Perşembe, Mayıs 31, 2007

CXXXVI



Demin skör kardeşim "arkandayım" deyince aklıma geldi: Yahu güreş ne enteresan bir spordur. Spor demem aslında ben ona. Adamın arkasına geçiyorsun diye iki puan veriyorlar sana. Yuh ya, vallahi yuh. Bir de mesela minder dışına çıktın diyelim, insanlık hali, olur arada. Faul yapıyorsun. Misal diğer sporlarda faul yapınca ne olur, topu karşı tarafa verirsin, ceza puanı yersin, 5 dakika cezası alırsın vs. Burada söylemesi ayıp adama şey, ee, bend over diyelim, ayıbolmasın. Yahu eşşek kadar adamsın, üstelik karşındaki de eşşek kadar, güreşçi adam. Ben faul yapsam oyunu bırakırım kesin, "bir balığın lafı mı olur temelciğim" derim. Hayatta domalmam söylemesi ayıp. Çok faullü bir spor. Zaten sürekli minder dışına çıkan bir Fransız güreşçiye bizim Hamza bir gün : Yahu sen güreşçi misin i.ne misin? diye sormuş. Ben duymadım, bi arkadaşım duymuş. Ne kadar doğru bilemem. Yalnız böyle faullü bir spor olmaz olsun.

Şimdi yalan olmasın, ben de güreştim zamanında ama hiç hemcinsimle değil. İnsanlık hali kötü şeyler olabilir. orta bir ya da iki'de din kültürü ve ahlak bilgisi hocamız bize ergenlikle ilgili bilgiler verirken gördüğümüz rüya sonucu sabaha ıslanmış ama işememiş olduğumuz durumları anlatmıştı. Bazen ağır yük kaldırırken de olurmuş. Şimdi oldu diyelim, ağır kaldırdık ve hoooppp, nasıl açıklayacağız? Sıçtığımızın resmidir, "yok biz spor yapıyorduk" desek kimse yemez.

Güreş'in bir de daha enteresan versiyonu var: Yağlı Güreş. Kimin eli nerede, ne yapıyor, hiç belli değil. Üstelik yağlıyorlar, niye yağlıyorsun kardeşim. Amacın nedir? Kıspetin içinde eller dolaşıyor. Niye dolaşıyor? Güreşçilerden biri diğerinin kıspetini indirince niye diğeri yarışmayı otomatik olarak kaybediyor? Yoksa müsabaka başka bir ortama mı taşınıyor? Kısacası benim aklım ermiyor. Tabi şimdi biri gelip bana "yahu sen de ne biçim adamsın, her şeyi seksle açıklamaya çalışıyorsun" dese... Yok canım, akıllı zeki adamlarsınız, böyle cahil cahil konuşmazsınız...

Not 1: Bu arada "Ben Dover" diye İngiliz bir porno yıldızı var. ( Bend over)
Not 2:
Başka bir kelime oyunu söyleyeyim. Smiths'in "How Soon Is Now" şarkısında şöyle diyor: I am the son and the heir" ( I am the sun and the air)

CXXXV




Güzide okulumun akşam saat 9'dan sonra kapası kilitlenen nadir "açık alan"larından birinde evvelsi gün oldukça kalabalık bir grubun mangal partisi yaptığı görüldü. Tabi benim süper mükemmel amerikan okulumda bu kadar "türk" bir eylem garip kaçıyor. Barbekü partisi olsaydı o kadar kelebek gibi durmazdı sanırım.

Garip tabi, gecenin körüne dek girilmesi yasak olan bir yerde, içilmesi yasak olan içkilerin içilmesi, yakılması yasak olan ateşin yakılması...

