Salı, Haziran 26, 2007

CLXVI

Bugün çok uzun zamandır beklediğim bir şey oldu. Ben oldum, mezun oldum. Önce "oh be" dedim sonra da eğer o olmasaydı asla okulu bitirmeyeceğim kişiyi aradım. Neyse, artık hayallerime bir adım daha yakınım. Bir sonraki adımı iki sene sonra atmış olurum umarım : )))

Pazartesi, Haziran 25, 2007

Pazar, Haziran 24, 2007

CLXIV

Star Trek: New Generation diye bir dizi vardı. Kaptan Jean-Luc Picard köprüye çıkardı, Başmakinist Geordi LaForge warp motorlarını çalıştırırdı Atılgan'ın. Vilyım Şetnır ve Lenırd Nimoy'lu olanından daha iyiydi ama Sadri Alışık'ın oynadığından daha kötüydü. Neyse, çok güzel bir dizi olmasa da tüm zamanların en güzel bölümüne sahipti. Vikipedi sağolsun o bölümün ne olduğunu buldum, e-mule da sağolsun dizinin kendisine ulaştım. Vakit alacaktır inmesi ama olsun. Beklerim. Salıya kadar her şey bekleme modunda. Sonra ya ativan ya da warp motorları : )

Not: En iyi ikinci bölüm de gene oradan ama onu bulamadım. Hani Picard'ın kendisi gelecekten geliyordu. Şimdiki Picard ne bok olduğunu çözemiyordu uzunca bir süre ama allahtan dizi 50 dakikaydı da öğreniyorrduk ne olduğunu. Bana ikinciyi söyleyene ben de birinciyi söyleyeceğim. Deal?

CLXIII

1998 senesinde uyuz oldum ve bu uyuzluk ufak bir tedaviyle halledilmiş olsa da 98 senesinin müzik açısından çok güzel bir sene olmasını engellemekten çok uzaktı. Yaklaşık 5 senedir hiç konuşmadığım abim bana R.E.M.'in Bill Berry'siz ilk albümü olan Up'ı almıştı o sene. Albümü dinledikten sonra "kesinlikle kulaklıkla dinlenilmesi gereken bir albüm" demiştim ve bir kaç ay sonra bir müzik dergisinde bu yorumu aynen görünce aslında ne kadar salak bir şey olduğunu anlamıştım.
O sıralar içimde bitmez tükenmez bir davul çalma isteği vardı. Yanlış anlaşılmayayım, davul çalma isteğim değildi bitmez tükenmez olan. Ben Türkçe'yi biraz biliyorum. Bitmez tükenmez bir davulun olmayacağını anlayınca bu proje de yatmıştı, sanırım 45. yatan projemdi ve 9 senede üçüncü basamağı görmüş olmanın verdiği kıvançla yoluma devam ediyorum.
15 yaşında bir insan bence yaşına uygun şeyler yapmalı, tabi dahileri ve delileri dışarıda bırakıyorum. Benim de dahil olduğum yüzde 99.9'luk kısımdan bahsediyorum. Mesela Yüzyıllık Yalnızlık'ı okumasınlar, kafalarını Kaos'la doldurmasınlar, Proust'un hayatlarını nasıl değiştirebileceğini düşünmesinler. Benim bir tanıdığım vardı, artık nasıl bir insan olduysa böyle şeyler yapardı. Sonra çizdi işlemciyi. "Artık nasıl bir insan olduysa artık" da süper gerizekalı bir cümle. İki kere "artık" dediği için değil, tamamen sıçılmış bir düşüncenin ürünü olduğu için. İnsan neyse odur. Olduğumuz şey sikko olduğu, kurtarılmayı, düzeltilmeyi bekleyen bir şey olduğu için buna çabalamak da salakça geliyor artık. İnsan değil de başka bir işe oluyoruz, tabi en baştan insan tanımımızı değiştirdiğimiz için olduğumuz ya da olmak istediğimiz şeye "insan" diyoruz, yanlış tabi, hayalin peşinden koşuyoruz. Yok kardeşim. Bırakılım bu ayakları, hepimiz din kardeşiyiz.


