Cumartesi, Şubat 24, 2007

IV

21 duraktan oluşan yolculuğun anahtar kelimeleri şöyleydi:

0. Başlangıç. İnanç. Kendiliğinden. Aptalca.

I. & II. Etkin. Bilincin farkındalığı. Konsantrasyon. Güç. Mistik bilinçsizlik. Potansiyel.

III. Ana. Doğa. His. Bereket.

IV. Baba. Yapı. Otorite. Kurallar.

V. Eğitim. İnanç sistemi. Topluluk. Kendini kabul ettirme.

VI. Seks. İlişki. Kendi inaçları.

VII. Zafer. Kendini kontrol. Girişkenlik.

VIII. Güç. Sabır. Tolerans.

IX. Arayış. İçe dönüş. Yalnızlık. Rehberlik.

X. Vizyon. Kader. Dönüm noktası. Hareket.

XI. Neden-sonuç. Sorumluluk. Adalet. Karar verme.

XII. Bırakma. Kendini feda etme. Başaşağı asılı durma.

XIII. Elemek. Sonlar. Karşı konulamaz değişiklikler. Geçiş.

XIV. Denge. Ilımlılık. Sağlık.

XV. Cehalet. Umutsuzluk. Madde.

XVI. Ani bir değişiklik. Kurtuluş. Tepetaklak. Açığa çıkış.

XVII. Huzur. Umut. İlham. Cömertlik.

XVIII. Hayal gücü. Şaşkınlık.

XIX. Aydınlanma. Güven. Canlılık. Büyüklük.

XX. Yeniden doğuş. Yargı. Af.

XXI. Bütünleşme. Memnuniyet. Katılım. Başarı.

Perşembe, Şubat 22, 2007

III

Bir önceki post'ta yazdıklarımla temelde aynı şeyleri bu sefer diğer taraftan yazalım. Bu dediklerim Güneş İkizler Burcu ve 5. evdeyken karşımıza çıkan (uydurulan) şeyler. Ne kadar doğru ya da ne kadar yanlış olduğunu bilemiyoruz çünkü yazılanları "yanlışlamak" mümkün değil. Herkesin malumu, yanlışlanamayacak bir önerme, önerme değildir :-)



Güneş'ten gelen aydınlık taraflar:

I

Kavramlarla düşünüp taşınarak, iyi planlayarak net bir algılama ve eleştirel bir değerlendirmeyle akılcı bir biçimde yaklaşan biridir.
Zeki, hızlı, akıllı ve kabiliyetli bir insandır.

II

Üretken, pratik, mantıklı ve entelektüeldir.
Güçlü bir yaratıcı zekaya sahiptir.
Dikkatli ve kesin bir analiz yeteneği vardır.
Hızlı birleştirme ve bağımsız düşünme yeteneğinin yanısıra atik, uyanık, hünerli, sofistike ve çabuk kavrama özelliklerine sahiptir.

III

Canlı, tasasız, mutlu, meraklı, çarpıcı ve neşeli. Hafifçe ironik, sevimli ve çekici, sosyal ve eğlendiricidir.
Her zaman adil olmaya çalışır.

IV

Bağımsız, spontan, iyimser ve samimidir. Sonsuza dek genç, dinamik, duygusal ve yaratıcı bir insandır.
Yürekten gelen bir bir duyguyla ve kendi isteğiyle neler yapabileceğini göstermek ister. Sahnede göründüğü zaman (gerçek veya mecazi) insanlar üzerinde bıraktığı etkinin gayet iyi farkındadır.

II

Güneş'ten gelen karanlık taraflar:

I.

Gelgeç gönüllü insan.
Her şeye el atan ama hiçbirini bitirmeyen kişi.
Derinlikten yoksun, hayatını bir nilüfermişçesine yaşayan mahluk.

II.

Yağcı, içten pazarlıklı, yapmacık ve alaycı insan.
Gönülden bir katılımda bulunmadan sırf "akıl bilgisi"yle yetinen kişi.
Sürekli her şeyden süphe eden mahluk.

III.

