Çarşamba, Kasım 16, 2005

Werner Heisenberg


Aynı katı paylaştığımız fizik bölümünün önünden geçerken bir çok fizikçinin portrelerini görmek mümkün. Einstein, Schrödinger, Plank, Feynman vs... Tabi ki bu büyük fizikçiler arasında Heisenberg de var, hani şu 's.kim olsun donuma değmesin' lafının fizikçesini bulan adam. Bir gençlik resmini koymuşlar. Sizin de solda gördüğünüz resim bu. Önce Heisenberg'in ne kadar da Zühtü Pekmez'e benzediğini düşündüm. Eh, biraz andırıyor ama çok da bir benzerlik yok aslında. Asıl Heisenberg'in neye benzediğinden ziyade neye 'benzemediği' dikkat çekici. Kim düşünür ki bu amerikan lise filmlerinde esas oğlanın asıldığı sarışın güzelin amerikan futbol takımı kaptanı olan sevgilisi kılıklı herifin dünyanın en büyük fizikçileri arasında olduğunu... Ben düşünmezdim.

Pazar, Kasım 13, 2005

Babam

Eskilerden bahsediyordu babam. Eskiler ne kadar doğruları söyler bilmiyorum ama düşündürücü oldukları kesin. Şöyle dedi;

"İnsan mecbur kalınca anasının dostuna baba dermiş"

dün de Hz. Ali'nin şu kıssasını (kıssa mı deniyor ya buna) anlattı. "Bir gün Hz. Ali'ye gidip 'Ya Ali şu adam sana kötülük edecek' demişler. O da yanıtlamış: 'Ben ona bir iyilik yapmadım ki' "

Cumartesi, Kasım 12, 2005

Cin Evren




Ankara'da geçirdiğim gözlüksüz günden geride bir tek bu fotoğraf kaldı. Cem ve Laçin'le kestane şekeri arayıp da dondurma, kazandibi ve profiterolle yetindiğimiz pastane burası. Gözlüksüz fotoğraf çektirmeme ısrarlarıma rağmen (Objektifi göremeyince röntgenim çekiliyormuş gibi hissediyorum.) Burnumun ucunu göremediğim belli olmasın diye 'cin' bir ifade takınmışım Laçin'e göre. Ben zaten cinim. Kazaam Jr.'yim ben. Yalnız Laçin'in fotoğrafçılık yeteneğine tekrar hayran kaldım. Burnumu 1/100.000 ölçekte çekmeyi başarabildiği için. Bundan sonra Zümrüt'e gitmeyeceğim artık. "Evli misin? Hayır. Peki sokakta mı yaşıyorsun?" diyaloglarını yaşadığım yerde iki kez fotoğram çektirmeyeceğimi bilmek için Herakleitos olmak gerekmiyor zaten...

Kıyas

Şimdiye kadar başka bir kadınla kıyaslanmaktan ölesiye nefret etmeyen kadın görmedim. Kadınların hepsinin kıyas kabul edilmez yaratıklar olması biraz süpheli geldiğinden başka bir şey olmalı bunun altında yatan.

Cuma, Kasım 11, 2005

"...seriously harms you and around you" VII

Başımıza ne geliyorsa bunları maddeler halinde yazalım. Kesinlikle sayfalar dolusu tutar. Mesela bunlardan birisi de yeterli bilgi yokken yapılan yorumlar, düşünülen fikirler. 'Önyargı' akla ilk gelen kelime her ne kadar tam da karşılamasa...

Dün Sherlock Holmes'ün 'tüm hikayeleri' kitabını aldım. Tekrardan zevkle okudum. Çok iyi edebiyat, her ne kadar çok iyi polisiyeler olmasa da. Orada bir daha gördüm ki Holmes'ün en büyük numaralarından biri asla elinde yeterli veri yokken bir karar vermemesi. Tabi Doyle karakterine böyle büyük bir lûtufta bulunsa da hiçbir şey karşılıksız değildir. Holmes bu yeteneğini aşk'ta da kullanan bir insan. Bu yüzden kadınlarla ilişki kuramıyor. (Tabi siz Watson'ı onun sevgilisi sanıyordunuz değil mi?) Irene Adler'i var onun kafasında. Erişemeyeceği bir kadın yapmış onu, böylece diğer kadınlardan çok zekice bir hareketle sıyrılmış. "It's elementary, my dear readers"

İki kere ikinin dört ettiğini matematikçiler, en az dört ettiğini ise mühendisler ve işletmeciler düşünür. Böylece hayat önce tutarlı, sonra kolay olur. Belki içinde olduğum(uz) en yanılgılardan biri hakikaten budur.