Kimi kandırıyorsun?

- 0 -

Bu arada yeni projem kolormatik lensler. Parayı kırıcam, çok zengin olucam, dünyayı kendi açımdan daha yaşanabilir hale getiricem.

CLXII

Bence TDK Türkçe sözlüğüne

Çıbıh
Dohtor
ve
Tükan

kelimelerini dahil etmeli ve çubuk, doktor ve dükkan kelimelerini çıkarmalı. Türkçe'yi daha güzel bir dil yapmak istiyorsa tabi.

Cuma, Haziran 22, 2007

CLXI

Ne tutmaya gerek var ne de yokmuş gibi davranmaya.
Aksi, sinirli ve kızgın biriyim. Çok gülebiliyorum çünkü mutlu olmam için her şeyin doğru gitmesi gerekmiyor. Mutluyum diye de kendimi başka türlü göstermeme gerek yok.

Bugünün şarkısı sürpriz. Ama sadece adı -kendisi değil. Nakaratı at, push four miligram of ativan.

CLX

Evren: Olm baksana şuna, süpermiş.

- 0 -

Kürşat: Aaaa, hakkaten, şahaneymiş.
Evren: Tabi, bizde çürük mal yok
Kürşat: Yalnız içinde Kürşatovyum olmayan cetvele ben cetvel demem!
Evren: O bi' kere Kurçatovyum. Gerçi artık Rutherfordyum oldu ama sana söz bi element bulursam adını Kürşatovyum koyacağım.

Çarşamba, Haziran 20, 2007

CLIX


Su dediğin böyle içilir.

CLVIII

"Yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar" gibi bir atasözümüz vardı sanırım. Bir de yalancı yılan var. En kötüsü olsa gerek. Bütün yalancı yılanlar için gelsin: "get. a. life."

Salı, Haziran 19, 2007

CLVII

As the only animals with the power of speech, we should revel in our ability to challenge the forces that try to silence us, whatever the consequences.
H.K.

CLVI

Üç top çevirmenin nebisi Tim Kelly Efendi'nin 8 dakikalık şovu süpper mükkemmel.



Red Elvises'in şarkısını dinlemek isteyenler buyrun buradan yaksın: ( Red Elvises - Rocket Man )

CLV

Canım şöyle komik bir şeyler yazmak istiyor. Gülmek istiyorum. Komik şeyler olmuyor değil ama çok fazla insider-info gerektiriyor. Tek başına komik değiller. 5-12-13 üçgeni desem Kürşat da Metehan da çok gülecekler ama siz gülmeyeceksiniz. Başlıbaşına komik bir şey bulmak zor bu dünyada.

Gerçi demin kaliforniya sularında sörf yaparken bir adamın penisiyle 6.9 tonluk otobüsü 50 metre kadar çektiğini okudum. Takdir ettim. Herkes çeker ama bu adam olayı biraz abartmış. Yakında "götüyle himalayaları deviren kadın" haberini bile okuruz artık ya da "osuruğuyla tsunami yaratan çocuk, ailesine desteğinden ötürü teşekkür etti" gibi bir haber de çıkabilir. "orgazm olurken 4.5 lik depreme yol açan kadın bir daha sevişmeyeceğine yemin etti" dahi olası geliyor.
İnsan yeter ki istesin, bir çok şeyi yapabilir. Allah kapasite vermiş çok şükür. Her ne kadar bu dediklerim fantazi olarak görünse de geğirerek Sübhaneke'yi okuyabilen bir türün üyeleri için hiçbir şey şaşırtıcı değildir.

Pazartesi, Haziran 18, 2007

CLIV

Geçen Pazar ÖSS varmış. Biz de Mete'yle oturup soruların çözümlerini (daha doğrusu cevaplarını) izledik televizyondan. Allah için zor sorular var içlerinde. Ben kendi adıma tüm kimya sorularını yaparım ama bilemiyorum, fizikte ve özellikle biyolojide ne olur. (aslında biliyorum, fiziğin en fazla yarısını biyolojinin çeyreğini yaparım ) Neyse, anlatacağım şey bu değil. Konuya geliyorum hemen.