Kaçak, kaypak duygular taşıyan, gelip geçici aşk oyunları ve flörtler yaşayan biridir.
Her şeyi açıklamaya, akla uydurmaya gayret eden bir insandır.
Duygusal derinlik yaşamaktan korkan, entelektüel dünyaya sığınan ya da dikkatini dağıtacak başka şeyler arayan bir mahluktur.

IV.

Seyirciye bağımlıdır. Sürekli başkaları -özellikle karşı cins, üzerindeki etkisini sınamak zorunda hisseder. Alkışa bağımlıdır. Derinlerdeki aşağılık duygusunu örtmek için onaylanmaya ve tanınmaya ihtiyacı vardır.

I

Hiçbir şeyin tek başına iyi ya da kötü olmadığını ve her iyinin, iyiliğin içinde bir kötü ve kötülüğün olduğunu, ayrıca bunun tersinin de geçerli olduğunu unutmayın. Barnum Amca'nın, psikoloji ve sosyoloji bilimlerinin bize gösterdiklerini de unutmayın. Burçların bilimsel olarak hiçbir geçerliliğini olmadığını da hatırlayın. Ama işe yarayan bir tarafları olmadığı manasına gelmiyor bu. "Aaa, bende bu özellik var, bunu öne çıkarmam lazım ya da bunun hayatımdaki etkisini en aza indirmeliyim" dediğiniz zaman sadece işe yarar. Kendinizi baz alıp değerlendirmelerinizi yapın. Başkası işin içine girdiği zaman milyonlarca eksik bilgiyle yanlış çıkarımlar yapmanız çok olası. Ben yanımda taşıdığım not defterinden bazı kısımları yazacağım bir kaç post boyunca. Yıldız haritamdan benim payıma düşen karanlık ve aydınlık tarafları.

Cuma, Şubat 09, 2007

Örümcek Adam

Tartışmasız gelmiş geçmiş en kıral süper kahraman Örümcek Adam'dır. Hastasıyımdır kendisinin. Anlatacak söz bulamam. Küçükken sahaf sahaf dolaşıp aldığım çizgi romanları okurkenki heyecanımı da anlatamam. Doğum günümde gösterime giren üçlemenin ilk filmini izlerkenki heyecanımı da. Bunların yanında Kadıköy'de vapur beklerken gazete bayisinde gördüğüm ve kapağında örümcek adamın siyah kostümü olan dergiyi gördüğüm zaman hissettiklerim ise bir süper(!) kahramanın beni aptal yapmış olmasına karşılık yaşadığım şaşkınlık ve memnuniyetle ifade edebilirim sanırım.

Bir de madolyonun öbür yüzü var tabi. Mary Jane denen gerizekalı, ilgi manyağı, popüler ya da zengin olduktan sonra herkesle takılan ( takılmayı açmayayım şimdi ) kadın. Kadın değil pardon. Nasıl bir yaşam formu bilmiyorum.
Filmde vakit darlığında ötürü Mary Jane önce Flash Thomson'la takılır. Sonra Harry'yle. Bu arada Örümcek Adam tabi. Arada da garibim Peter Parker. İkinci filmde zaten evlenmeye kalkışır Mary Jane'imiz - Pilot Beyfendiyle. Ama her zaman için o Peter'ı sevmiştir. Neden bunları yaptığının hiçbir önemi yoktur. En ufak bir ilgi kırıntısı göstermiş olsalar Yeşil Cin ve Doktor Octopus da Mary Jane'in listesine girebilirlerdi - neyse ki onlar Mary Jane'i değil dünyanın anasını kendilerine münasip görmüşlerdi.

Tabi şimdi kızcağız üstüne bu kadar gitmek de olmaz. O da bu dünyanın vatandaşı ve bu dünyadan aktarılmış bir şey. Ayrıca genel olarak Süper Kahraman'ların Süper Sevgilileri dengeyi tamamlamak adına daha farklı çiziliyorlar.

