiği şekilde olduğuna inancım. Şimdiki zaman ve gelecek zaman değişebilir, belirsizdir hep. Oysa geçmiş kesindir. Kesinlik ihtiyacımı geçmiş zamana atacak kadar değişmiş olduğumun farkına varmak da sanırım 20 yaşımda en çok ihtiyacım olan şeydi ama bugüne nasipmiş artık. Ama içinde hüzün olan zamanlar istek ve beklentileri artırıp keşkelere yönlendiriyor insanları en azından kendim için böyle diyebilirim.

üşüyorum sabaha kadar

Pazar, Ağustos 19, 2007

Yorumsuz

Türk Tarih Kurumu başkanı bugün şöyle bir açıklama yapmış: "Kürtler Türkmen, Alevi Kürtler ise MAALESEF Ermenidir."

Cuma, Ağustos 17, 2007

Wordpress'e Erişim Kapatıldı

www.wordpress.com sayfası kapatılmış. Önce bir yuh çekiyorum sonrasında yuh amınakoyim diyorum

CC

Acaba canın istemiyor diye Güneşin doğuşunu engelleyebilseydin, daha mutlu olur muydun?

CXCIX


Bundan tam bir sene önce deryikçiğimle "Den Haag'ın yolları taştan, aklımı aldın en baştan" türküsünü çığırırken bu heykelin bir replikasını görmüştüm. Bu emmi tüccarların ve hırsızların tanrısı. Kendisinin bir kısmını zaten Good Year Hunting logosunda görebilirsiniz. Ben tamamını sunayım istedim. Cebimden çıkan bir şey yok ne de olsa. Akrep olsa ne olur olmasa ne olur diyeceğim ama zaten Akrep'in durumu da belli değil. Öncen Ares Bey ilgilenirdi, sonra Pluton bulundu, "yok efendim biz yanlış biliyormuşuz, onunla Pluton ilgileniyor" dediler, geçen sene de "yok efendim Pluton artık bir gezegen değildir, sadece bir çizgi karaktertir" dediler ve kısaca sıçıp bıraktılar. Allatan bizde öyle bir sorun yok.

Konumuza geleyim: İşimiz ticaret. Yalan dolan çok fazla var. Bu bir oyun. Bakalım ne zaman ebe olucağım, ne zaman sobeleneceğim.

Kanatlı sandaletlerle nereye kadar acaba?

CXCVIII

Atatürk, sigarasını rüzgâra karşı sipersiz yakarmış.

Müjde Ar, Marlboro sigarasını (niye marka tercihi var bilemiyorum) külünü dökmeden sonuna kadar içen kişiye bi güzellik yaparmış.

Clint Eastwood, gömlek cebinin altına vurup paketten çıkan sigarayı ağzıyla yakalarmış.

Ben de ayak parmaklarımla sigara içebiliyorum.

Çarşamba, Ağustos 15, 2007

CXCVI

Mevcut olan sistemler arasinda en iyisinin demokrasi olduguna dair bir inancimiz var. Oy kullanan insanlar otomatik olarak en cok oyu ( konudan konuya rakam degisse de ) alan kisinin, kurumun yonetici olarak secilecegini kabul ediyorlar. Yalniz bir cok konuda oldugu uzere olaylara fanatik gibi yaklastigimiz icin isimize gelmedigi durumlarda demokrasiyi bir kenara firlatmayi cok iyi beceriyoruz. Zaten AB istiyor, ABD istiyor, bok istiyor, pusur istiyor diye demokrasiyi yerlestirmeye calismamiz da enteresan. Bir seyi de kendimiz icin isteyelim diyorum ama once de soyledigim gibi biz kendimiz icin bir sey istemeyiz. Oyle ulu bir toplumuz.

4 ay once halkin yuzde 36'sinin verdigi oylarla yuzde bilmem kac temsil hakki kazanan bir partinin gosterdigi cumhurbaskani adayi secilmemeli dediler. Su an halkin yuzde 47'sinin oylarini topladi AKP. Daha ne kadar oy almasi gerekecek acaba?

Elbette bana "isler oyle senin bildigin gibi olmuyor evrencim" diyeceksiniz. Ama demokrasiye inaniyorsaniz "islerin boyle olmamasi gerektigi" konusunda problemler var demektir.

Falan da filan...

Salı, Ağustos 14, 2007

CXCV

Pinhani - Hele Bi Gel

icinden geleni soyle, kalirsa yazik olur
hayata kusuverirsin, huzunler seni bulur
bi seyler yapabilirsem guzel gozlerin icin
basindan geceni anlat, masaldir benim icin

hele bi geeel, uzaklar sana gelir, sen
hele bi geeel, butun dertler bitiverir, hep
seni buluuur, uzun zor sikici gunler
yazik oluuur, hadi gel kurtar bizi

Bu sarkiyi bana hediye eden Koyunlu Pijama'ya sevgilerimi sunuyorum. xxx

Pazartesi, Ağustos 13, 2007

CXCIV


Gercek Deyvid Bovi benim!!!!!

CXCIII

Beyzikli: Yeni Hayat

Gerisi ayrinti.


Metin kardesimle hep "buralardan gitmek" temali konusmalar yapardik. Buralar derken Istanbul'u kastederdik. Aslinda sadece Istanbul degil, Turkiye'ydi bahsettigimiz. Belki de son 10 sene yasadiklarimizdan kacacaktik ya da kendimizdi kacacagimiz. Tabi son secenek cok kolay bir secim. Kendinden kacamayacagin icin bir anlami yok gibi duruyor gitmek. Ataletin kollarina teslim olup bunun yarattigi kuulluktan nasiplendikten sonra bir seyleri degistirmek oldukca zor ve sans isi.

Ben de sansimi kullaniyorum simdi. Yeni bir sehir, yeni bir ortam, yeni fikirler, farkli amaclar... 6 senelik simdi yari-bohem hayat olarak gordugum, o zamanlar yasanmasi gerektigini dusundugum ama simdi sadece hatiralardan ibaret iliskilerin coplugunden, haftalar boyunca hicbir sey yapmamaktan, vakit oldurmekten, kendini faydasiz ve verimsiz hissetmekten kaciyorum. Biliyorum elbette boyle olmadigini, her seyin bir yerinin ve zamaninin oldugunu ve hayatimin yasanmis olmasi gerektigini...

Iki seye cok uzuluyorum sadece. Ikincisi, en sevdigim arkadaslarimdan uzaklasmam. Gerci gidiyorlar onlar zaten, onlar da benim gibi, bir seyleri degistirmek istiyorlar. Ikisi gecen sene gitti, biri bu bir kac ay icinde gidecek, bir digeri ise ilk firsatta topuklayacak. Hicbir sey birak sonsuza, bir hayata bile dayanamiyor.

Ilki ise kendini biliyor.

Perşembe, Ağustos 09, 2007

Turuncu

"baaalcalı baraj yolu, baaalcalı baraj yolu, baraj yolu baaalcalı, baaalcalı baraj yolu"

Bir haftadır kendi kendime bunu söyleyip gülüyorum.