Cumartesi, Nisan 29, 2006

Faralya

Metin'in dedesi vefat ettiginden oturu Likya Yolu gezimiz iptal oldu. Onun yerine ben gecen yaz gittigim Faralya koyune yine gidecegim. O zaman Ayse'yle gitmistik simdi tek basima gidiyorum.

Faralya denen koy Fethiye'de Kelebekler Vadisi'nin tam ustunde. Orada George House'da kalicam. Adinin George olduguna bakmayin, Ridvan Amca'nin yeri orasi aslında, iki oglu (Hasan ve Ramazan) ile birlikte isletiyor orayi (kizlari da var ama isimlerini bilmiyorum). Yer, adini yillar once Ridvan Amca'ya hediye edilen ve ustunde "George" yazan bir sapkadan aliyor.

Herhalde bir hafta kafa dinlemek bana cok iyi gelecek. 4 kitap okuyup (ucu sahilde okumak icin Lawrance Block'dan, digeri ise yolda ve geceleri okumak icin Karamazov Kardesler) hergun yurumeyi (Kabak'a Hisaronune vs.) ya da Kelebeklere inmeyi dusunuyorum. Umarim muvaffak olurum.

Cuma, Nisan 28, 2006

IBB

Istanbul Buyuksehir Belediyesi Kadir Topbas'in basa gecmesiyle saha kalkmis durumda. Her tarafta haril haril bir calisma, bir canlilik, bir hareketlilik...

Belediye super calisiyor, once insaat kismini anlatayim:

Once Istiklal Caddesinda yuz senedir orada duran taslar yerinden sokuldu bir bucuk yil kadar once. Istiklal'deki santiye bir sene durduktan sonra bu yeni taslar da Baskanimizin begenmemesi uzerine tekrardan sokulduler ve daha yenileri doseniyor simdi.

Her taraf camur, harc, toz ve toprak icinde... Zaten elektrikleri kesilen caddede boylece 'gece hayati' (yani gunah kismi) baltalanmis, munafiklara da cezasi verilmis oluyor bir yandan.

Sonra her tarafta (ozellikle E-5 ustunde) bir ton kopru, tunel, altgecit, ustgecit calismasi var. Gecen sene bir ara tam 500 noktada santiye kurulmustu. Sanki Ikinci Dunya Savasi sonrasi tekrardan insa edilen Berlin gibi bir havaya burundu Istanbul... Amac trafigi duzeltmek tabi. Boyle yuksek bir amaca hizmet ettikleri icin kimse bir sey demiyor, sadece yapilan isi hazmedemeyen bazi catlak sesler var. trafik sorununu sehrin icinden otobanlar gecirerek cozmeye calismanin eminim bir cozum olma olasiligi sifir.

Bu insa sevdasi icin bir yarisma acildi. Kartal ve Beylikduzu'ndeki 500 hektar (yanilmiyorsam) alanda gokdelenler kurulmasi icin. Bogaz kenarindan yer begenmemeleri bizim icin bir sans aslinda. Neyse, yalniz bu yarismaya yetersiz olduklari gerekcesiyle hicbir Turk mimar davet edilmedi. Halbuki planlanan juri baskani da bir Turk'tu. 'Bizim mimarlarimiz hicbir sey yapamaz ama yapilani iyi anlar' demek istiyorlardi herhalde. Ayrica boyle bir yarismaya yerel bir mimarin da katilmasi kurallar geregiymis. Bunu Topbas duyunca da 'tamam katilsinlar ama onlara proje parasi vermeyelim' diyor. diger mimarlara 70 bin dolar para odenek ayrilirken bizimkilere bu cok para gerektiren proje tasarimlari icin havayi vermeyi tercih ediyorlar alay eder gibi...

Ulasim konusunda ise yapilanlar gene ilginc. Vapurlar artik belediyeye ait ve yeni vapurlarin alinmasi soz konusu. Ilk basta kibrit kutulari getirilecekken alinan tepkiler uzerine plan degisikligi oldu ve 8 vapur tasarimindan bir tanesi Istanbullular tarafindan secilecek. (ayrintili bilgi icin Mert'in bloguna bakabilirsiniz)

Otobuslerde artik ogrenci bileti diye bir sey yok. Ogrenci indiriminden anca Akbil sahibiyseniz faydalanabiliyorsunuz...

falan da filan... anliicaniz 5 sene once belediye bana gereksinim bursu vermedi :))))))

Çarşamba, Nisan 26, 2006

Çernobil

Bugün Çernobil Facia'sının 20. senesi... 26 Nisan 2006 saat 1:23

20 sene önce 4. reaktörde bir sorun çıkıyor, sorunu düzeltmek için yapılan her şey zincirleme reaksiyonun artmasına yol açıyor, zaten alarm devreleri kapatılmış olan santral'in 4. reaktörü patlıyor...

Yalnız 1 Mayıs hazırlıkları var o sıra. Bu haber duyurulmuyor dünyaya. 2 Mayıs gibi İsveçliler çakıyorlar durumu, kendi reaktörlerinden birisinin sızıntı yaptığını düşünüyorlar, sonra araştırdıklarında buluyorlar ki Çernobil'de olmuş bu olay...

Ukrayna'da onbinlerce sakat çocuk doğuyor, sakat olacaklar diye insanlar çocuk yapmak istemiyorlar, kısır bir millet çıkıyor ortaya...