"...seriously harms you and around you" VI

Eğer birileri (bu birileri toplum tarafından psikiyatrist denen kimseler) sizin deli olduğunu iddaa ederlerse işiniz gerçekten çok zor. Öyle olmadığını ancak başka 'psikiyatrist'ler söyleyebilir. Aklı selim olduğunuzu kanıtlamak gerçekten çok zor.

Rosenhan ve arkadaşları (bunlar da psikiyatrist) da böyle bir deney yaptılar zamanında. Merak eden google'dan bulabilir deneyi.

Aynı şekilde insanlara değiştiğinizi de kabul ettirmeniz çok zor. "İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur" lafını söylediklerine göre atalarımız bir bildikleri vardır. Sonuçta "ateş olmayan yerden duman çıkmaz" değil mi.

Olumlu yargıları olumsuz yönde değiştirmek herkesin yaptığı bir şeyken, olumsuzları çevirmek pek nadir oluyor. Deli olmadığınızı kanıtlamak ne kadar zorsa bu da o kadar.

Hem değiştiğinizi kabul ettirmek istediğiniz insanlar varsa bu daha da zor. Çünkü değişmediğinizi onlara göstermeyi çok isteyeceksiniz ve bu da yanında heyecanı, telaşı getirecek. Sonuç olarak daha da batma riski var.

Bence cool olmak lazım. Cool olmak çok işe yarar. Birçok farklı hayat yaşıyorum ama hiçbirinde cool olamadım. Olsaydım zaten işler başka olurdu.

Kılıç Kalkan

Başak burcunun ne kadar titiz olduğu herkesin malumu. Temizlikten tutun yemek yapmaya ya da herhangi bir işte olabildiğince titiz davranmaları oldukça dikkat çekiyor. Ben de bir şekilde bu özelliği taşıyorum her ne kadar hiç başak öğeleri içermese de yıldız haritam. Tek ortak noktamız Merkür'ün ikimizin de yöneticisi oluşu. Bu da herhalde dilime vurmuş. Konuşurken biriyle seçilen kelimelere, kurulan cümlelere karşı aşırı hassasiyet içindeyim. 'Söylemediğim' şeylerin 'söylemişim' gibi yansıtılma ihtimalinden olabildiğince tırsıyorum. O yüzden konuşurken sürekli düzeltme ihtiyacı hissediyorum ve ileride 'aleyhinde (aleyhimde) delil olarak kullanılma riskine karşı özel 'kalkan koleksiyonumda' nadide parçalar var.
Kalkanların yıkıldığı zaman ise Kaptan Picard gibi Başmakinist La Forge'a Warp Motorlarını' çalıştırma emri veriyorum.

Kurguda tabi gariplikler var. Sondan başladığım için bu, planladığımdan değil. Eğer konuşma bir savaşsa (mars ikizlerde) savaş meydanını kolay terk etmek olmaz. Hava tarotta kılıç'a denk geliyor. Kılıç da sivri. Ben de öyleyim. İğneyi kendime batırıyorsam bir kere, kılıç çoktan sokulmış oluyor iki kere başkasına.

"...seriously harms you and around you" V

İnsanlar birbirleri hakkında düşünüyorlar, o veya bu şekilde birbirimizin hayatına giriyoruz. Elbette hayat da çok güzel, çok iyi bir yer olmayıp aynı zamanda çirkin ve kötü bir yer olduğuna göre birbirimiz hakkında kötü yargılara da sahip oluyoruz. Bu gayet normal. Kendi adıma diyebilirim ki elbette bir çok insan vardır beni korkak, hain ve/ya salak bulan. Bunda gocunacak bir şey yok, olmamalı. Ama bu üzülmeye engel değil tabi. Yalnız şöyle bir nokta var ki beni aynı zamanda zeki, cesur ve dürüst gören de bir çok insan var. Hoca'nın da dediği gibi 'doğurduğuna inanıyorsun da niye öldüğüne inanmıyorsun' diyorum buna üzüldüğüm zamanlarda.