Başka bir örnek de Lois Lane dangozudur. Yahu sen değil miydin Süfermen süfermen diye peşinde koşan, aslansın kaplansın diyen. Adam memleketine gidiyor - sanki adamın işi dünyayı kötülüklerden korumakmış gibi davranıyorsun, arkasından "Neden Süpermen'e İhtiyacımız Yok" diye makale yazıyor. Biraz akıllı olun, biraz tutarlı olun. Kadının kendi kişisel egosunu tatmin etmek dediklerine bakın. İnandırıcı olsa tamam diyeceğim ama yok. Kimi kandırıyorsun düdük makarnası. Bak Süpermen'e. Adam ne kadar olgun. Nişanlanmışsın, çocuk yapmışsın ama adamın cool'luğundan zerre kadar sapma yok.
DC Comics'e yazacağım: "Dünyanın Neden Lois Lane'e İhtiyacı Yok" diye. Dikkatlerini çekmek istiyorum.

Perşembe, Şubat 08, 2007

Bölük Pörçük Yazılar VII

Hepimiz artisiz ya, artis bir yazı olsun. Baştan söyleyeyim. Umarım tamamını okuduktan sonra anlaşılacaktır hissiyatım.

Genelde yeni tanıştığınız kişiler ilk başlarda oldukça kibardırlar (kendileriyle kıyaslayalım) belli bir tartma, ölçme biçme dönemi vardır. Tabi bünyeden bünyeye değişir bu. Benim için bu tartma dönemi "ya ne salak adamsın" ya da "ya ne salak adammışsın"la kapanıyor. Bunu demem zor tabi, ama çok demişimdir, sağolsun insanlar oldukça zorlayıcı oluyorlar. Yüzyüze, internetteki çeşitli yerlerde çok çok demişimdir herhalde. Sonuçta internet de artık ortalamayı yansıtıyor ve yüzde elli ihtimalle denk geliyoruz.

Artık başka sitelerde pek vakit geçirmiyorum, çet yapmıyorum. Bir mail bir de blog. Blog'ları da okuyorum, bakıyorum arkadaşlarım neler yazmış diye. Bazen çok beğeniyorum bazen sevmiyorum. Zaten arkadaşım oldukları için tanıyorum onları, misal bu yazı gibi salak bir şey yazarlarsa anlarım bunun salaklıktan değil başka dertlerden kaynaklandığını (hadi çocukluğuma inelim noolur : ))

Bir de bildiğim ama tanımadığım insanlar var. Onlara da bakıyorum. Başka hayatlar nasıl, o başka hayatlar kendilerini nasıl yansıtıyorlar? Çoğu zaman hoşuma gitmiyor yazılanlar. Bir garip geliyor. Açıksözlü olduklarını görüyorum ama pek samimi gelmiyor. Belki tanısam böyle düşünmem ama içimden bir ses böyle olmadığını söylüyor. İnsan her yerde insan çünkü. Ortamın okul kantini, ofis, bar, kahve, msn, blog, ekşi sözlük oluşu fark etmiyor. Hatta hiç fark etmiyor. Yani pek şaşırmıyorum aslında. Bir fikir paylaşım yeri olarak görüyorum mesela blogu. Ben öyle algıladığım için burayı bir "ortam" olarak görenler bana uzak kalıyorlar. Doğrusu yanlışı yok bunun, herkes kendince bir şekilde algılıyor ve herkes kendi algılayış şeklinde oldukça haklı. Sadece ben bu fikre "katılmıyorum" - en doğal haklarımdan birini kullanarak.

Yalnız şöyle bir güzelliği var buranın. Sevmezsen açıp bakmazsın. Bu kadar basit. Kimsenin gözüne giren bir tarafı yok. Her ne kadar "blog" çatısı altında birleşse de "blogger"lar aslında, herkes kendi internet sayfasıyla ilgili. O yüzden çok büyük bir rahatlık söz konusu.

Yalnız, her ne kadar bakmasak görmeyecek durumda olsak da varlığını bildiğimiz ve bazen rastladığımız şeyler rahatsız edecektir mutlaka - doğası gereği rahatsız olma kapasitemiz varsa. Bende çok şükür çok fazla var. Şöyle bir etrafıma bakıyorum ve "ya bissusaallasen" diye bağırmak istiyorum. Bunu diyebilirim tabi, ama çok yanlış olur. Niye sussun ki? Ben istiyorum diye mi? Ben de susayım başkası istiyor diye. Kimse konuşmasın.