Matematik sorularını çözerken bir soru için şöyle dedi matematik öğretmeni: "İşte bu senenin en baba sorusu. Bunu yapanlar Boğaziçi'ne, yapamayanlar da Boğazdışı'na gidecekler."

Öncelikle "baba soru" pek de hoş bir seçim değil. Ben derim, Mete der, o adamın kendisi de der dersanesinde ama ayıptır binlerce insan izliyor. Hadi madem böyle bir kalıp kullanacaksın en doğrusunu kullan. "İşte bu senenin en taşşşşaaaaakkkklı sorusu" diyebilirsin mesela. Başka bir örnek olarak da "İşte bu sene öğrencilerin götünden en çok kan alan soruya geldi sıra" da diyebilirdi. Buradan hocama sesleniyorum: "Hocam bu seneki yayın her şeyin sonu değil, çalışın, gelecek sene söylersiniz."

İkinci olarak dünyanın en boktan şeylerinden biri geliyor sırada. Boğaziçi yukarı Boğaziçi aşağı. İlk yüz, bin, beş bin. Elektronik Mühendisliği, Moleküler Biyoloji... 18 yaşında insanları zaten üç saat on beş dakikalık sınav gibi bir stresin içine soktukları yetmiyormuş gibi sınav sonucu ve yerleştirmeyle ilgili de sıkıntılar devam ediyor. Sanki çok büyük bok orayı kazanmak. Sanki oraya giremeyenler çok şey kaçırıyorlar. Yok, alakası yok. Her boku başarıyla değerlendirmeyin. Kim okulunu seçerken oranın aslında ne olduğunu biliyor ki? Ben hayatım boyunca hiçbir zaman başarılı olmadım, başarıya da prim tanımıyorum. Yalnız bu üniversite hayatımda başarı kavramı ebemi o kadar çok sikti ki başarılı olmadığım zaman üzülmememe rağmen başarısız olduğum zaman karşıma çıkan sonuçlara inanılmaz bir kabulleniş getirdim. Bu benden bir çok şeyin gitmesi demek. O yüzden öss'ye girip boğaziçi, odtü, bilkent vs gibi okullara giremeyenler üzülmesinler. Zira girmek çıkmaktan çok daha kolay bu genellikle gözden kaçıyor. Üniversiteyi ziyarete gelip "vayamınakoyim manzaraya bak" diyeceklerine öğrencilerle konuşsanız keşke...

Benim gibi şansa girenler zaten en çok bocalamış ve en şanssız olanlar. Aidiyet sorunu yaşamaktan çıkmanıza ne kulüpler yeter ne de çimler... Diğer yandan eğer zaten hayatınız boyunca hep başarılı olmuşsanız zaten o okula girer, 4 senede bitirir, sonrasında zaten hazırda olan işinize ya da yurtdışında doktoranıza gidersiniz.

Sıralama sınavlarının doğası budur ne de olsa. İstatistiğe güvenip başarıya bakar. Kağıt üstünde ne yaptıysan o kadar biliyorsundur. İşin kötüsü bunun genellikle doğru olmasıdır. Ama hata payı her zaman vardır ve bu hata payı illa birilerini vurur, olmamanız gereken yerlere atıp olmanız gereken yerlere girmenize engel olabilir.

Üzülecek o kadar çok şey var ki bunların arasına sikindirip matematik sorusunu katmanın ya da o sorunun insanın hayatının ta kendisi olmasına izin vermenin hiç gereği yok diyorum ve bu post'u sonuna kadar okuyup saçmalamalarımı mazur görenlere çok teşekkür ediyorum.

CLIII


Amerikalı iki bilim insanı herhangi bir rubik kübünün en fazla 26 hamlede çözülebileceğini kanıtlamışlar. Sadece 26 hamle, vaya-nasını. Tabi bu 26 hamleyi hesaplamak için harcanacak bilgisayar zamanı oldukça uzun. Ama olsun. Hela-lolsun.