Fotoğraftaki binayı okulu bilenler bilir, işte onun arkasındaki bahçe mekanımızdı. Gelen güvenliği sucuk, köfte ve tavukla 4 defa geri yollamak zorunda kalmasaydık keşke : ))

Bu arada "truncated tetrahedron" toplarım olacak çok yakın bir zamanda. Resimde onun asıl hali olan katı şeklini görüyorsunuz. O bir "archimedian solid". Bunun küre üstüne oturtulmuş şekli -elbette- juggling topu olarak kullanılabilir. Onun temsili görünüşü ise



bu şekilde. Çok heyecanlıyım, bir kaç güne kadar bitmiş olacak inşallah.

For further instructions enter 77

Çarşamba, Mayıs 30, 2007

CXXXIV

Delay of Gratification diye bir nane var. Hemen psikoloji sözlüğünden bunun tanımını yazayım:

"The ability to forgo* an immediate pleasure or reward** in order to gain a more substantial one later.***"

yani kabaca:

O an alınacak zevkten ya da ödülden ödün vererek sonrasında daha değerlisini kazanma yeteneği.

Bununla ilgili bir çok bilgiye Google Amca aracılığıyla ulaşmak mümkün, ayrıca senelere yayılmış enteresan bir deney de var, ona kısaca ekşi sözlükten ulaşabilirsiniz. ( şimdi üşendim bakmaya, duruyor mu lacrima'nın yazısı diye)

Bu uzun ve gereksiz giriş yazısının sebebi şudur. Ben bugün fark ettim ki ben kitapların hep en heyecanlı yerlerinde ara veriyorum. Kendimi tutuyorum devamını getirmemek için ve böylece kitabı okumadığım zamanlarda da devam edebiliyorum aslında. Bunun sebebi elbette, artık salak bir dizi izleyicisi (yahu hepi topu 2 dizi izliyorum, ne manyaklar var, benimki dudak tiryakiliği sanırım maksimum ) olmam da olabilir. Neyse, şimdi bu tabi sadece kitapla filan sınırlı bir şey olmasa gerek. Eminim aranızda daha önce sevişmiş olanlar vardır. Benim kitaplardan okuduğum kadarıyla orada da hazzı erteleme pek makbule geçen bir şeymiş. Ayrıca alınan hediyeleri ( "hediye almak"da bir eksiklik var, sen mi alıyorsun yoksa sana mı alıyorlar karışıyor) hemen değil de bekleterek açanlar da bu işlemi uyguluyorlar. Şahsen benim gözlemlediğim kadarıyla yılbaşı hediyelerini tam 00:00'da açanların hepsi hayatta başarılı olmuş ve başarılı olmaya devam edecek insanlar.

Elbet bu kadar değil, son bir örnek vermek gerekirse. Ultra süper mükemmel, fantastik, fantastic, phantastisch bir vücuda sahip olmak için abur cubur yemeyen kadınların ya da fitness'a giden erkeklerin de bu vadeli hesaba yatırdıkları parayı zamanı gelince çok iyi faizlerle geri aldığı kanıtlanayazılan bir gerçektir.

* yahu forgo da ne salak sözcüktür, enteresan yazacaklar ya pezemenkler o yüzden kullanıyorlar. Uyduran zihniyete bir, kullanana iki, bilene üç diyorum
** parfüm
***Subterranean Homesick Aliens

Salı, Mayıs 29, 2007

CXXXIII

- Evren ya, bugün hava çok sıcak, acaba deprem mi olacak?
- Canım 2 hafta sonra beçılır of sayns* olacaksın ve oradaki sayns, signs değil science. Adamın asabını bozma.
- Konuşmaleyn!

Pazartesi, Mayıs 28, 2007

ef i i el ay en ci si ey dabıl el i di el o vi i

Tolstoy'un hayatıma kattığı tek güzellik Анна Каренина isimli kitabının ( ahha kapehuha - bir honolulu dansı olur kendisi, honolululular yapar, honolulululuğun olmazsa olmazıdır ) ilk cümlesidir. Sanırım "Als Gregor Samsa eines Morgens aus unruhigen Träumen erwachte, fand er sich in seinem Bett zu einem ungeheuren Ungeziefer verwandelt." cümlesinden sonra ikinci sırada bu gelir. Hemen aktarayım:

"Bütün mutlu aileler birbirine benzerler. Mutsuz ailelerin herbiri kendine göre mutsuzdur."