Perşembe, Kasım 10, 2005

Anlamak

'Anlamak çözmeye yetmez' diyen Bülent Ortaçgil'in alnından öperim ben. İnsanları anlamak için psikoloji, toplumları anlamak için sosyoloji, tarih okuyoruz. Maddeyi anlamak için fizik, kimya; canlıyı anlamak için biyoloji genetik. Gökcisimleri için astonomi yardıma koşuyor. Koşuyoruz da koşuyoruz... Bilgilenip anlıyoruz. Nasıl olduğunu, neden olduğunu anlıyoruz. Anlayıp çözüyoruz. Bu satırları yazıyorsam insanlığın yıllarca süregelmiş olan bilgi birikimiyle, anlayışıyla yazıyorum. 'Anlamak çözmeye yetmez' demek anlayarak çözüm üretebilme seçeneklerini dışlamak gibi. Ben de Gibi Gibiyim zaten.

Çarşamba, Kasım 09, 2005

Gün Gelecek!

  • Gün gelecek, dünyayı dolaşacağım.
  • Gün gelecek, saklanmayacağım.
  • Gün gelecek, kitap yazacağım.
  • Gün gelecek, açık olacağım.
  • Gün gelecek, yalan söylemek zorunda kalmayacağım.
  • Gün gelecek, devasa bir müzik seti alacağım.
  • Gün gelecek, muğlaklıktan koşar adım kaçmış olacağım.

ya da

  • Gün gelecek, ben düşündüklerimi yapamadan yaşlanmış olacağım.

Non-Linear Dynamics

Cisimler elimde garip, onların eylemsizliğinden beklenmeyecek hareketlerde bulunuyorlar. Bunu kontrol etmek için el becerilerimi geliştirmeye yönelik etkinlikler yapıyorum. Hokkabazlık, dart, bowling vesaire. Top çevirirken işler yolunda ama dartta bazen o kadar garip yerlere atıyorum ki insanlar "Evren dart makinesi bu yönde, orası bar" diyorlar. Bowling'de ise genelde yeniyorum arkadaşlarımı ama şansın da yardımıyla. Hatta bir keresinde onuncu atışta strike yapıp üçüncü atış hakkında da dokuz kuka devirerek kazanmam gerekiyordu. Topu yuvarladım ve top tüm hızıyla kulvarın ortasından diğer kulvara fırlayacaktı ama allahın bir mucizesi olsa gerek yandaki kanala çarpan top zıplayıp tüm kukaları devirmişti. Hatta "aha top dışarı çıktı" diye sevinen rakibim strike sonrası üç ay boyunca benimle konuşmadı. Yani anlayacağınız ellerim garip çalışıyor. Dün de buna benzer bir şey oldu. Bir elimde çay fincanı, diğer elimde de yanan bir sigara vardı. Tırnaklarıma bakarken birden elimdeki sigara fırladı ve on santimetre uzaktaki fincanın önce bir tarafına çarptı. Oradan seken sigara diğer tarafa da çarpıp dik bir şekilde önce filtresi olmak üzere çayımın içine girdi ve anca sönen sigaranın 'cısss' sesiyle kendime gelebildim.

Anlayamıyorum tabi neden böyle davrandıklarını... Kimya kitaplarına baktım yok böyle bir şey. Sonra araştırdım bir öğrenci olarak ve bunun da bir biliminin olduğunu hatta Muhittin'in de bu konu üzerinde çalıştığını duydum. Görünce soracağım ona. Diyeceğim 'hoca! bu non-linear dynamics' dediğiniz meret nedir.' Bir İkizler olmama rağmen bu el beceriksizliğime bir derman bulabilir mi bilmiyorum ama olsun. Çünküüü;

"İlim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir, sen kendin' bilmezsen, ya nice okumaktır"

Salı, Kasım 08, 2005

İsmet Zekat Veriyor

İsmet her ne kadar zamanı geçmiş olsa da malvarlığının kırkta birini zekat olarak vermeyi düşünüyormuş. Zekatı hak etmek için gereksinim şarttır. Adayların en kısa zaman içinde benimle irtibata geçmesi gerekmetedir.