Çok Sinirlendim

Hafızama lanet ediyorum. Muhakeme gücüme de. Aslında o kadar basit ki... "Original Profession"la açıklanıyormuş hakkaten. Anlamıyorum ya, sonra gelip bana kızıyor insanlar. Tövbeee. Neyse, artık benim de suratına tükürmek istediğim biri var. Ama kararsızım hangisine tükürsem diye.

Cuma, Haziran 15, 2007

CLI


Sıkör kardeşim! Okey'e dördüncümüzü buldum. Gregory House, M.D.

Everybody lies. That's what people do.

CL

To: +905********* 14.06.2007 23:52
M. ipnesi ne yapıyorsun? Merak içindeyiz. Gel bakayım msn'ye.

From: +905********* 14.06.2007 23:53
House izliyorum.

To: +905********* 14.06.2007 23:54
Biz de 9. bölümdeyiz. Selametle. Sıkma tatlı canını. Öperiz.

From: +905********* 14.06.2007 23:55
Elle patlıcanımı.

---------

Delete this contact?
Yes/No?

YES!

Perşembe, Haziran 14, 2007

24

Dün okulda 10-11 yaşlarında bir çocuktan futbol topunu istedik. Çocuk bize güvenmediği için vermedi topu. "Güvenemiyorum size" dedi on defa. Herhalde önceden birileri çocuğun topu alıp dikmişler alakasız yerlere falan da filan... Ne yapsın ki o da?

Bir önceki gün Ceren ve Burcu'ya bir şey anlattım. Bana "oha sen 24 senedir nerede yaşıyorsun, bunlar klasik kız yalanlarıdır" dediler.

Üç gün önce sevgilisi olan bir erkekle yatmanın bir darbe girişimi olduğunu, eğer o erkeğin sahibini deviremezseniz onun sizi devireceğini gördüm. Darbe olduktan sonra, birilerinin kaybedeceği kesinken niye böyle yapılır ki?

Dört gün önce ise kardeşim bana insanların gereksiz yere karşılarındakine güvenmediklerini, güvenmemenin bir önkabul olduğunu ve bunun ne kadar yanlış olduğunu anlattı.

Unutkanlığın çağında yaşadığımız için sanırım başımıza geliyor. Kimseye güvenmeden yaşayamayacağımız için güvenmek, herkese güvenip yaşayamayacağımız için güvenmemekten pek de fazla anlamlı değil. O yüzden vur patlasın çal oynasın!! Bugün benim doğumgünüm :))))))) 24 oldum. 23 seneyi unutmadan hem de...