All happy families are alike; each unhappy family is unhappy in its own way


Anna Karenina ilkesi budur. On bin yerde uygulaması vardır bunun. Görmek için tabi, önce bakmak lazım.


Bugünkü şarkımız başlık kısmında yazan. Hepinizde vardır diye eklemiyorum. İtirazlarınızı skoer.com adresine yaparsınız artık.

What... is... this? Feeling called love?
Why me? Why you? Why here? Why now?
It doesn't make no sense,no. It's not convenient, no.
It doesn't fit my plans, no.
But i got that taste in my mouth again.

Cumartesi, Mayıs 26, 2007

CXXXI


"Bütan ol e mi?"

CXXX

Şunu yaptık bunu yaptık diye yazmak istemiyorum son zamanlarda. Ancak oturup düşüneceğime, hatta oturup kara kara düşüneceğime bir şeyler yapıyorum, hatta çok güzel şeyler yapıyorum. Onları anlatmak gerekli değil. Kendime sakladığımdan değil, ne yaşadığımı beni görmeyenlere anlatacak kadar iyi bir anlatıcı olmadığımdan.

Not: Kötü bir itiraf olabilir ama ben x'lerimi hiç takdir etmemiş, onlara hayranlık duymamışım. Şimdi bambaşka bir şeyim var. Adımı Lucky Luciano olarak değiştireceğim.

Cuma, Mayıs 25, 2007

CXXIX

İki dönem boyunca yanında çalıştığım, bir ton şey öğreneyim diye beni beni Belçika'ya yollayan ve eğer bu dönem okulu bitirebilirsem beni master'da yanına çırak olarak alacak hocam herkesin içinde benimle dalgasını geçti bugün.

Normalde derslerine pek gitmiyorum, ortalamanın da biraz üstünde notlar almıştım ilk iki vizeden. Yalnız geçen gün olduğumuz sınavdan hayatımın en yüksek notunu aldığımı öğrendim. Diyalogu aynen aktarayım:

- Eheh, hocam benim notumda bir yanlışlık olmasın, eheh*?
- Yok Evren, ben kontrol ettim ikinci kez, bir yanlışlık yok!!

Tabi söylemesi ayıp g.t gibi kaldım. Artçı şiddette laflar da geldi:

- Bu sefer "düşünerek yanıtlamışsın"
- Hocam ben hep düşünerek yapıyorum.
- Hı hı

Hocam o benim, hastasıyım : )
İlke ve Burcu master'a kabul edildiler ve onunla çalışacaklar. Ben mal bir insan olduğum için önbaşvuruyu kaçırdım. Eğer master yaparken yanındaki iki kişi kimler olsun deselerdi onları seçerdim.

Du bakalim noolicek, hele şu finaller bi bitsin de ...

* Eheh: Gevrek gevrek gülümsemek, iyi bir bok yediğini sanan, kendini komik sanan, zıpırlık yaptığını düşünen insanların gülüşü.

Salı, Mayıs 22, 2007

CXXVIII

Dün 13:15 itibariyle İkizler Burcu bir ay boyunca hizmetimizde. Bunun bir de şöyle bir önemi var: Doğumgünüme 1 aydan daha az kalmış. Tabi hemen hediye düşünmeye başladınız değil mi? Çok naziksiniz. Bu sene tam 17:20'de Güneş 24. turunu tamamlamış olacak. Her sene daha erken oluyor, git gide geriye doğru gidiyor saat veya benim programım yanlış hesaplıyor. Neyse ne yapalım, çok da mühim değil. Yaklaşık 756 864.000 saniye geçmiş, üç beş saniyenin hesabını yapmaya değmez.

---- 0 ----

Eğer okul biterse en çok üzüleceğim şey bahar tatillerinin bitmesi olacaktır. Her senenin Mayıs ayının ilk haftasını hep çok büyük bir mutlulukla anıyorum.