Bence herkes karşısındakine "en az" kendisi kadar zeki olduğu, okumuş olduğu, duygulu, düşünceli, anlayışlı olduğu varsayımıyla yola çıkmalı. Ben birisine "ya ne salak adamsın" adamsın dediğimde onun IQ'sunu kastetmiyorum elbette. Çok basit bir şekilde uyuşmazlığımı ifade ediyorum - yanlış olsa da.

Burası çok özel bir yer, sahibinin yeri. Hayatlarımız da öyle değil mi? Bir tek var bildiğimiz kadarıyla şu an. Daha özel ne olabilir ki?

Sevmediğim insanlar var. Sevmediğim yanlış anlaşılabilir. Seviyor olmadığım kişiler diyelim. Bunlar iyi, zeki, akıllı, hoşsohbet insanlar çoğu zaman. Her birinin özelliklerini takdir ediyorum kendi içimden. Ama öyle davranmıyorum. Daha doğrusu "davranmıyorum onlara". Bir alakam olsun istemiyorum. Dünya çok kalabalık, etrafta çok insan var ve habitatımı (kendi kurduğum, çok dar olan ve hepsinin ortak noktası 'tanıdıklar' olan etrafım) oluşturan kişilerin sevdiğim insanlar olmasını istiyorum. Başka binlerce hayat var ve onlar benimkine müdahale etmesin, elimden geldiğince uzakta olsun. Onların hayatına da tanıklık etmeyeyim. Sevdiğim insanların sorunları benim sorunları benim sorunlarım olsun. Sevdiğim insanların dertleri bana dert, hataları bana hata olsun.

Geçen sene demişim burada kimsenin hayatına zorla girmedim, kimse de benimkine girmesin diye. Kesin onu çok özel bir sebep için yazmışımdır, hatırlamıyorum. Zira yeni yeni fark ediyorum aslında kendim için çok genel bir şey söylediğimi. Yeni insanlarla tanışmak çok korkutucu bir şey olarak geliyor. Tatilde belki tanışılabilir, geçici, o an için. Her sene yeni bir arkadaş edinebilir, onunla beraber vakit geçirebiliriz ama o kişinin dost olma ihtimali çok düşük. Yani şansa kalmıştır iş. İnanıyorum ki şansımızı denediğimiz zaman başarılı olamayız. "Ya ben onunla çok iyi dost olabilirim" diye düşünüyorsak bence yanılıyoruz.

Çok sevdiğim arkadaşlarım var, bugün üç tanesiyle vakit geçirdik. Çok şanslı hissettim kendimi. Beni çok seven ve aynı şekilde olmasa da benim de onu çok sevdiğim biri var. Annem, babam, ablam ve abilerim (gerçi bir tanesiyle tam 5 senedir konuşmuyoruz malesef ultra komik sebeplerden ötürü) de yanımdalar hep. Herkesin amacı kendi evrenini yaratmak olsun, kendi bahçemizi güzelleştirelim. Ben çok şanslı bir insan olduğum için bu bahçe çok güzel. Benim de amacım bu insanların bahçelerine ufak bir şekilde olsa da renk katmak olsun. Başarmışsam biraz, eğer birileri "iyi ki varsın" diyorsa ne mutlu bana. Eğer 23 kişi varsa bunu diyecek boşa geçmiş tek bir yıl bile yok demektir bu.

Kendime Notlar I

  • Hayatı dramatikleştirme.
  • Zevklerin değil, iştahların olsun.
  • Yerle gök arasındasın, başka bir yerde değil.

Perşembe, Şubat 01, 2007

Bir Tek

Emin olduğum tek bir şey var. O da "Manic Street Preachers"ı duyabildiğim. Onlarca şey dinliyorum ama onlar başka. Bir gün kendimi mutsuz hissettiğim zaman onları dinleyip duyamadığımı görmem umarım. O gün gelmesin hiçbir zaman çünkü mutlaka mutsuz zamanlar olacak bu hayatta.

Pearl Jam - Black