Cumartesi, Kasım 05, 2005

Örnek Vermek

Tartışmayı seven bir insanım galiba. Otu boku o hale getirebilme yeteneğim (ne yetenek değil mi?) var galiba. Neyse efendim. Örnek vermek gayet işe yarayan bir şey. Neredeyse uygun örneği bulmak karşıdakinin kendisiyle çeliştiğini onun sözlerinden çıkarmaktan sonra ikinci sırada geliyor.

Ama örnek vermek tehlikeli tabi. Çoğu zaman aralarında ilişki olduğunu düşündüğümüz konularda aslında bir bağlantı olmuyor, o zaman dediğimiz bir şey ifade etmiyor ya da verdiğimiz örnek yanlış, hatalı. O zaman 1-0 oluyor.

İşte bu söylediğim 1-0 lafı tehlikenin ta kendisi. Ben niye öne geçmek isteyeyim ki? Bu bir oyun değil, olmamalı. Poker, satranç vs var oyun olarak. Benim amacım nedir? Konuştuğum kişiye fikirlerimi söylemek yani kendimi anlatmak değil mi? O yüzden verdiğim örnekler bu minvalde olmalı ve karşımdaki de böyle değerlendirmeli. Vice versa.

Birisi yenmeye çalışmaya başlamadan önce ortalık çok iyi giderken birden kötüleşebiliyor. Çünkü yenmek isteyen biriyle karşılaşınca mastürbasyon malzemesi olmamak için bir sert durabilmek gerekiyor herhalde.

Invert

Neden büyük bir burnum ve iki kulağım var acaba? Neden sakallarım sadece beni seven insanların öpmesine müsade edecek kadar sert. Bu kadar geniş bir alın geleceğin habercisi mi yoksa? Erdal İnönü gibi mi olacağım yaşlanınca? Kilo almalıyım. İki gündür Onur bizdeydi. Adamın bir öğünde yediğini ben tüm gün anca yiyebiliyorum. Yemek yemek bir zevk insanlar için. Ben ise ölmemek için yiyorum. İnsanlar yataklarındayken şimdi ben uyanığım. Bu arada Civ 4 çıkmış. Neyse ki emektar bilgisayarım onu kaldıramayacak kadar güçsüz. Expolerer açıkken müzik dinleyebilmek sevindiriyor beni. Hem Civ 4 çok tehlikeli. Üçüncüsü bile çok zevkli anlar yaşatmasına rağmen bir çok şey götürdü. Belki de kalan zamanları iyi değerlendirmediğimden oluyordur. Haftada 168 saat oldukça iyi bir harçlık aslında. İyi kullanmıyoruz. Sürekli 'önemli olan o değil' diye cümleler kuruyorum. Değilleye değilleye nereye varacağım. Önemli olan ne? Yoksa Ist Evren niedrig? Barış'ı özledim çok. Keşke o konuşsa da dinlesem. Keşke aklıma gelen her şeyi söyleyip rahatlamak istediğim bunun gibi zamanlarda etrafında dolaşmasam. Söylesem, haykırsam. Ama hayır. Bunun yeri burası değil, o yüzden söyleyemiyorum. Ama hayır. Bunun zamanı şimdi değil. Ama bu zaman yakın, biliyorum. Sen de biliyorsun? Biliyorsun değil mi? Lütfen bil! Rüya misafirliği bize verilmiş bir lüks. Şimdilerde onu kullanıyorum. Hayal gücü, simgelerle düşünme bende olmayan şeyler. Uzun paragraflara ihtiyacım var. Belki de yanlış eğittim kendimi, yanlış eğdim. Pişmeyip kavrulduğum gibi, eğilmedim büküldüm. El pençe divan durup kimi zaman pençeledim çevremdekileri. Şu sıralar yaptığım tek olumlu şey ise kendi hayatımı izlemeye başlamak oldu herhalde. Yaşadığım hayata tanıklık etmeye başladım. 'Deconstructing Evren'i mi çekiyorum. Fonda biri and "you know two heads are better than one" diyor galiba.