---- 0 ----

Lütfen biri beni dürtsün, Skoer kardeşim bari sen dürt. O kadar çok y.rrak kürek şeyler yazıyorum ki gören de iyice ot oldum zanneder. Doğrudur iyice ot oldum. Ama bugün Kadıköye gidip kuş yemi alacağız, ne için olduğunu söylemek yok ama tabi, çok bomba bir şeyin planı yapılıyor şu sıralar.

---- 0 ----

Dün Medicinal Chemistry dersinde Aromasin isimli ilacı anlattım. Hoca pek bi beğendi sunumumu. Tabi keşke sonunda "nasıl seçtin bu ilacı, enteresan olmuş?" diye sormasaydı tam süper olacaktı. "To be honest"la başlayan bir cümle kurmak zorunda kaldım, cümlenin sonunda güldü hoca, ayol nesi var, a ile başlıyordu işte. Amaaann, boşver ya.

---- 0 ----

Kapanışı gene bir şarkıyla yapalım. The Dresden Dolls - Sex Changes

Pazartesi, Mayıs 21, 2007

CXXVII

"I'm just a patsy
Aftermath a bottle of pepsi" *


kendim yazarım kendim gülerim : ))))

CXXVI

"""Benim arkadaşlarımı ve sevgililerimi ayırmam çok zor. Ama madem bir şekilde ayırmam gerekiyor o zaman onları " sevgili arkadaşlarım" ve "arkadaş sevgililerim" olarak ayırayım. Difüzyon diye bir şey var ne de olsa : )) """

"A Series of Unfortunate Explanations and Lives"

Pazar, Mayıs 20, 2007

A CATCHIER ENTER SPERMS

Çok uykum var yahu, uyumak istiyorum ama hava çook basık. Yağmur yağsın.


ailirikincisiiyatyecseçnıyitirçacaaktatümheokkökikişcisiküçükbtükokanerkeğintümşevkisönebil

irhayataküsebikadınıntümşevkbirkukuliramandikkatdiyorumkadınleyvardırbirinargermeyeyol
açidahaşanslıöncedentestetmeimkanıvaramabilmiyorumyirpipidirisönebaerkekolmakzorgeliyor

CXXIII

Previously:

Cuma günü tam otomatik* konserinin üstüne basmıştık ama yorgunluk o kadar ağır bastı ki bir buçuk şarkıyla "konseri en erken terketme" rekorumu kırdım.

Dün kaya tırmanışı yaptım, turuncu bi bandana kazandım. Sonra orientiiring yaptım, siyah bandana kazandım. Ama bugün ikisi de yok, çalınmış. Sonra su tabancasıyla oynadım, ıslattım, serinledim. Aysun Kayacı'yı gördüm, geldi yanıma ama yüz vermedim. 3 tane fotoğraf çektirdim, sağolsunlar bastılar hemen. Güneş gözlüğü takabiliyorum artık. Siyah bir tişört de aldım. 4-4-1 yapıyorum, column, take out, box hareketlerini yapabiliyorum. Hatta take out'u modifiye ettim, daha isim koymadım ama. Furkan dumurdan dumura koşuyor, yakıştıramıyor bana çalışmamı.

Geçen hafta 2 sınav oldum, bu hafta 3 tane var. Sonrasında 6 tane finalim var.

Tasvir etmek istediğim şeyler var ama bir türlü olmuyor. Mesela bir şişeden nasıl içilir ya da nasıl "cık" denir.. Olmuyor ama, anlatamam, göstermem lazım.

Biriyle tanıştım, "sen suya banıyorsun değil mi, biliyorum seni" dedi. Eyvallah dedim, dün duydum ki o da aynı şekilde mutluymuş artık ; )

Dün elime kaynar su döktüm, su ısıtıcının ayarı yokmuş, yandı bitti kavruldu. Hemen müdahale ettim ve üfledim : ) Buz dolu kovaya batırdım, 1 saat tuttum, her çıkarışımda acıyordu. Ancak şimdi şahane, eskisinden daha iyi, hiç iz de kalmadı.