Salı, Haziran 12, 2007

CXLVII

Ben boş zamanlarımda Söreltın Con dinlerim. Son sigara geyiğim yoktur. Tiryakinin son sigarasının olmadığına inanırım. En büyük hayallerimden biri kemer niyetine askı kullanmak ve üstümde sadece pantolon ve atlet olmasıdır. Çok fazla amerikan filmi izlerim. En son Mister Danny Ocean ve şurekasının ( Danny Ocean & Co. ) 13. filmini izledim. Filmin sonunda Terry Benedict'in beni gülmekten ağlatan sahnesi bile 9 lira vermeme yetti. Her şeyi çok beğenirim. Ama nefret etmem de kısa sürer. Hem geçiş aşaması olarak hem de nefret süresi olarak. Saman alevi en sevdiğim hıdırellez etkinliğidir. Kendimi şakacı bok sanarım sanırım. Aynı anda 4 mevsim 7 iklimde olmak vazgeçilmezlerimdendir. Kısa cümleler kurmayı bir bok sanmam. "İstesem her şeyi yaparım." cümlesini hiçbir zaman kurmam. Yapabilseydim yapardım. Yapmadıysam da ileride yaparım. Potansiyel sevmem, kinetix severim. Çok komiğim, zekiyim. Çirkinim, düşüncesizim. Crazy Town'dan Butterfly şarkısını duyduğum zaman kendimden geçer başkasına varırım. İlk okuduğum Tommiks kitabını hatırlarım. Mandrake'nin Abdullah'ı kabuslarıma girerdi küçükken. Uyanınca kendimi Mandrake zannederdim: "Ne oldu lan keraneci Abdullah? Yok ettim seni gene nihohaha." deyip eğlenirdim.Hiçbir zaman iyi bir öğrenci olamadım. 18 senedir bu işteyim oysa. Hayatım boyunca en büyük hatam lise sonda ders çalışmak oldu. Sonuçlarına hala katlanıyorum. Eşşek kafam. En büyük hayalim ise bir yufkacı dükkanı açmak. Etine buduna dolgun müşterilerime ince parmaklarımla yufka açacağım günler gelecek elbet bir gün. Hiç alttan almam, kimseyi dinlemem. Çok yüksek sesle düşünürüm, aynı anda 10 tane şeyi düşünürüm. O yüzden başkasına hiçbir zaman sıra gelmez. Kendimle çok doluyum çünkü. Bunu süper bir tespit olarak bana sunanlara şaşkın bakışlar atarım. "Gerçekten öyle mi azizim Watson" derim. Çok artizim. Dünyada 6 milyar insan olduğunun hiç farkına varmadım, kendimi hep özel hissettim. Ta ki ************* bunun böyle olmadığını bana gösterene kadar :((( Şaka lan şaka. O kadar mal değilim. Eğleniyoruz şu üç günlük dünyada. Geyik yapıyor oluşum geyik bir insan olduğum manasına gelmiyor. Hiçbir şey hiçbir şey manasına gelmiyor zaten. Bu biraz nemli bir felsefe tabi. Humidity'nin Hume'dan geldiğini biliyor muydunuz? Ben demin öğrendim. Hemen paylaşayım dedim. Çok ironik değil mi sizce de? Havadan nem kapma deneyiyle kesişmiyor oysaki. Boş dururum oysa ben genelde. O yüzden allah beni pek sevmez. Özelde çok işlevşelim o yüzden kullanım süresince beni çok severler. Sonra yeni model gelince peşin fiyatına 5 taksite bölünürüm. Çok çabuk sıkılırım. Bu post'un formatından da sıkıldım. Düşünemiyorum. birisinin sürekli böyle yazdığını. Öööeghh, istifram geldi. İlkokuldayken "hocam kusucam, tuvalete gidebilir miyim" diye bir arkadaşım dayak yemişti. "İstifra edeceğim demen lazım, it!" derken çocuğu dövüyordu. Çocuk da kusuyordu bir yandan. Aslında bu hikayede kusan benim. Şaka lan şaka. Böyle bir olay olmadı. Sadece biri küçüklük anılarının hepsini günde bin beş yüz defa anlatınca insanın istifra edesi geliyor da... Haberiniz yok kusuyorum. Anlatmayın diye uyarı atışı yaptım. İştecell hesabı. En nefret ettiğim şey salak yerine konmak değil kafama osurulmasıdır. Hiç seks yapmadım, nasıl yapılır bilmem. Ben yaptım diyenlerin hiçbiri bana ne yaptıklarını göstermediler. Çocuk yaptık diyenler var, onların kanıtlarını gördüm allah için. Ama seks yaptık... Bilmiyorum. Bence bu dünyada çok yalancı var. Sevişenler de varmış gerçi. Biz Sıkör'le çok sevişiyoruz mesela. Söylemesi ayıp "kertenkelem" diye seviyor beni. Ama onlar başka türlü sevişiyorlar sanırım. Neyse, yakında Erik Türkiye'ye gelecek. Adam tam bir takım oyuncusu. Dostluk maçı yapıcaz. Oyuncu değiştirme hakkı sınırsız. Katılmak isteyenler bana mail atabilir. 3'e 3 Street Ball. Bizim takım belli. Beneriksıkör. Neyse çok sıkıldım. Brainpussyfication durumları. Ilık duş almalıyım.

Pazartesi, Haziran 11, 2007

CXLVI

"ten tings detay heyt" diye bir liste yapsam en az 150 madde olur sanırım. Yüz kırk altıncı sırada ise bana kendimle ilgili soru sorulması geliyor. Daha doğrusu cevap beklenmesi. "Buna neden sinir oluyorsun?" ya da "Bu bir insanı niye rahatsız etsin ki?" gibi sorular da buna dahil.