Uyku

Gene uyumaya başladım. Uykuyla uyanıklık arasını çok seviyorum. Telefonla konuşabiliyor, annemin sorularını cevaplıyor, babamın sorularını duymazdan gelebiliyor, istediğim her şeyi duyabiliyor ve görebiliyorum. Bunların hepsi yarı bilinç düzeyinde yapılıyor. Hatta şöyle komik şeyler de oluyor. Rüyamda biri bana kısa mesaj atıyor. Ama ben çok uykulu olduğum için kendime uyanınca okursun diyorum. Uyanıyorum, telefona baktığımda ise mesajı göremiyorum. O zaman kendime kızıyorum. Keşke uykum olmasına rağmen zorlayım okusaydım. Nasıl bir mesaj beni mutlu ederdi önceden bilebilirdim.
Uykunun amacı rüya görmek mi? Farklı bir bilinç düzeyini yakalamak mı? Nedir?

Cuma, Kasım 04, 2005

Hermes



Hermes hakkında sayfalarca yazmak istiyorum. Thoth'dan başlayıp Mercurius'la biyen bir yolculuk olsun istiyorum Hırsızların Tanrısı hakkında. Ama boşuna olur. Hem onu yeter derecede anlatacak kadar bildiğime inanmıyorum. Ama ona inancım tam! Hermes beni bilir! zaten. Ona olan güvenim de tam... Hem sandaletlerimi bulamıyorum hem de Akrep burcundayız şimdi. Bir derdi olan Hades'i yazsın.

Perşembe, Kasım 03, 2005

Ğ

Yumuşak G, yani Ğ alfabemizin en işlevsiz harfi. A, E veya K harfleri iki sesin birden yükünü taşırken Ğ hiçbir sesin yükünü taşımaz. Sesi olmayan bir harf. Bir işlem aracı. Kendisinden önceki sesliyi ikiyle çarpıyor.

Ama görünüş şekliyle en favori harfim benim. baksanıza küçüğe:

ğ

Ya büyüğe ne demeli:

Ğ.

A Design For Life

Bir kaç yıl önce yazmışım başka bir internet mecrasında, macerasında... Oradan kesip yapıştırıyorum. Çünkü hala değişen bir şey yok. 'Buda' yanlış kullanılmamış, aynen aktarmada sakınca yok. Sadece dünyadaki en güzel şarkı bu benim için ve ben kendimi mutlu hissediyorum

-------------------------------------------0----------------------------------------------
Bazı parçalar vardır, gerçekten çok 'iyi'dirler. hatasız, kusursuz.. Başka türlü olamazlar.. Tek notası bile değiştirlemeyecek kadar şahane..

Çok şanslıyız ki bu parça öyle değil, her taraftan patlıyor.. Hataları var, eksiklikleri.. İşte bu patlamış yerlerden akıyor Manics, damarlarımıza, kanımıza karışıyor..

Bu sebeple çok ama çok güzel..
...


Video klibi boyunca perdelerde görülen yazılar ise şöyle:


a house is a machine for living in

useful is beautiful

tomorrow is too late

ugliness corruption the heart and mind

hope lies in the proles

violance for equality

when freedom exists there will be no state

is everybody happy?

the pure motive

hereos or villains?

a design for life

man does not create. he discovers

violance for equality

this is the end

Söylediğime Pişman Olacağım Şeyler I

Evrende sabit bir nokta arıyorsak bulmamız çok kolay. Herhangi bir sarkacı herhangi bir yere astığımız zaman asılı olduğu nokta Evrenin merkezi olur. Hatta bunu ispatlamak isteyen Foucoult o sarkacı sallamış durmuş. O astığını noktanın sabit olup dünyanın döndüğünü kanıtlamış bundan daha seneler önce. Tabi Foucoult POİ çeviriyor muydu bilemiyoruz. Ama her poi çeviren genç kızımız bilir ki poiler dönerken SEN poi'ye uyarsın. Poilerle uyum içinde olmazsan onlar seni döver.

'Uyum'du tabi geleceğimiz yer. Ruh-beden içeren bileşimleri çok seviyorum demişti bir keresinde İpek. Çok davetkar duruyor gerçekten. "Ruh ve bedeninize karşı yıllardan beri yapılan lobotomi girişimlerini kınıyoruz! 3 aylık deneme sürüşünden sonra ikisi arasında bir körprü kuramazsak para yok abicim!" diye bağırmak istiyorum. Bu işte güzel para olabilir mi Feeling?

Bence böyle bir meslek oluşmalı. "Konservatuar mezunundan HARMONI dersi verilir" Öyle uzakdoğuya gitmeden şöyle ölçüleri bardakla kaşıkla olan bir şeyler yapmalıyız.