Artık uzun cümleler kuramıyorum. Mesela şimdi uzun cümle kurasım geldi diyelim. Bakın gördünüz mü hemen noktayı koydum istemeden. Kafamı kurcalayan saçma salak düşüncelerden kurtulmuş olmamla ilgisi olabilir mi bunun diye düşünürken neleri taktığım aklıma geldi ve şekil 1-a'da görüldüğü üzere cümlenin kelime sayısını durdurabilene lejyondonör versem mi diye düşünürken buldum kendimi. Neyse, baştan başlayalım: "My name is Jack Bauer, and today is the longest day of my life."

Cuma, Mayıs 18, 2007

CXXII

Dün Örümcek Adam 3'e gittik. En son şöyle yazmışım (bkz: örümcek adam)
Mary Jane kevaşesi bu sefer de gene yapacağını yaptı. Her filmde giderek artıyor. O da lütfen ölsün artık 4. filmde, kimseyle kırıştırırken görmek istemiyorum "Ben Peter'ı seviyorum" deyip bir yandan. Çık git adamın hayatından, yedin bitirdin çocuğu ya da evinin kadını ol, bi karar ver.

CXXI

Furkan ve Metehan'ın siz sevgili Karanlık okuyucuları için hazırladıkları şovu sunayım izninizle. Karşınızda İki Jonglör




Siyah Sakal'ın şarkısını hediye ediyorum onlara: İki jonglör var demiştin, hangisini seçeyim?

CXX

Bugün saat 18:00 itibariyle dünyayı birden, oldukça mucizevi bir şekilde net görmeye başladım. Sanırım 12 senedir böyle canlı, parlak ve net görmemiştim. 120 derece hem de, bu postun numarası gibi...

Perşembe, Mayıs 17, 2007

CXIX

Dumurdan dumura koşuyorum. Çok basit, riyakar ve yalnızlık oyunları oynayan bir insan olduğumun ortaya çıkacağını hiç düşünmezdim. Ah be, maskemiz de düştü, oysaki ne güzel geçinip gidiyorduk. Vaya-mınak-oyim diyorum.

Not: 3 kilo ter döksem de seminer zımbırtısı bitti. Terlerimle ön sırayı ıslatmış olsam da, bir anlığına "entire english language"ı unutup kahkaha atsam da, "fourth partition function" olan "electronic partition function" yerine "electrostatic" desem de, tüm salonla göz teması kurup sadece bir kişiye bakamasam da, her "radical is liberated" dediğimde "it deserves it" diye içimden tamamladıysam da bitti gitti ve artık kurtuldum : )))

Salı, Mayıs 15, 2007

CXVIII

" I loved her smile. It soothed me, encouraged me. "It'll be all right," her smile told me. "Just hang in there, and everything will turn out okay." Years later, whenever I thought of her, it was her smile that came to mind first. "

Haruki Murakami - South of the Border, West of the Sun

117

Dr. Frankenstein "tanrım, bir canavar yarattım" derken yapmaması gereken bir şeyi yaptığını biliyordu. Benim doktorum bir canavar yaratmadı, tohumlar ekti, ne yaptığını bilmiyordu sanırım. sonra da ektikleri doktorun kendisini biçti. Doktor öldü ama bitki hala yaşıyor (sanırım, hissediyorum). Off ya, canım çok sıkkın. Ne yapacağım ben şimdi?

Oysa diğer yandan algı gerçekliğini yaşayıp life is bloody beautiful diyorum, umarım Pazar gününe dönmez. Dönmesin n'olur.

Pazartesi, Mayıs 14, 2007

CXVI

Gene 20 kişi indirine kadar bu post'u en üstte tutmaya devam. Beğenmezseniz şarkıyı geri yollayın bana, imzalı fotoğrafımı yollayayım.