CXLV

Bulunduğumuz yerden çok gelecekte, şimdiki zamanın çok uzağından üç kişinin konuşması, birinin susması.

A: ( B'ye) Gör bak bakalım, senin değerini anladığı zaman, kaybettiği şeyi gördüğü zaman ne olacak?
B: ...
C: Hiçbir şey olmayacak. Hiçbir zaman olmaz, olmadı zaten.
A: Niye böyle diyorsun?
C: Öyle olsaydı şimdi burada olurlardı.
A: ...
B: Evet
D:

.

Cuma, Haziran 08, 2007

Imitation of Life

"Bir şişeden nasıl içilir?" diye anlatamayınca ben de fotoğrafını çekeyim dedim ama sadece bir imitasyon oldu. Yaklaşık değer vereyim, gerisini siz hesaplayın.

Çarşamba, Haziran 06, 2007

CXLIII

Bir rivayete göre bu aşağıdaki diyaloglar Amerikan mahkemelerinde yaşanmış. Orijinallerine ulaşmak isteyenler google amca'ya "court room conversations" diye danışabilir. Ben elimden geldiğince çevirdim.


Savcı: Cinsel açıdan aktif misiniz?
Tanık: Hayır, ben sadece uzanırım.
- o -
Savcı: Doğum gününüz nedir?
Tanık: Temmuz 18
Savcı: Hangi sene?
Tanık: Her sene.
- o -
Savcı: Bu myasthenia gravis, hafızanızı etkiledi mi?
Tanık: Evet
Savcı: Hangi şekillerde etkiledi?
Tanık: Unuttum.
Savcı: Unuttunuz mu? Bize unuttuğunuz bir şeyi örnek olarak verir misniz?
- o -
Savcı: Sizinle yaşayan oğlunuz kaç yaşında?
Tanık: 38 ya da 35, tam olarak hatırlayamıyorum.
Savcı: Sizinle birlikte kaç sene yaşadı?
Tanık: 45 sene.
- o -
Savcı: Kocanızın sabahleyin size söylediği ilk şey neydi?
Tanık: "Neredeyim ben Necla?" dedi.
Savcı: Peki bu niye sizi sinirlendirdi?
Tanık: Benim adım Şerife çünkü.
- o -
Savcı: Hekim Bey, eğer bir kişi uykusunda ölürse, öldüğünü sabaha kadar bilemez değil mi?
Tanık: Baro sınavını geçtiğinize emin misiniz?
- o -
Savcı: En küçük oğlunuz, 20 yaşında olan, acaba bize onun yaşını söyler misiniz?
Tanık: Eee, 20?
- o -
Savcı: Fotoğrafınızı çektiklerinde siz de orada mıydınız?
Tanık: Soruyu tekrar alabilir miyim?
- o -
Savcı: Çocuğunuzun rahme düştüğü tarih 8 Ağustos o halde?
Tanık: Evet.
Savcı: O sırada siz ne yapıyordunuz?
Tanık: Eeee...
- o -
Savcı: Onun 3 çocuğu var demek?
Tanık: Evet.
Savcı: Kaç tanesi erkek?
Tanık: Hiçbiri.
Savcı: Peki kız var mı?
- o -
Savcı: İlk evliliğiniz nasıl bitti.
Tanık: Ölümle.
Savcı: Kimin ölümüyle?
Tanık: Ebe... Kocamın
- o -
Savcı: Kişiyi tarif edebilir misiniz?
Tanık: Orta boylu ve sakallıydı.
Savcı: Erkek miydi kadın mıydı?
- o -
Savcı: Doktor bana şimdiye kadar yaptığınız otopsilerin kaçının ölü insanlar üzerinde olduğunu söyleyebilir misiniz?
Tanık: ???
- o -
Savcı: Doktor, otopsiyi yapmaya başladığınız saati hatırlıyor musunuz?
Tanık: Sabah 8:30 civarında başladım.
Savcı: Peki Mehmet Bey o sıra ölü müydü?
Tanık: Hayır, o sırada masanın üstüne oturmuş benim neden ona otopsi yaptığım üzerine düşünüyordu.
- o -
Savcı: Doktor, otopsiye başlamadan önce hastanın nabzını kontrol ettiniz mi?
Tanık: Hayır
Savcı: Kan basıncına baktınız mı?
Tanık: Hayır.
Savcı: Nefes alıp almadığına baktınız mı peki?
Tanık: Hayır.
Savcı: O zaman otopsiye başlamadan önce hastanın canlı olma ihtimali vardı?
Tanık: Hayır.
Savcı: Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?
Tanık: Çünkü adamın beyni masamın üstünde bir kavanozda duruyordu.
Savcı: Ama yine de hasta canlı olabilirdi o sıra, değil mi?
Tanık: He amınakoyim, hatta belki şu an savcı bile olmuştur.