Bizi de etkiliyor tabi, Mayıs ayında toplanacak çayların üstüne bir ton yağmur yağıyor ve o çaylar her tarafa yollanıyor...

Okulda öğrencilere, kışlada askerlere fındık, süt, çay dağıtıyorlar...

Biraz radyasyon vücuda iyi gelir diyor bakanlar...

Hiçbir yere iyot tabletleri götürülmüyor, kimseye yağmurlu havalarda dışarı çıkmayın demiyorlar...

Anlat anlat bitmez...

Bu acıyı yaşayanları dinletmek lazım, nukleere "evet" diyenlere

Yeniden bir nukleer santral kurulmasi hortladi. Bu sefer isler direkt oldu bittiye getirilmeye calisiliyor. Ilk once Sinoplulara 'Size yol yapicaz, universite yapicaz bi de nukleer santral yapicaz' deyip ne oldugunu anlamayan Sinoplularin alkislarini alip sonra bunu medyaya 'Sinoplular nukleer santrali alkislarla karsiladilar' diye sundular. Ondan sonra Turkiye'nin enerji ihtiyaci su kadar deyip enerji ihtiyacindan bahsediyorlar...

Çevre Bakanı çıkıyor sanki Enerji Bakanı'ymış gibi konuşuyor. "Hükümet'in kararı bu, bize uymak düşer" diyor, sanki başka bir merci böyle bir kararı alabilirmiş gibi, sanki Anayasa Mahkemesi diyormuş da eli kolu bağlıymış gibi...

Artvin şuncacık nufusuyla kanser sıralamasında 4. olabiliyor 20 sene içinde, ta 46.lıktan çıkıp???

5000 megawatt enerji lazım deyip 1700 megawatt'lık santral yapıyorlar, yani en az iki tane daha santralin yapılacağı kesin...

Alternatif enerji kaynakları için yatırımlar yapmak yerine birer birer kapanan nukleer santrallerden yenisi açmaya çalışıyorlar...

Nukleer atığın imha yöntemi olmadığı bilimsel bir gerçekken "Toroslara gömeriz, bize bi şey olmaz" diyorlar...

Almanya şu anda büyük çoğunluğu rüzgardan ve güneş enerjisinden (o kadar kuzeydeki bir ülkede ne kadar güneş olur artık siz düşünün) İngiltere'nin nükleer santrallerden ürettiğinden daha çok enerji ürettiğini " göz ardı ediyorlar...

Sinop'a kurulacak santralin 2017'de üretime geçeceğini ve ne tesadüftür 2017 yılında Almanya'nın son santralini kapatacağını "e onlar Alamanya" diye karşılıyorlar.

Bu kadar büyük enerjiye neden ihtiyaç duyduğumuzu anlamıyorum ben. Eskiden daha çok toprak derken şimdi daha çok enerji diyoruz. Enerji için Amerika Orta Doğu'ya giriyor, Venezüella'yı senelerce sömürüyor... Daha sağlıklı ve mutlu bir hayatın neden öncelikli amaç olmadığının mantıklı bir açıklaması olmamalı... Dünyanın yetmeyeceğini düşünüyor bir çok insan...

Bence bu ondan ne beklediğimizle alakadar, yetmeyen biziz...

Pazar, Nisan 09, 2006

Komik Olma Çabası

Başarılı olmak için çalışıp çabalayan insan takdir edilir ama kimse çıkıp o çalışırken " ehehe başarılı olma çabası" demez veya kuvvetli olmak isteyen biri gider uzakdoğu sporlarına merak salar, gider vücut gelişterme yapar, ona da kimse bir şey demez keza akıllı olmak isteyen biri de gider beynini çalıştırır, ilim irfan öğrenir, kitap okur vs. örnekler çoğaltılabilir... Ancak iş komik olmaya geldiği zaman insanlar "komik" olma yolunda atılan adımlara, gösterilen çabaya dudak büker, burun kıvırır daha doğrusu kıvırıyor. Hatta ortamda komik birileri varsı itin götüne sokar komik olmaya çalışanı. Ya komiksindir ya da değil. Fuzzy logic filan dinlemez komiklik...

Bana öyle geliyor ki komikliğin doğustan geldiğine dair bir inanç var herhalde toplumda. Sanki herkes komik doğar, yaşar ve komik ölür. sanki espri yapmak, iyi fıkra anlatmak, insanları güldürmek öğrenilebilcek şeyler değilmiş gibi... Sanki insanlar her kararlarında oldukça doğru, isabetli davranıyorlarmış gibi gülmek, güldürmek, eğlendirmek gibi bir amaçları olduğunda bunda yüzde yüz başarı isteniyor. Kötü bir espriye gülmemekle, onu yapanı baltalamak, kendisini ifade yollarından bir tanesi elinden almak arasında bir fark vardır sanırım.

Mesela siz zenginseniz başka insanların da zengin olması istemezsiniz. çünkü ortamdaki toplam mal bellidir, niye sizinki azalsın değil mi? (değil mi?) Tipik insan davranışı, gayet olağan. Peki komik olmak isteyen birisinde problem yaratan nedir? "kadınlar kendilerini güldüren erkeklerden hoşlanır" lafı mı? yoksa komiklik bir statü mü, kadro mu?" Sendikalılar mı komik olabiliyor sadece, ben de Harranlıyam!

Mecaz


Eren Kazım Akay - Mecaz
Video sent by divadeiwob
Eren Kazım'ın baska bir klibi daha...