If I Think Of Love

Not: Ales açıklanmış, sıçmışım sınavda. Metehan'la aramızda 1000 kişi var yaklaşık. Neyse ki sözelde de 1000 kişi var ve kim önde bilin bakalım, nihohahaha : )))

Pazar, Mayıs 13, 2007

CXV

Herhalde ömrü hayatımda geçen en güzel 1 haftayı yaşadım okulda. Yani okulda geçen en güzel 1 haftayı. Dans festivalinde Hakan'ı izledim. Adam inanılmazdı. Salonu yıkıyordu çığlıklar. En kısa zamanda videosunu bulup koyacağım buraya.

Sonracıma Büo'nun oyunu vardı. Gogol'un Müfettiş'ini izledik. Tüm oyunculara tebriklerimi ve hayranlıklarımı sunuyorum. (Başta İlkeciğim olmak üzere - kişisel torpil oldu bu sanırım ;)

Dün ve bugün de Taşoda konserleri vardı. Her ne kadar en çok eğlendiğim Taşoda konseri bu olsa da bu seneki durumu çok garipsedim. Sanırım 18-22 yaş arasındakiler dünyayla barışmışlar. Çok laylay geçti, ne bağıranlar, ne taşkınlık yapanlar ( hem sahnede hem çimlerde) vardı. Bazı yerel vakalar vardı ama nerede eski konserlerdeki hava diye sorduk. Cumartesi günü ( prime day ) en sert çalanlar Franz Ferdinand çalanlardı(!) Anlayamadım gitti. Bir de insan biraz karanlık bir şey çalar, en azından bir iki grup çalsaydı. Pearl Jam çalmanızı beklemiyorum ama Drinking Song ve Uykusuz Her Gece'yi farklı grupların iki kere çalmaları ( bence bir kere bile fazla ) beni bitirdi. Neyse, velhasıl kelam her ne kadar sevmesem de çalan şarkıları ve grupları gene de güzel gündü.

Not: Çarşamba'ya oranla kötü çalan final grubuna teeeesssssüflerimi sunuyorum. Öğlenleyin başlarsanız içmeye gece sahneye çıkabilmiş olmanız bile başarı belki de : ))))

CXIV

- Çok güzel bu ya. Ben de istiyorum benimkini.
- Tamam, doğum bilgilerini yazalım şimdi. Doğum tarihi?
- 01.01.1901 saat 00:01
- Tamamdır, bir de doğduğun yeri yazmamız lazım.
- Ya bence insan doğduğu yeri değil de doyduğu yeri yazmalı.
- ??? ctrl + alt + del yapsın biri bana

Cuma, Mayıs 11, 2007

CXIII

Önbilgi: Üniversiteye girdikten hemen sonra sevgili olan E ve K okul bitene kadar birlikteliklerine devam ederler. Beraber mezun olduktan sonra ikisi de iş bulup para kazanmaya başlar.

K : Biliyorsun 6 seneden bu yana beraberiz
E : O kadar oldu mu?
K : Evet, sanırım artık bir şeyleri değiştirmenin zamanı geldi.
E : Yani???? ( abi hassiktir ya, kız evlenelim diyecek, ulan kim sokuyor bu düşünceleri kadınların kafasına mınakoyim)
K : Ben senden başlamaya karar verdim Hüdaverdi.
E : blue screen: press any key to continue.

CXII

Yahu eğer Cem Gemini'sa kendimi düşünemiyorum. Eheh, çok eğlendim yahu, hava güzel ondan mı acep?

Çarşamba, Mayıs 09, 2007

CXI

Coştum yine dalgalanıyorum ben

Yeni yeni sevdalanıyorum ben

Üç kadeh içtim dalgalanıyorum ben

Yeni moda sevdalanıyorum ben

Not: Dün bizi bu türküyle coşturan Cem kardeşimize teşekkür bir borçtur. Tabi Cem söylerken yanımızdaki üçer bira ve attığımız göbekler de teşekkürü hak ediyor.