Salı, Haziran 05, 2007

CXLII

I knew that someday I was gonna die.
And I knew before I died
Two things would happen to me.
That number one: I would regret my entire life.
And number two: I would want to live my life over again.

Manics'in Of Walking Abortion şarkısının başında bu sözler var. Ben dün nedense bi başıma study'de organik kimya çalışırken bu sözleri Oppenheimer'a yakıştırdım. Sanki ondan başkası söyleyemezmiş gibi ya da sanki onun bu sözleri söylemiş olması gerekiyormuş gibi geldi. Yanlış tabi, hatalı, falsch.

Pazar, Haziran 03, 2007

CXLI

Politik görüşünüzün xy düzleminde nereye düştüğünü görmek için buyrun buradan yakın

The Political Compass™

Not: Ben Economic: Left/Right: -5.88 ve Social: Libertarian/Authoritarian: -7.13 çıktım.

CXL

Acaba Eddie "Jeremy bugün sınıfta konuştu" mu diyordu yoksa "Jeremy bugün sınıfın dilinden konuştu" mu? Hani tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır misali. Yoksa hava mı çok sıcak ve ben beyin ambulasyonu mu geçiriyorum?

Şaka bir yana (bu laftan da nefret ederim, sanki şaka ciddiye alınmayacak bir şeymiş gibi, tööbe) Eddie 20. yüzyılın gelmiş geçmiş en iyi solistidir. Kendisi bariton bir sese sahiptir ( bariton aslında ses'in bir özelliği olduğu için ses demeye gerek var mıdır? ) ve sadece bir metre yetmiş bir santimetredir boyu. (evet, sayıyla 1.71) Evli ve bir çocuk babası olan Eddie'yi eğer çok paranız varsa saz arkadaşlarıyla birlikte Haziran sonunda Belçika'daki Avrupa'nın en büyük müzik festivali olan Rock Werchter'de izleyebilir hatta dinleyebilirsiniz.

Not: Line-up şahane, söylemesi benden.

Cumartesi, Haziran 02, 2007

CXXXVIII

Küçüktüm ufacıktım. Romanlarda anlatılanlar sadece yazarın kurguladığı şeylerdir diye yanılgılar içindeydim. O zamanlar çok severdim Julian Barnes'ı. Okurdum yazdığı kitapları. Yeni kitap çıkarsın diye beklerdim.

Sonraları gördüm ki, aslında çok "olağan" şeyler anlatıyormuş. Ben bile bu yaşıma kadar anlattığı bir çok şeye tanık oldum. Malesef sanık olduklarım da var(dır.)(mış.)

Şimdi okusam o kitapları hiç hoşuma gitmez, kusabilirim. Ama bu Barnes'a hak vermediğim anlamına gelmiyor elbette.

Belki on sene sonra, tekrardan severek okuyabilirim.

Barnes'tan bir sözle bitireyim: "Books say: she did this because. Life says: she did this. Books are where things are explained to you, life where things aren't."

Not: Zaten açıklama yapmayan bir Shimamoto vardı. Yazar gerçek hayata benzetmek adına böyle davranmış sanırım.

Cuma, Haziran 01, 2007