Bir kaç fikrim var, daha kağıda dökemiyorum. Çalınmasından korkuyorum. Ama bu sefer de beni kaçırabilirler. Kendimi korumalı, gevezelik etmemeliyim. Siz de kimseye söylemeyin ;-)

İlan

"22 yaşında, iyi eğitimli, İngilizce bilen, Casio hesap makinelerini gözü kapalı kullanan, Photoshop'a hakim ve Borges vecizeleri hafızı genç, EV'indeki odaları kiraya veriyor. Kiracıların aynı şekilde iyi eğitimli ve en azından Almanca'ya karşı bir heves sahibi olmaları ve en önemlisi diğer odalardaki kiracılara asla ve kat'a herhangi bir müdahalede (konuşmak, kapısını çalmak, duvarı yumruklamak, yüksek sesle şarkı söylemek) bulunmamaları gerekiyor. Bunu yapabileceğine inanan adayların en geç pasifik zamanıyla saat 13,59'a kadar 536688 kodlu çağrı cihazına ulaşmaları gerekmektedir."

Hamit hayatını satarken, ben kiralıyorum. Zaten hayat da romanlardaki gibi değil, değil mi?

Çarşamba, Kasım 02, 2005

Salamandrina

Salamandrina E.N'nin Tabula Rasa albümünden bir şarkı. Bu şarkıyla ilgili Bargeld şöyle demiş:

"Every element contains a living thing, the salamander lives in fire, and the female form is the salamandrina. I didn't invent any of this. And as I wanted to make the whole album in honour of the female creature - most of the texts in "Tabula Rasa" are either written from a female perspective or directed toward an invisible opposite partner - there's the connection. Fire is a transforming medium"

Ayrıca şarkının sözleri arasında Latince bir şey saklı. Bu bir bilmece, aynı zamanda dikkatli bakılınca görülebileceği gibi bir palindrom;

"IN GIRUM IMUS NOCTE ET CONSUMIMUR IGNI"

Gene Bargeld'e kulak verelim:

The sentence is difficult to translate because the anonymous Roman author had to use words in uncommon senses in order to make a palindrome. Yet, given that the palindrome is a riddleThe answer is a kind of animal. The animal in question has feet but walking is not its best known mode of transportation. Thus, any translation containing the word "walk" is immediately wrong.People who haven't studied Latin should still be able to pick out the words "night", "consume" and "fire", which could make them think that the sentence has some sort of dark, evil meaning.

Cevabın ne olduğunu bulmak zor olmasa gerek artık.

Böyle bilmecelerle dolu başka bir şarkı ise Ein Leichtes Leises Sauseln.
Tabi burası ne Dr. Ecco'nun yazıhanesi ne de E.N sitesi. O yüzden "col de ma ma daqua"nın ne olduğu bizim derdimiz değil :)

Salı, Kasım 01, 2005

Snake

O kadar çok mp3'üm var ki çoğunu dinlemedim bile. (hemen winamp'tan öğreniyoruz yüzde 30 civarında) Bunun iyi bir tarafı var. Bazen sanki radyo dinliyormuş gibi oluyorum. Güzel bir şarkıya denk geliyorum ve seviniyorum çünkü kim söylüyor, hangi albümden ne zaman çıkmış gibi bilgilere hemen ulaşabiliyorum. Dün de Snake'ye rastladım. Sssssssssssssssssıneykkk de diyebiliriz. Snape desin istiyormuş kimileri ama olsun.
Snake, aslında Salamandrina şarkısının önceki haliymiş. Sonra değişmiş (nein, dönüşmüş). "Die alte Haut die neue" Yılan semender olmuş. Ama Snake daha güzel, gerçi Salamandrina üzerine Nezih bugün o kadar çok şey anlattı ki onları da yazmak lazım bir ara. Snake'i günün şarkısı ilan ettim. 1 Kasım bundan sonra Snake dinleme günü!

Man Does Not Create He Discovers (ek)

"The creation continues incessantly through the media of man. But man does not create, he discovers"

Man Does Not Create He Discovers

"Her rastlantıda bir plan saklıdır" demiş Eco. (çok da mühim değil tabi bunu diyenin Eco oluşu aslında.) A Design for Life şarkısının klibinde Antoni Gaudi'nin bu sözünün olmasında da bir keşif yatıyor olmalı. Olmalı. Olmalı. Olmalı.