Salı, Mayıs 08, 2007

CX

Dünyanın tüm içten pazarlıklı, salak, başkalarını kullanan, insanları hayatlarından istediği zaman silip istediği zaman geri koyan, sırasıyla bir şeye ak, bok, ak, bok diyen, yalancı, kindar, beş para etmez insanları! Birleşin! İnsanın Güvenilmezliği Partisini kurun, ilk üyeniz benden.

Pazartesi, Mayıs 07, 2007

CIX

Benim bir tanıdığım var, annesi adını Ego koyacakmış aslında. Yalnız sonra "ismi yunanca olursa çocuğu dışlarlar" diye adını Evren koymuş. Şimdi hayatına evren kadar egosuyla devam ediyor.

CVIII

Roller değiştiği vakit kendi maruz kaldığı durumdan ders alıp bunu değiştireceğine geçmişindeki "maruz bırakan" kişinin kimliğine bürünen kişi herhalde dünyanın en "güçsüz" insanıdır.

Pazar, Mayıs 06, 2007

CVII

YouTube diye bir site varmış, süper videolar var içinde. Bir önceki post'ta bahsettiğim şarkıyı da bulmak mümkün. Neyse, üzümü yiyip bağını sormayalım ve dinleyelim.




Bu arada Nicky Wire kadar kötü bas çalan başka bir insan yoktur dünya üzerinde. Peki bunun zerre kadar etkisi var mı ona olan sevgimizde? Elbette yok. Tespit mahiyetinde söyledim. Gerçi o da bir basçı olarak 5 üzerinden 0'ı layık görüyor kendisine ama tabi herkes bunu bilmek zorunda değil, yakın arkadaşlarına diyor bunu.

CVI

1 hafta kadar İstanbul'dan uzak kaldıktan sonra döndüm şehrime gerisin geri. Dönüp de bi kaç birikmiş şey buldum. İzlenmeyi bekleyen 24 ve Lost'u aradan çıkardım hemen zira Manic Street Preachers'ım, biricik aşkım, her zaman seveceğim grup yeni albümlerini çıkarmışlar. Aslında albüm yarın çıkacak piyasaya ama e-mule sağolsun indirdik. (zaten bi kaç hafta önce çıkmış e-mule'a) Send Away The Tigers isimli albümde bir de The Cardigans'tan Nina Perssons'la James Dean Bradfield'in düeti var: "Your Love Alone Is Not Enough" Bir şarkı bu kadar da mı cuk oturur anlatamam, an itibariyle 34 kere dinlemişim : )

Manics forever!


Not: Rakınkok'a Manics geliyormuş, iki elim kanda olsa da festival zamanı nerede olacağım kesin :-)

Es ist fadenscheinig!

Bir

"Önemsemiyorum" var, "Varlığının farkındayım ama bu benim gerekli adımları atmama yetecek kadar değil" anlamına gelebilir.

"Umursamıyorum" biraz daha sert bir şekli bunun, yalnız "Umrumda değil" daha da sert. İlkinde gene bir etken durum söz konusu, ikincisi ise bir tespit cümlesi. "Hiç mühim değilsin, bir özelliğin yok, bir farkın yok, hayatımı etkileyen en ufak bir değişikliğe yol açmıyorsun varlığınla" gibi okunabilir.

Elbette her okuma doğası gereği yanlış bir okuma olma kapasitesine sahip. Bu bazen karşımızdakine yaptığımız bir haksızlık olurken böyle bir ihtimalin farkına varıp daha dikkatli düşünmeye çabaladığımız zamanlarda çoğunlukla kendimize yaptığımız bir haksızlığa dönüyor. Aslında her şey çok basit.


İki

Namusun iki bacak arasında olmadığının bilim insanlarınca kanıtlanmış olduğunu biliyoruz. Peki sadakati niye orada arıyoruz? Orada kaybedebiliriz tabi, ama orada bulacağımız anlamına gelmiyor bu.

Üç

Wir sind viele.

Cuma, Mayıs 04, 2007

CIV

Erkeklerin çok daha zararlı olduğu kesin, kadınların çok daha tehlikeli oldukları gibi.